Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı Faruk Çelik, On TV ekranlarında önemli açıklamalarda bulundu.

Özel Haber / Hanife Örsoğlu

On TV ekranlarında yayınlanan, Mehmet Ali Yılmaz ve Can Ertan’ın sunduğu Yüz Yüze Programı’na Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eski Bakanı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı Faruk Çelik konuk oldu. Ertan ve Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan Çelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. AK Parti’nin önemli hizmetler yaptığını belirten Çelik, “AKP hep yüksek trendi gösterdiği için, durağan dönemi insanlar çok farklı yorumluyor. Anketlere baktığımda AKP yüzde 40’ın altına çekilemiyor. Bu kadar yıl hizmetten sonra, her türlü yaşanan bu sıkıntılara rağmen hala bu oranlarda duruyorsanız bunu başarısızlık olarak algılamamak gerekir. Yerel seçimlerin kendine has değerlendirilmesi gerekiyor. Onların farklı dinamikleri var. Nilüfer Belediyesi’ni AK Parti’nin alamaması gibi. 2004 seçimlerini hatırlıyorum. Biz mecliste 1700 oy fazla aldık ama belediye başkanlığını kaybettik. Potansiyel olarak kazanma imkanı varken AKP kazanamadı. Bence AKP için ah vah diyeceğimiz bir durum yoktur. AKP’nin darbe girişimi vs. birçok yaşananlardan sonra bunu aşması mümkündür’’ açıklamasını yaptı. Bursa’da yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Çelik ‘’İlk olarak Şevket Yılmaz Hastanesi’nin yapılması bize aittir. İnegöl yolu, İnegöl giriş kavşağı, Yenice kavşağı, Karacabey kavşağı, Mustafakemalpaşa kavşakları var. 2005’in sonunda 200 milyon lirayı alarak çevre yolu açıldı.  Şu anki stadın bulunduğu alandan giren ve Yıldırım’dan çıkan yakın çevre yoluyla ilgili mecliste özel kanun çıkarmıştık. Büyükorhan ve Orhaneli’deki İncebel mevkii, Trilye yolu ve İznik çevre yolunun açılması da o dönemdeki ulaşım ağlarının önemlilerinden bir tanesidir. Tren yolunun ihalesi yapıldı. Ben Şanlıurfa’ya gidince temelinin atılması bir yıl sonraya kaldı. Fakat çok üzerinde durduğum için o temel atma törenine Şanlıurfa Milletvekili olarak katıldım. İnegöl, Mustafakemalpaşa, Orhaneli, Keles’teki butik hastanenin yapımında çok büyük katkılarımız oldu. Mustafakemalpaşa’daki Karaköy’de 125 konut ahırlar ile birlikte yandı. Temmuz ayında başladık ve 10 Aralık’ta teslim ettik. Dört ayda bir köyü ahırlarıyla beraber inşa ettik. Onları TOKİ’nin yapması gerekiyordu, fakat para AFAD’daydı. AFAD’ın parayı TOKİ’ye aktarabilmesi için meclis dağılmak üzereyken kanun çıkardık. Sonrasında aktarılan para ile Karaköy’ü dört ay içerisinde tamamladık’’ diye konuştu.
 

“FETÖ’NÜN İLK HEDEFLERİNDEN BİRİYDİM”

