Çoğu insan siyasilere ve demagoglara bile bile kanar. Fakat bir türlü kandırıldığını da kabul etmez. Hatta kendini ve kandıranları mazur göstermek için her türlü hileye başvurur. Telafi metotlarına başvurur. Hatalar insana mahsustur. Her insan hata yapabilir, neticede insandır yanılabilir tarzında bahaneler arkasına saklanır. Halbuki bu düşünce tarzı, gerçeği, ayıbı, yalanı talanı görmemek ve yok saymaktır. Olaylar karşısında ve insanlar huzurunda üç maymunu oynamak en büyük samimiyetsizliktir.

 İnsanlar kanar da, kandırır da, kandırılabilir de… Lakin kanmak ve kandırılmak sadece insanlara has bir özellik değildir, devletler de kanar ve kandırılır… Onun içindir ki devleti idare edenler, diğer devletlerin kapalı kapılar ardında ki gerçek niyetlerini bilerek, temkinli hareket etmek zorundadır. Bir insanın karşısındakini kandırması, sadece bir kişiye zarar verir ama devleti idare eden iktidarın başındakilerin kandırılması seksen milyon insanın geleceğini karartır. Onun içindir ki, iktidarı elinde tutan sorumlu mevkileri işgal edenlerin kandırılma lüksleri yoktur. Bu husus, öyle “aldatıldım, kandırıldım” gibi iki kıytırık kelimeyle geçiştirilemez.

Yazımızın gelişinden itibaren izah etmeye çalıştığımız kanmak ve kandırılmak mevzusu bu günlerde ülkemizde meydana gelen gelişmelerin ardındaki  “acaba” dediğimiz bazı olaylardır. Çünkü, Türk siyasi tarihinde, bu millet çok kandırıldı… En basitinden İstiklal Savaşı’nda bu millet misaki milli metni içindeki sınırlar dahilinde olan, bu günkü Musul-Kerkük bölgeleri, ne oldu, kimler kandırıldı da, güney sınırlarımız çizilirken Irak’ta kaldı.

Daha dün açılım ve çözüm sürecinde, görünürde PKK’lı militanlar silahlarını bırakıp teslim olacaklar diye propagandalar yapılırken, tam aksi oldu. PKK güney doğuda kendi propagandasını yaptı gitti… Yıllardır devlet erkanının kol kola girerek, bütçe imkanlarından besleyip büyüttüğü FETÖ’de bizleri kandırmadı mı? Siyasilerimizin her seçim öncesi meydanlarda söyledikleri ile iktidara geldikten sonra tam tersi icraatları bir kandırma değil mi?

Bugünlerde Türk dış siyasetinin içinde bulunduğu duruma baktığımızda, ‘’acaba ülkemiz üzerinde yeni bir kandırma planı mı senaryolanıyor?’’ diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Daha 2013  yılına kadar önemli hiçbir sorun yaşamadığımız güney sınırımızda yeni bir PKK devletinin temelleri mi atılıyor acaba? 2010 yılına kadar mutlu mesut yaşadığımız ve aramızda dişe tırnağa gelecek bir sorun yaşamadığınız Esad nasıl oldu da bir günde hain ve zalim oldu? Geçmişte ki gazete sütunlarını karıştırdığımızdan, sayın Cumhurbaşkanının Esad’ı defalarca ziyaret ettiğini, Esad’ın ise Türkiye’yi ziyaretleri sırasında her iki devlet başkanının havuz keyfi yaparak yan yana fotoğraf karelerine girdiğini ve hatta dostluk nişanesi olarak bakanlar kurulumuzun Şam’da toplandığını görüyoruz üstelik o devirde Esad’la aramız iyiyken, güney sınırımızda konuşlanarak Suriye hududumuzdan, Cezire, Kobani, Afrin adı altında kantonları kuran, yüksek tahsilini Türkiye’de yapan PYD’nin başında ki Salih Müslim isimli kişiye, iddialara göre pasaport veren Türkiye, bu şahsın Avrupa ülkeleri ile irtibatı da Türkiye üzerinden sağlandı. O tarihler de bizi idare edenlerin Suriye sınırımızdaki hassasiyetleri bilmemelerine imkan yoktur. İstihbarat birimlerimizin o günlerde gayet güzel çalıştığını da tahmin ediyoruz.