Tarih bunun ispatlamaktadır. Geçmiş dönemlerde mülkünü büyüten imparatorluklar kuran ve Dünya devleti olan birçok ülkenin temelini adil hükümdarlar atmışlardır. Ne zaman adil olmayan zulüm eden yöneticiler ve hükümdarlar başa geçmişler o zaman da koca imparatorluklar dağılıp yok olmuşlardır.

Selçuklu imparatorluğu dağılıp yok olduğunda geriye birçok beylik kalmıştı. Her biri birer aşiret olan beylikler kendi bulunduğu topraklarda yaşama tutunmaya çalıştılar. Ancak hepsi şunu çok iyi biliyorlardı ki büyük devletler küçük devletleri yok eder. Nitekim hepsinin başında Moğol korkusu vardı. Er ya da geç Moğol bütün Anadolu’yu kuşatacaktı. Moğol komutanı Hülagü han Bağdat’a kadar gitmişti. Yaptığı ettiği zulüm cümle cihanda duyulmuştu. 

Derler ki, Hülagü Han Bağdat’ı yerler bir edip çadırını kurunca o çevrenin meşhurlarını çağırtmıştı, lakin kimse cesaret karşısına çıkamamıştır. Sonunda genç bir talebe olan sakalı bıyığı yeni terlemiş çocuk yaşta birisi kabul eder. Yalnız, yanıma bir horoz, bir deve ve bir de keçi verin, öylece gideyim der. Neden böyle şeyler istediğini kimse anlamaz ama pek üstüne de düşmezler, çünkü Hülagü han ile görüşmeyi kabul etme cesareti göstermiştir gerisi çok önemli değildir.

Genç Hülagühan’ın çadırına kadar gelir, yanındakiler dışarıda bırakır ve içeri girer. Hülagü han çocuğu görünce şaşırır ve der ki bula bula seni mi buldular, buranın hiç ulusu, beyi yok mudur? Genç der ki; Eğer sesi gür birini istiyorsan dışarıda bir horoz var, yok eğer boyu uzun ve cüsseli birini istersen dışarıda deve var, yok eğer sakalı uzun birini istersen dışarı da keçi var, al onları içeri, görüş. Hülagü Han karşısındakinin boş biri olmadığını anlar ve der ki; Madem öyle, peki söyler misin beni bu topraklara kadar getiren nedir? O genç de der ki, seni buraya bizim kendi amellerimiz getirdi. Kendi aramızda adaleti terkettik, bir birimize karşı her türlü kötülük ve fesatlığı yaptık ve iflah olmaz işler yaptık işte bu yüzden bize ceza olsun diye Allah seni gönderdi.

Selçuklu sonrası beyliklerin hepsi teker teker yok oldular. Ancak bilindiği üzere Osmanlı beyliği yok olmadı. Bu beylik diğer tüm beyliklerden farklı idi. Bu farkı da çok bariz idi. Çünkü Süleyman Şah başta olmak üzere Ertuğrul Gazi, Osman bey ve devam eden nesli gerek töre ve gerekse adaletten hiç taviz vermediler. Bu beyler gerek karar verirken ve gerekse hüküm verirken büyüklerinden âlimlerinden ilim sahiplerinden faydalandılar.

Herkesin Malumudur Şeyh Edebali’nin sözleri; Ey oğul diye başlayan sözler adeta Osmanlı imparatorluğunun yıllar yılı anayasasını teşkil etmiştir. Ki sözler ve nasihatlerin birçoğu geçmişten günümüze değin gelen töre ve geleneklerimizin de ada fikrini oluşturmaktadır.

Adalet, sadece Müslümanın mal değildir. İslam dininden önce de kurulan tüm imparatorlukların temelinde adalet ile hükmeden hükümdarların olmasıdır. Roma, Bizans ve daha da eski medeniyetlerin kuruluş temellerinin adalet olduğu kaynaklarda ortaya çıkmaktadır. Zulüm üzerine kurulmuş bir devlet hiçbir zaman yaşamamıştır. Belki zalim kral bir süre hüküm sürmüştür ancak ömrü çok kısa olmuştur. Tarihte zalim kralların sonu her zaman aynı olmuştur.

İşte bu adalet günümüzde de aynı özelliğini korumaktadır. Adil devletlerin, adaleti sağlam devletlerin, halkının hukukunu üstün tutan devletlerin büyümesi ve yükselmesi muhakkaktır. Bir halkın devletine sahip çıkması için kendini güvende hissetmesi lazımdır. Devletinin kendisine haksızlık yapıldığında yanında duracağından emin olmalı ve kendisi birine haksızlık yaptığında da devletin kendisine layık olan cezayı vereceğinden korkmalıdır. Milletin birliği ve bütünlüğü ancak böyle sağlanır.

Liyakatin yerine tarafgirliğin, adalette ve hukukta tarafgirliğin, yönetimde milletin değil ideolojinin üstün tutulduğu zamanda ne devlette bir başarı ne de millette birlik beklenemez. Birliğin olmadığı bir devletin büyümesi ve yükselmesi beklenemez. Çünkü kişi devletini değil menfaatini, hakkı değil ideolojisini ön plana çıkarır. Bu da bölünmeyi getirir. Bölünmüş bir millet yok olmaya mahkûmdur.

Adalet ise öyle bir çift tarafı keskin bir kılıç gibidir. Bir tarafı muhakkak kesecektir. Ancak adaletin kestiği taraf hakkına razı olacaktır. Adaletin gerçekleşmesinden korkulmaz. Mülkün artması, nesillerin güzelleşmesi ancak bu şekilde sağlanır.