15 Temmuz darbe gecesi kendisinin öldürüleceğine dair mesajlar aldığını belirterek, ‘’Bursa’da FETÖ’nün ilk hedeflerinden biriydim’’ sözlerine açıklık getiren Çelik, ‘’FETÖ sadece Ak Parti ile sınırlı değil. FETÖ meselesi 1970’li yıllara dayanan, ABD’nin dünya devleti olma avantajlarını kullanarak, dünyayı ve ülkeleri dizayn etmeye dönük projelerinden bir tanesidir. Buna karşı Türkiye’de dik duran tek siyasi Necmettin Erbakan’dır. Sayın Erbakan’ın bu konuda büyük bir hassasiyeti vardı. Başta Sayın Erdoğan olmak üzere o dönemde siyasette görev yapanların tümünün bu süreçlerden geçenler olarak bir karşı duruşumuz vardı. Bir gönül bağımızın olduğunu söylemek bence doğru olmaz. Hiçbir zaman da olmadı. Fakat Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla beraber bir atmosfer oluştu. O atmosfer içerisinde daha geniş kitlelerle kucaklaşmaya dönük bir tablo ortaya çıktı. Bu süreç nasıl hazırlandı? 28 Şubat’ta Sayın Erbakan niye gönderildi? Fazilet Partisi niye kapatıldı? İmam Hatip okulları o dönemde neden kapatıldı ve özel okul olarak bu okullar niye tavsiye edilir hale geldi? 28 Şubat’ın başında bu okullar özellikle muhafazakar kesime adeta tavsiye edildi. Siyasette oluşan boşlukta daha geniş kitleleri kucaklama tablo içerisinde oluşan bir sızmanın daha yaygınlaştırıldığı bir süreç oluşturuldu. 1978’lerde o dönemki askeri idarede, darbe dönemi de dahil olmak üzere rahmetli Özal, Ecevit, Demirel gibi birçok siyasi hareketlere sızmayı başarmış ve dışarıdan da uygun şekilde destekler almış olan bir örgüt. Bu örgüte gönülden bir bağımızın olmaması zaten onlar tarafından bilinen bir şeydi. Belki o dönem siyasetteki güçlü konumumuzdan dolayı rahatsız olmuş olabilirler. 15 Temmuz’da ben Hasat Bayramı dolayısıyla Polatlı’ya 70-80 km yakınlıkta olan Gözlü’ye gitmiştim. Biçerdöverlere bindik, çiftçilerimizle oturup konuştuk sonrasında birlikte yemek yedik daha sonra da onlara hitap ettik. Akşama doğru orada bulunan bir heyet ile vedalaşırken, onların içerisinde yanılmıyorsam yüzbaşı rütbesinde birisi vardı. Onun davranışları hiç hoşumuza gitmedi. Sonrasında yola çıktık ve Polatlı’ya geldiğimiz zaman uçak sesleri duyuluyor ve birçok yerden telefonlar geliyordu. Yoğun bir görüşme trafiği yaşanıyordu. Ankara’ya geldiğimizde darbe olduğunu anladık. Atatürk Orman Çiftliği’ne girdikten sonra darbecilerle ilgili korumalardan üç tanesinin onlardan olduğu şeklinde bilgi geldi. Ardından bütün korumaları orada bırakarak basın müşavirimle birlikte oradan ayrıldık. Gölbaşı’na doğru gittik. Bulunduğumuz yerin çok yakınında büyük bir patlama oldu. Allah göstermesin diyoruz. Kendi askerimiz, tankımız, uçağımız, kendi milletinin üstüne saldırıyor. Bu korkunç bir şey. Sayın Cumhurbaşkanının çok güzel bir tanımı var: İbadet, ticaret, ihanet şeklinde. Artık bu saatten sonra, bu ihanet şebekesinin şemsiyesi altında var olan birileri varsa şapkalarını önlerine koysunlar.’’ dedi. İlker Başbuğ’un geçtiğimiz günlerde gündem olan sözlerine ilişkin konuşan Çelik, ‘’FETÖ’nün siyasi ayağından ziyade askeri ayağı da var. Askeri ayağı oluşurken Sayın Başbuğ ve ondan önceki genelkurmay başkanları neredeydiler? Türkiye’de darbeler oldu. Türkiye’deki mevcut rejimin yasama, yürütme, yargı şeklinde ana sigortaları var. Eski Türkiye’de iş Silahlı kuvvetlerin ne diyeceğine dayanıyordu. Böyle süreçlerden bugünlere geldik. Geçmişte silahlı kuvvetlerin bu aşırı hakimiyeti ve rejimin ana sahibi olma yönündeki duruşu aslında siyasete de çok ciddi olumsuzluklar yükledi. Siyaset bu nedenle antidemokratik darbe ve girişimlerden dolayı ordunun bu konularla ilgili attığı tüm adımların karşısında durdu. FETÖ’nün yapılanmasında da ordunun, halkın değerlerine karşı duruşunun da çok etkisi olduğunu söylemek gerekir. Bu duruş yapılanmaların farklı farklı yerlere sızmasına vesile olmuştur. Eğer yeniden bir vesayet anlayışı olsun deniyor ise bu son derece izahı zor bir yaklaşımdır. Sayın Başbuğ bazı şeyleri birbirine karıştırmasın. Birçok militarist yapılara karşı önemli demokratik açılımlar getiren düzenlemeler yapıldı. Yargıda çift başlılık neden olsun? Örneğin sivil ve askerin işin içinde olduğu bir olayda sivil sivil mahkemede, asker de özel yetkili mahkemelerde yargılansın noktasındaki düzenlemenin FETÖ’nün ayağı şeklinde tanımlanmasını son derece yanlış buluyorum. Tam tersine FETÖ’nün kurumlara sızmasında, kurumların geçmişteki duruşlarının irdelenmesi gerekiyor.’’  ifadelerini kullandı.

“BİR ÜLKE EĞİTİM SORUNUNU HALLETMİŞ İSE BÜTÜN SORUNLARINI HALLETMİŞ DEMEKTİR”


