Ülkemiz bir deniz ülkesi. Eşsiz zenginliklere sahip kıyılarımız ve her biri birer saklı cennet olan adalara sahibiz. Kaç adamız var, bunlar hangi illerimizde, hangi denizlerimizde, hatta hangi göllerimizde biliyor muyuz? Pek çoğumuza sorulduğunda Gökçeada, Marmara Adaları, Bozcaada; İstanbul’da bu soru sorulduğunda ise sıklıkla Kınalı, Burgaz, Heybeliada ve Büyükada cevabını alırız bu soruya.

Oysa ülkemizde 11 ilimizin sınırları içinde 500’ü aşkın ada, adacık ve kayalık bulunmakta. Türkiye'de en çok adaya sahip illerin başında Balıkesir geliyor. Balıkesir il sınırları içerisinde toplam 32 ada ve 15 adacık bulunuyor. Bitmedi…  Van Gölü’nde 3 adamızın olduğunu biliyor muydunuz? Peki, Türkiye’de üzerinde yerleşim olan tek göl adası olduğunu. Isparta’da Beyşehir Gölü üzerinde bulunan en büyük ada, Maada Adası. Üzerinde bir köy ve tam 33 hane yaşıyor.

Gördüğünüz gibi bildiklerimiz dışında bir de bilmediğimiz, adı koyulmayan pek çok ada da Türkiye'de bulunuyor. Ancak, adalarımıza gereğince sahip çıkabiliyor muyuz, elimizdeki bu hazinenin değerini biliyor ve adalarımızı iyi yönetebiliyor muyuz? Biraz bu yöne bakacağız bu gün. Henüz yitirilmemiş bu değerlerimize en azından bundan sonra sahip çıkabilmek adına naçizane tavsiyelerimiz olacak.

Özellikle Covid-19 pandemisi sonrası yeni yaşam anlayışı sakin ve güvenilir yerlere ilginin artacağını gösteriyor. Bu ise adalara ilginin hızla artacağını ve bu konuda ivedilikle tedbir alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Bilindiği üzere adaların anakaradan çok farklı özellikleri, sorunları avantaj ve dezavantajları var. Sorunlarının başında da ulaşım, mevsimsel nüfus değişkenlikleri, sağlık, eğitim ve şehir planlaması geliyor. Adalarımızın yerine, konumuna ve özelliklerine göre bu sorunlara yeni ve farklı olanlarını ekleyebiliriz. Bu sorunların çözümünün ise başta yerel yönetimler olmak üzere, merkezi idare ve sivil toplum kuruluşlarının iletişim, etkileşim, koordinasyon ve eşgüdümü ile çözülmesinin mümkün olduğunu biliyoruz.

Ancak, adalarımızın özellikleri göz önüne alındığında bunun tek başına yeteli olmayacağını, adalarımızın üzerinde hassasiyetle çalışılarak ortaya konacak bir “ÖzelStatüye” kavuşturulmasının bu işin olmazsa olmazı olduğunu da çok iyi biliyoruz. Bunun için ise (Ege Adalarımızın askeri/stratejik durumlarına yönelik özel statüleri dışında, ayrıca )özel bir yasal düzenleme gerekiyor. Başta Ege ve Akdeniz olmak üzere dünyanın pek çok bölgesindeki adalarda bu iş çoktan yapılmış bile…

Aslında 1996 yılında Marmara (Adası) Belediyesi’nin öncülüğünde, Gökçeada, Bozcaada, İstanbul Adalar, Avşa ve Saraylar belediyelerinin katılımı ile çok önemli bir girişime imza atılmış, T.C. Ada Belediyeleri Birliği kurulmuş ve bu konuyu ele almıştı. Naçizane bu birliğin kurucu meclis üyeliğini ve ilk genel sekreterliğini yapmak ta bana nasip olmuş idi. Şimdi, bu girişimi Türkiye’nin diğer tüm adalarını yöneten belediyelerimizi de işin içine dahil ederek genişletmekle işe başlamak mümkün olabilir.

Tüm adalarımızın geleceğine sahip çıkmak adına tüm ada belediye başkanlarımızı siyaset üstü bir yaklaşımla bu önerime sahip çıkmaya davet ediyorum…