Şu virüs ortaya çıktığından beri, nasıl mücadele edeceğimiz, bu salgını nereye kadar götürüp de üstesinden geleceğimiz hususunda yaptıklarımız ve yapmamız gerekenleri bir türlü organize edip işleri kolaylaştıramadık. Bu kafalarla gidilirse, pandemiyi alt etmede başarılı da olamayacak gibiyiz.

Belki yazdıklarımızı bazı büyüklerimiz nazara alır da, bundan sonraki mücadele de bizim de çorba da bir tuzumuz olursa, ne mutlu bize…

Virüsle bilimsel olarak mücadele etmek ve her türlü tedbirleri almak ve uygulamaya koymak üzere, Bilim kurulu oluşturmak, hükümetin artı hanesine yazılması gerekirken bir başarı hikayesidir. Pandeminin başlamasından itibaren sayın sağlık bakanı ve kurul üyeleri aynı gayeye hizmet eden meslek kuruluşlarından oldukları için virüsle mücadele tedbirleri ve tedavi metotlarını uygulamada başarılı adımlar attılar. Kurulu oluşturan bilim adamlarımızın her biri meslek dallarında otorite sahibi olmuş ve liyakati kişilerden oluşmuştur. Bilim kurulu iyi niyetle oluşturuldu da, bu kurulun yetkilileri, görüşmeleri ve ürettikleri çarelerin, nelerden ibaret olduğu, toplantılar sonucunda alınan tavsiye kararlarının yazıya dökülüp, uygulama makamındaki hükümete iletilip iletilmediği ve uygulamasının  takip edilip edilmediği gibi konular da takip mekanizmasının çalışıp çalışmadığı gibi önemli konuların denetiminin yapıldığı hususunda bugüne kadar hiçbir bilgi verilmedi. Kamu oyunun bu konuda yazılı olarak aydınlatıldığını da göremedik. Kurul da görüşülen hususlar  ve alınan kararlar, yazıya dökülüp kamu oyuna paylaşılmadığı takdir de, kurul da alınan kararlar sözde kalırsa, siyasi idare bu hususu sonuç da kendi lehine kullanabilir. Korana ile mücadele de başarılı sonuçlar alınmadığı takdir de, siyasi irade kendini sorumluluktan kurtarmak için “ben yapmadım, onlar yaptı” diyerek topu ve başarısızlığı sonuç da kurulun üzerine atabilir. O  zaman da kurulu oluşturan bilim adamlarımızı , mesleki yeterlilikleri de sorgulanır hale gelir. Çünkü Türkiye gibi ülkeler de siyasi irade seçim kaybederim korkusu ile başarısızlığın faturasını çoğu zaman, bir başkası üzerine havale etmekte beis görmemiştir.

Ne yazık ki bugüne kadar ki mesailer de, bilim kurulu ile hükümet arasında, virüsle mücadele de kollektif bir çalışma göremiyoruz. En azından, bilim kurulu kararlarını uygulayabilecek bakanların her biri kurula katılmak ve sonuç da yapılacak basın toplantılarında birlikte poz vermeleri gerekirdi ki,  halka bu mücadele de birlik ruhu aşınabilsin.

Son zamanlar da, hükümet ile Bilim kurulu arasında sağlam ve verimli bir koordinasyonun olmadığı açıkça görülmeye başladı. Cuma günü gecesi hükümet tarafından gece saat 22.00 de açıklanan iki günlük sokağa çıkma yasağının, kurul  ve onun başındaki sağlık bakanının haberi olmadan alel acele duyurulması, bu koordinasyonsuzluğun açığa çıkışıdır. Sayın sağlık bakanının, akşamları basın huzuruna çıkıp da, hastalığın seyri ile ilgili, o günün değerlendirmesini yaptığı toplantı da, sokağa çıkma yasağından hiç bahsetmemesi iki günlük sokağa çıkma yasağına dair bilim kurulunca alınmış bir kararın bulunmadığını gösterir. Virüsle mücadele, sağlık kuruluşlarının görevidir. Teknik bilgi ve donanım gerektirir. Eğer, hükümet olarak, pandemi ile mücadele etmek için bu teknik kurulu oluşturmuşsan, ve kurulun ortaya koyduğu tavsiye kararlarına uymalı ve uygulamalısın. Aksi takdirden hem kendine ve hem de kurul mensuplarına güven sarsılır. Bundan sonraki; bu tür salgınlar da kullanılacak emir kulları bulamazsın. Çünkü her mesleğin ve meslek mensuplarının kendine göre akademik onuru vardır.

 

Gece yarısına yakın, ilan edilen iki günlük sokağa çıkma yasağının, zamanı, uygulama programlarının olmaması, halkın ihtiyaçlarının ne şekilde karşılanacağı huşularında, ilan eden hükümet tarafından bir açıklama da bulunulmaması, halkın o saatte ihtiyaçlarını karşılaması için sokağa dökülmelerine sebep olmuştur. O gece şehirlerin sokaklarına bakarsak, sanki festival havası gibiydi. Bilim kurulu ve sayın sağlık Bakanının, her akşam vurguladığı, virüsün yayılmasına en büyük nedenlerden biri olan uzak mesafe kuralı ihlal edilmiş, belki de yüz binlerce vatandaş bakkallardan temel ihtiyaç maddesi alması, fırınlardan ekmek ihtiyacını gidermesi için yollara dökülmüş ve virüsün tam da istediği ortam yaratılmış, buna da sebep, hükümetin kararı olmuştur. Vatandaş kalan bir buçuk saatlik süre içinde, iki günlük ihtiyacını gidermek amacıyla sokaklara dökülünce de bu olumsuz manzaralar ortaya çıkmıştır. Bu izdihamın yaşanmasına halkın suçu olduğu gibi, hükümetinde suçu vardır.  Hükümetin bu acemiliği, virüsle yapılan yirmi günlük mücadeleyi belki de akamete uğratmıştır. Bu olumsuzluğu belki de bir hafta sonra göreceğiz. Umarız ki, daha önceki çabalarımız heba olmaz.

DEVAM EDECEK