Bakanlık dönemlerinin neden daha uzun sürmediği konusunda gelen soruya Çelik ‘’Ne yapmak isterdiniz diye sorarsanız, ben Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim. Tarikat, çağdaş dünya, teknoloji, din eğitimi gibi ne derseniz deyin böyle şeylerin tamamı eğitim ile ilgili. Bir ülke eğitim sorununu halletmiş ise bütün sorunlarını halletmiş demektir. Ben Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olsaydım, idealist birçok şeyin yapılacağı kanaati içerisindeydim. Örneğin yalnızca müfredat, öğretmenin niteliği ve başarılı öğrencilere bakardım. Bunun dışındaki bütün müdürlükleri kapatırdım. Diğer bakanlıklarda da bakışım bu şekilde oldu. Tarımda mesela, ülkenin yüzde 30-35’i direkt olarak tarımın içinde. Her gün soframıza gelenler, tarımla ilgili hususlar. Tarımın yerli ve milliliği çok önemlidir. İktidarımız da milli bir iktidar. Fakat uygulamalara baktığımızda her alanda kısa yoldan para kazanma mekanizmaları çalışıyor. Sadece bizim ülkede değil, bu dünyanın her yerinde oluyor. Yerli tohum, yerli üretim, yerli hayvancılık gibi şeyler çok güzel fakat bunların hepsi zaman istiyor. İthalat lobisi her ülkenin başına beladır. Üretimi engelliyor. Örneğin Türkiye’de her yıl dört milyon buzağı doğuyor. Bu sayı yedi milyon olursa biz et ithal etmeyeceğiz. Eğer siz üretimi artırırsanız artırıp mümkün mertebe ithalatı daraltmalısınız. Yalnız tarımda değil, diğer alanlarda bu yapılması lazım. Cari açık alanları ne kadar daralırsa Türkiye o kadar zengin olur. Ben Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı iken Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdim. Tarım ovalarının tarımsal sit alanları ilan edilmesini gerçekleştirdik. Bu alanlara bina yapamazsınız. Tarımdaki geleceğimizi kurtarmak için Türkiye’de 252 ova sit alanı ilan edildi. Ben görevden ayrılırken en az 600 alanın tarımsal sit alanı ilan edilmesini söylemiştim.  Ancak bu sayı 252’de kaldı. Bunun devam etmesi gerekiyor. Eğer devam ederse gıda güvenliğimiz sağlanabilir. Türkiye’de taşımalı eğitim tarıma çok ciddi bir darbe vurdu. Çocuklara okullara değil de, bu merkezleri, öğretmenleri çocuklarımızın ayağına taşımış olsaydık kimse evinden, bahçesinden, ahırından ayrılmayacaktı. Tarımda kullanılan kimyasallar toprağa zarar veriyor. Toprağı sit alanı olarak, bir de nitelik olarak korumalıyız. Tarımı halledemezseniz, teknoloji ve sanayiyi de halledemezsiniz. Önce tarımı halletmemiz gerekiyor. Asgari ücret devletin uygulayın dediği bir ücret değil. Bundan aşağısı teklif edilemez şeklinde bir uygulama. Yani sosyal koruma ücreti. Yani bir iş yerinde asgari ücretin altında işçi çalıştıramazsınız. Bu bir koruma ücretidir. Eğer devlet olarak bunu koymazsanız çok daha düşük ücretlerle insanlar çalıştırılabilir. İşte bu da emeğin sömürülmesidir. Siz eğer birçok alanda dünya ile rekabet edecek bir ücret politikası izlemezseniz, ürettiğiniz malın dünya piyasalarında rekabet etme şansı yoktur. Bu bir yandan işletmelerin rekabet etmesi için bir yandan da insanların geçinmesi için bir dengede giden bir tablodur. Keşke ileri teknoloji ürün üretebilsek. O zaman asgari ücret de yükselebilir‘’ şeklinde konuştu. 
 

“ABİME KUMPAS KURDULAR”

Kardeşi Osman Çelik’le ilgili çıkan iddialara açıklık getiren Çelik ‘’İnşaat sektörü çok önemli bir sektördür. Türkiye’nin lokomotif sektörü konumundadır. Benim ailem devletle ilgili bir inşaat yapmış değildir. Benim abim Bursa’da belki beş yüz belki de altı yüz daire yapmıştır. Yaptığı daireler ortadadır. Bir tanesinde ruhsat yoksa hemen gerekenler yapılsın diyorum. Benim abim olduğu için çekmediği çile, yapılmayan haksızlık kalmamıştır. Öyle bir şey varsa biri çıksın söylesin. Ben Bursa’dayken de karşı çıktığım en büyük şey parsel bazlı imar rantıdır. Benim dönemimde bunu yapamadılar. Bana çamur atamadılar, kardeşimden saldırmaya çalıştılar. Bursaspor’a yardım ettim. Takım kapanacaktı. 9 milyonun üzerinde para topladım. Takım toparlandı ve bir sonraki sene şampiyon oldu. Kupayı kaldırmak için bizi nezaketen bile çağırmadılar. O günlerde bittik, battık diyenler sonrasında abime kumpas kurdular. Bursaspor’un parası şahıs hesaplarına geçirilmiş şeklinde konuşmalar oldu. Sayın İbrahim Yazıcı kulübün borçları olduğu için birileri parayı çekmesin diye kendi adına bir hesap açmış ve gelen para buraya yatırılmıştır. Bu bütün kulüplerde olan bir şeydir. Bir tek Osman Çelik, ben siyasetçi olduğumdan dolayı parayı kulübün hesabına yatırmıştır. Tutuklanmaması gereken birisi varsa o da Osman Çelik’tir. Ancak sadece o tutuklanmıştır. O davanın yürütülmesinin amacı Faruk Çelik’e zarar vermektir‘’ açıklamasında bulundu.