Zamanın birinde pazarda gezerken para dolu kesesini düşüren tüccar, kesesini kaybettiğini, parasını bulup getirene yüz altın hediye edeceğini herkese duyurur.

Keseyi bulan bir marangoz, içindeki altınları sayar, tam sekiz yüz altın vardır.

Çarşıya iner “Keseyi kaybeden tüccar kim ise gelip beni bulsun, kesesi bende.” diye esnafa haber verir.

Tüccar büyük bir sevinçle marangozun atölyesine gider. Yanında da esnaftan birkaç kişi… Kesesini alır, altınları sayar. Sonra marangoza beş altın uzatır ve “Bu beş altını sana hediye ediyorum. Çünkü vadettiğim yüz altını zaten almışsın. Kesede tam dokuz yüz altın vardı.” der.

Marangoz kıpkırmızı olur hiddetinden…

Nasıl söyleyebilirsin bana bunu! Ben bir altın bile almadım bulduğum paradan. Namuslu bir adamım ben…”

Tüccar sözünde ayak direyince mahkemeye düşerler.

Yargıç, tüccara dokuz yüz altın kaybettiğine yemin etmesini teklif eder. Tüccar:

Hay hay” diyerek yemin eder.

Yargıç bu kez marangoza “Sen de sekiz yüz altından fazla para bulmadığına dair yemin edebilir misin?” der.

Marangoz “Tabii” deyip yemin eder.

Yargıç kararını açıklar:

İkinizin de doğru söylediğine inanıyorum. Kesede sekiz yüz altın olduğuna göre, tüccar sen keseni aramaya devam et. Marangoz sen de sekiz yüz altın kaybeden bir adam ortaya çıkıncaya kadar keseyi sakla.

Böylece hak yerini bulur…

Sözünü tutmayan, açgözlü tüccar bütün parasından olur.

Kıssadan hisse;

Açgözlülük, yani tamahkârlık, bencil ve cimri olma, her şeyi kendiniz için ayırma eğilimi demektir.

Açgözlü biri, gerektiğinden ya da hak ettiklerinden fazlasına sahip olmak ister.

Özellikle de para, zenginlik yemek yahut başka türden bir şey söz konusu olduğunda…

Tamahkârlık, pek çok dini inançta da en büyük günahlardan biri sayılır.

Açgözlülük, yeterince şeye sahip olmama şeklindeki temel korkudan kaynaklanır.

Açgözlülüğümüz arttığında aslında farkında bile olmadan kendimizi yok etmeye, yıkmaya başlarız.

İçimizdeki boşluğu maddi şeylerle doldurmak sorunu kötüleştirmekten başka işe de yaramaz.

Öte yandan da açgözlülük ayakta kalmamıza yardımcı olan bir şey olabilir kimi kez.

Çünkü arzu, duygusal boşluk hislerini gömmek isteyen takıntılı bir şey olmadıkça kötü bir şey olması gerekmez, Richard F Taflinger’ın dediği gibi.

Peki, para kazanmak, açgözlülük anlamına mı gelir?

Parasız yaşayamayız…

Ne kadar çok paranız olursa, alacağınız eşyaların kalitesi de o kadar yüksek olur.

Satın alma olanaklarınızı iyileştirmek, nasıl açgözlülüğe dönüşebilir?

Sınırı nerede çizmeliyiz?

Sınır, yalnızca duygusal ya da varlıksal bir boşluğu doldurmak için bir şey istemek değil midir?

Açgözlülük ve sağlığımız için bir şey elde etme arasındaki farkı belirleyen şey, korkudur.

Eksiklik korkusu, ‘mutlu’ olmamız için zaruri olan o şeyden yeterince olmaması korkusu, bizi mutlu edecek o şeyin yeterli miktarda olmaması korkusu yani.

Bununla birlikte bir de elindekinin değerini bilmeyip, daha fazlasını isteyenler vardır ki, bunun sonucunda insanlar mutsuz olurlar.

 

Açgözlülük dinimizce de hoş görülmeyen bir davranış olmakla birlikte doyumsuz bir benliğinin olması onu şükür ve teşekkür etmeyen birine dönüştürür.

2 dakika sonrasında dahi ne olacağımızı bilemediğimiz bir dünyada açgözlülüğün anlamı ne olabilir?