Parti taassubu çoğumuzun gözlerini ve kalplerini kapamış, mühürlemiş…dışarıya karşı algılarımızı kapatmışız, sadece kendi kabul ettiğimiz fikirlere ve algılara açığız.

Bu taassuf zihniyet, bizim doğruyu görmemize de set çekiyor. Sadece benimliderim ne yaptıysa ne dediyse doğru, onun dışındakilerin tamamı da yanlış” mantığının arkasına düşmüşüz. Bu kafa yapısıvegözlerle hakkı ve hakikati göremiyoruz. Bir kısmımız hala yapılan hatayı kabul etmemek te direniyor. Direnmek bir yana kılıf uydurmaya çalışıyoruz. Sokağa çıkma kararı aslında karar olarak doğru ve ilan edilme zamanı açısından oldukça yanlış bir karardır. Bu karar Almanya da olduğu gibi gece saat yirmi dörtte alınıp uygulansa, bu izdiham olmazdı… herkes evinde, elindeki malzeme ile iki gün rahatça idare ederdi. Altmışbeş yaş üstü ve yirmi yaş altı yirmi günden beri evine hapsolmuş, pandemiden kurtulmak amacıyla hükümetin aldığı tedbirler sonucu, işyerleri kapanmış, fabrikalar fırsat bilip, işçileri işten çıkarmış, günlük çalışma ile hayatını idame ettirenler işsiz kalmış,, elde avuç da olmayınca da stersten bunalmış bir toplumu bir yere kadar baskı altında tutabilirsin… Devlet olarak insanlara balık tutmayı öğretme yerine, ona her vesile ile balık verirsen, oda tabii olarak hazırcılığa ve bedavacılığa alışır. Bedava paraya ulaşabilmek içinde, kural ve kaide tanımaz. Bilhassa ramazanlarda devletin verdiği belediyelerin dağıttığı kolileri kapışmak için insanların birbirini nasıl çiğnediğini gördük. Sen bedavacılığa alışmış bu insanlara bin TL vereceğim diye açıklamalar yaparsan, elbette ki sabahleyin devlet kurumları ve bankalar önünde kuyruklar oluşur. İzdihamlar yaşanır. Toplum psikolojisinden en ufak bir haberi olan birisi, böyle açıklamaların ardından, kuyrukların olacağını da tahmin eder.

Uygulamalara bakılırsa, hükümet pandemi krizini el yardımıyla ve deneme yanılma metoduyla yönetiyor. Kendisinin sahibi olduğu PTT NİN alt yapı, kadrosu dağıtım ağını hesap etmeden, vatandaşa bedava maske dağıtacağı kararını almasında ayrı bir handikap...

 

Şükür ki hükümet yaptığı hatayı anladıda, dağıtım içinde eczaneleri de dahil etti. Maske dağıtım kararın dan sonra on gün geçtiği halde halen bizim mahalledeki eczaneye ne gelen var ne giden. Postacı yolu da beklesen nafile. İşin garibi, hiç kimse maskesiz sokağa çıkmayacak yasağını getiriyor. Para ile maske satılması yasak, ben bedava dağıtacağım diyorsun, ama bir hafta on gün geçtiği halde maskeleri vatandaşa ulaştıramıyoruz. Bütün bunlar hükümetin olağanüstü durumlarda uygulamaya koyacağı bir “olağanüstü hal planının olmadığını görüyoruz.” Halbuki hükümetlerin bu gibi durumlar da derhal uygulamaya koyacağı kanun ve tedbirleri olması gerekir. Bu kanun olmadığı içinde uygulama da sorunlar ortaya çıkıyor. Örneğin bugün bir sürü vatandaşa mahkemelerce verilen cezalar yanında, karakola gidip her akşam imza mecburiyetleri var. Bazıları için de verilen bir sürü tedbir kararları var. Cumartesi Pazar sokağa çıkma yasağı ilan ettiğinde, imza için bu vatandaş sokağa çıkarsa suç işledi diye tutuyorsun, imzaya gitmezse de “niye imza atıp kanunun sana yüklediği tedbiri yerine getirmediğin için yine suç işliyorsun.” Eh bizim yasalarımız da “kanunla konulan bir mükellefiyeti, idari kararla kaldıramayacağına göre, bu durumdaki vatandaşlar ne yapsın, yasayı uygulayan memur nasıl hareket etsin? Bugün yine bizzat avukatın yapması gereken süreli işler var. Bir kararın temyiz edilmesi gibi. Avukat 65 yaşını geçmişse dışarı çıkma yasağı var, ama öbür taraftan da bürona gidip bu kararı temyiz etmezsen vatandaşın hakkı zayi olduğu gibi, vekilinde sorumluluğu doğar. Devlet herhangi bir nedenle bir yasak getirecek se bütün bunları düşünmeli. Veya varsa olağanüstü hal planını derhal uygulamaya koymalıdır. Allah muhafaza büyük bir felaket oldu, bir şehir hak ile yeksan oldu. Bu durumda o devletin, adli ve idari teşkilatları nasıl yürüyecek? İşte olağanüstü hal planı uygulaması böyle durumlar da elzemdir.