Anadolu, M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren çeşitle Türk toplulukları tarafından akınlara maruz kalmış bir bölgedir.

Türkistan’dan Anadolu’ya kadar uzanan ilk akınlar Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Ve Türklerin Anadolu’dan sonra ki hedefi ise Batı olmuştur genellikle.

Selçukludan sonra Anadolu’nun batısında kurulan Osmanlının kuruluştan sonraki ilk yönelişi de yine Batı olmuştur.

İlk baş şehir Bursa, sonra ise Edirne ve İstanbul’un fethiyle de İstanbul

Ve Avrupa içlerine ve hatta Viyana kapılarına dayanan bir Osmanlı

Cumhuriyet döneminde ise Uluslararası ve bölgesel birçok örgütte aktif rol oynayan Türkiye, 1958 yılından bu yana da Avrupa Birliği’ne üyelik yolunda Birlik ile ilişkilerini inişli-çıkışlı da olsa sıkı bir şekilde sürdürmüştür.

* * *

1952 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak kurulup 1958 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu olan bu kuruma kurulduktan bir yıl sonra 1959 yılında Türkiye ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Demokrat Parti lideri ve Başbakanı Adnan Menderes yapmıştı.

AET de başvuruyu kabul etmiş ve üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar uygulanacak bir ortaklık anlaşması önermişti.

Söz konusu Anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanmış ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmişti.

Ankara Anlaşması, Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturdu.

Ankara Anlaşması, Türkiye’nin AET’ye uyumu için hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç devre öngörmüştü. Anlaşmanın yapılmasında temel amaç Türkiye’nin tam üyeliğidir kuşkusuz.

* * *

Geçmişten bugüne kadar çeşitli dönemlerden geçen Türkiye-AB ilişkileri günümüze kadar kimi zaman gergin kimi zaman çok iyi ve tam üyeliğe kesin gözüyle bakıldığı dönemlere tanıklık etti.

Ankara Anlaşması’nın imzalanmasıyla başlayan ve günümüze değin farklı evrelerden geçen ilişkileri şekillendiren gelişmeler kimi zaman tarafların birbirlerinden beklentilerinde değişikliklere yol açsa da ne Türkiyetam üyelik kararından vazgeçebilmiş, ne de Avrupa Türkiye’yi tamamen reddedebildi.

Türkiye’de kimi çevrelerin ‘AB bizi hiçbir zaman almaz’ görüşünde olanların yanında zaten alınmasını istemeyenler de vardı.

Avrupa’da da Türkiye’nin hiçbir zaman üyeliğe alınmayacağını söyleyenler oldu, olmakta.

* * *

Türkiye’de AB ile üyelik müzakerelerinin sürdüğü yıllarda AB üyeliğine olumsuz bakanların, ‘Zaten Türkiye birliğe üye oluncaya kadar Avrupa Birliği dağılır’ diyenler vardı ve o günler böyle bir öngörüye belki gülüp geçilmekteydi ama Koronavirüs süreci ile öyle olaylar yaşandı ki kimi Avrupa ülkelerinde bunlar gerçekten şaşırtıcı oldu.

Ülkelerin sağlık sisteminin yarattığı olumsuzluklara birliğin kayıtsızlığı kimi ülke yöneticilerinde ve parlamentolarında protestolara ve AB karşıtı söylemlere neden oldu.

Birçok ülke sağlık hizmeti konusunda yetersiz kalırken, birlik üyelerinin işbirliğine kapıyı kapatmaları diplomatik ve siyasi krizlere yol açtı.

22 ülke sınırlarını kapatarak Schengen'i fiili olarak askıya aldı.

Ve duruma sert tepki gösteren Büyükelçiler, hükümet yetkilileri oldu.

Evet, virüs gelip geçecek kuşkusuz ancak gelecek AB’de önemli gelişmelerin yaşanacağını ve birliğin varlığının da tartışmaya açılacağını gösteriyor gibi…