Yaşadığımız çevre içinde, etrafımızı saran nesne ve güç odaklarına baktığımızda, yaratıcının her şeyi bir denge içinde yarattığını görürüz. Bu denge doğuştan insanoğluna verilmiştir. Bilim adamlarının tespitlerine göre, insan doğarken ana karnından itibaren, hayatta karşılaşacağı tüm hastalık ve onların şifaları olan faydalı bakterileri genlerinde hazır olarak dünyaya gelir. Esasen doğumdan, itibaren vücudumuzda bugün karşılaştığımız zararlı mikroplar virüsler bizimle birlikte yaşarlar. Ancak daha sonra kendi akılsızlığımız ve yanlış beslenme ve yaşam tarzımız sonra, Allah’ın doğuştan kurduğu bu ilahi dengeyi bozduğumuzda hastalıklar ve aksaklıklar bir bir ortaya çıkar. Onun içindir ki her an her saniye, yaşadığımız olayların tamamının bir güç dengesi içinde olduğunu anlarız. Çocukken her oyunda mızıkçılık yapan, zırlayan ve her oyunda kendini fasulyeden sayan tipler, büyüdüklerinde bu güç dengesini menfi yönde bozunca, genlerindeki adaletsizliği, ruhlarındaki mızıkçılığı da ortaya çıkarıyorlar. Bazen nereden geldiklerini bilmeyenler, kaç kilo bastığını tahmin edemeyenler kendilerini, şeyh, kutbu azam, bazen de dünya lideri zannedip, bizleri kandırmayı başarıyorlar. Her yaptıkları iğrençliğe de gayet güzel, toplum da kabul görmüş manevi duyguları da istismar ederek bir kılıf uyduruyorlar. Amaçları ise, dünya menfaati, mal ve makam hırsı, her şeyi sahiplenme duygusunu tatmin hırsı… Kandırılmanın en acısı da, insanın sevdikleri tarafından ihanete uğraması ve kandırılmasıdır. Bir gün aşkından “ölüyorum” bitiyorum ayakları yapıp, ertesi gün çark edip yeni aşklara yelken açan sevgili gibi... Aldatılmak insana çok büyük acılar verse de, kabullenememe duygusu bir yerde intikam alma duygusunu körükler. İhanete uğrayan acemi aşık intikam peşine düşerse, işte o zaman bütün hayatını bir intikam uğruna harcar. Buna rağmen haini ve hainleri unutamaz. İntikam peşinde koşmak, bir yerde hainin, sevgisini kalbinin bir yerlerinde hala taşıdığın ve zamanla tekrar yeşerebileceğine işarettir. Halbuki ondan uzaklaşmak alacağımız en büyük intikamdır. Acı bir gerçek de, intikam derdinde olduğunuza göre hala onu seviyorsunuz, ondan ümit kesmediğinizi gösterir.

Nerden çıktı bu aldatılmak ve aldatmak demeyiniz. Hepimiz ömrü hayatımızda defalarca aldanmışız veya aldatılmışızdır. Sadece cahiller değil, akıllılar ve kendini akıllı sananlar da defalarca aldatılmıştır. Bilmeyenin aldanması, belki bir yere kadar mazur görülebilir de, hele hele Kübera, elit ve eli kalem tutmuş takımının aldanması pek hayra alamet değildir. Hele hele yüzbinlerce, milyonlarca kişinin kaderini etkileyebilecek, siyasi ve idari mevkileri işgal edenler aldanırsa, o zaman kıyameti beklemek gerekir. Zira emanet akil ellere verilmemiş demektir.

Kandırılmış, aldatılmış insanlar her zaman kullanılmışlardır. Bu gibiler sadece kandırılmaz, kendi dışındakileri de kandırır ve aldatırlar. Onun için de bu tipler topluma ve insanlara güven vermezler, kendileri de güven içinde değillerdir. ‘’Başıma kötü işler gelecek’’ endişesi, onların ruhlarını ve çevrelerini duvarlar içine alır.

İnsanın, insanı kandırması ve aldatmasının bir amacı vardır. Kandırmanın amacı da karşısındakileri kullanmaya matuftur. Çoğumuz, aklımızda kurguladığımız kötü emelleri gerçekleştirme ihtiyacını hissettiğimizde, ilk aklımıza gelen kandırma dürtüsüdür. Türk siyaset tarihinde, partilerin ve onların başkanlarının en fazla kullandıkları argüman kandırmadır. Ne kadar başarısız da olsalar “kandırmayı” becerebilen liderler her zaman kazanmışlardır. Merhum hoca Nasrettin, eşeğine devamlı kuru ot yedirir. Her gün, her gün kuru saman yiyen zavallı eşeği, artık pes deyip yememeye başlayınca, merhum hocanın eşeğin iki gözüne yeşil gözlük takıp, sarı samanları yeşil gösterip yedirmeye çalışması gibi… Gerçi hikayenin devamında hocanın eşeği yeşil gözlüğe kanmamış ve sonunda açlıktan ölmüş. Ama akıl nimetinin kıymetini bilmeyen bizler, siyasilerin bizim gözlerimizi boyamalarının farkına bir türlü varamadık. Her defasında da kanıyoruz. Samanı yeşil ot gibi görmeye devam edip gidiyoruz. Onun içindir ki; siyasiler, akıllarını çalıştıran, sorgulayan sebep ve sonuç arasındaki müspet veya menfi bağları kurup da hak ve hakikati görme becerisini gösterenleri hiç sevmezler. Onun içindir ki kanmayın aldırmayın. Her işte, size söylenen her sözün doğruluğunu yanlışlığını sorgulamadan, matematik tabiri ile mizanını yapmadan inanmayın. Neticede aklını kullanan, kendini kullandırmaz… Dini ve kutsal değerleri istismar etseler bile inanmayın. Unutmayın ki, Dünyanın en tehlikeli insanları dini var, aklı yok olanlardır.