Suriye sınırımız da yeni bir devlet kurmak isteyen PYD, dış güçler ne kadar yardım etse de, yerel de bu bölgeler de yaşayan Arap kabileleri nazarında kabul görmedi. Yerel halka kendini kabul ettirmeden devlet kuramayacağını anlayan PYD ve hamileri bu bölge de İŞİD gibi marjinal yapıyı icat ederek halkı zulme başlayınca bu sefer yerel halk Türkiye ye göç etmek zorunda kaldı. İyimser rakamlara göre Suriye halkının en az üçte biri yerlerinden ve yurtlarından oldular. Boşalan bu alanları da PYD işgal ederek, devlet kurma amacına yönelik olarak yerleşti. O tarihte Türkiye’nin yerel halka kapıları sonuna kadar açarak, göçmenleri TÜRK topraklarında barındırması büyük hata idi. Hükümet bu hatasını beş altı sene sonra anladı ama iş işten geçti, tavşan bayırı aştı. Sayın cumhurbaşkanının son zamanlarda dillendirdiği güvenli bölgeler ihdası projesi fikri hakim olsa da geç kalınmıştı. Dış güçler tarafından Suriye de birden bire ortaya çıkarılan İŞİD denilen yapı, PKK bu bölgeye yerleşince de aynı hızla birden bire ortadan kaldırıldı.  Zira amaç hasıl olmuş, Türkiye oyuna gelmiş ve yine kandırılmıştı. Dikkat edilirse bugünlerde Suriye sınırımızdaki olaylardan pek bahseden yok. Bu bölgede neler oluyor, hangi senaryolar sergileniyor? Yetkililerin ağzından demeçler duyamıyoruz. Libya, Akdeniz, Azerbaycan da patlak veren olaylara dahil edilerek, asıl amaçların gizlendiği intiba da hakim… Türkiye olarak çevremizde çıkartılan suni gündemlerle meşgul edilirken, Suriye sınırımızda yeni bir PKK devletimi yapılandırılıyor? Bunu iyi düşünmek lazım. Çünkü bu bölgede kurulacak yeni bir terör devleti İsrail’in Büyük Ortadoğu projesine hizmet edecektir.

Batı düşünme tarzı ile doğulu insanının düşünme tarzı arasında çok büyük farklar vardır. Batı insanı geleceği planlarken 40-50 sene sonrası olabilecek ihtimalleri hesaba katar. Ancak bizim insanımız ise günlük yaşar ve bu günü kurtarmayı düşünür. Kadercilik de yüce kitabımızdaki yazılı olduğu şekilde anlaşılmadığı için, “Yarın Allah Kerim’dir” diyerek pek geleceğini planlamaz. Bu kafa yapısıyla da batılı devletlerin uzun vadeli planlarına karşı bir strateji geliştiremez… strateji geliştirmek,  geleceğin planlarını yapmak, akıl ve öngörü dediğimiz ilahi ve insani hasletleri geliştirmek ve çalıştırmakla olur. Bizim bugüne kadar beynimize zerk edilen biat kültürü, sorgulamadan inanma duygusu aşılandığı içinde, geleceğimizi kurgulayamıyoruz. Ardına düştüklerimiz, sözlerine güvendiklerimize tam teslimiyeti erdem olarak kabule diyoruz. Halbuki onlarında hata yapabileceklerini, bilerek veya bilmeyerek günah işleyebileceklerine pek ihtimal de vermiyoruz. Daha sonradan da istenmeyen durumlar ortaya çıktığında sükuta hayale uğruyoruz. Bu hali pürmelalimizin olumsuz örneklerini son zamanlarda çok gördük ve bu gidişle daha da fazlasını göreceğimizi zannediyorum. İslam dinini sadece kendi mülevves emellerine nail olabilmek için kullanan bir FETÖ nün gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra, yüzde doksan  dokuzu Müslüman olarak kabul ettiğimiz insanlarımızın nezdinde, din algısının ne derece zaafa uğradığını gördük. Çoğu insanların dine bakış açısı da değişti. Kendine hacı, hoca, şeyh gibi dini unvan tesis edip, milletin kutsal bildiği bu dini unvanlar arkasına saklanıp, dünyalık devşirenler, kadınlar ve çocuklara karşı yaptıkları cinsel içerikli taciz ve davranışlar ortaya serilince de insanlarımız iyi kötü, doğru yanlış ayırımı yapmadan toptancı bir tarikat, mezhep gibi dini kurumları ret ettiklerini ve hatta  düşmanı olduklarını da görüyoruz. Eskiden hacı, hoca, şeyh dendiğinde, toplumda saygı duyuluyor, iyi nazarla bakılıyordu. Ama son zamanlarda ise bırak sevgi saygıyı nefretle anılır duruma düştüler. Maalesef bu millet son zamanlar da, dini kurumlarımız başta olmak üzere inançlarımız konusunda da aldatıldı, hem de din kisvesi altında…