Avrasya Araştırma Şirketi, Ayasofya'nın cami olarak ibadete açılmasının ardından bir anket yayınladı.

Katılımcılara, bu durumun siyasi tercihlerini etkileyip etkilemediği soruldu.

Etkiledi diyenlerden,

yüzde 0,2 oranında katılımcı “Cumhur İttifakı'na oy vermeye karar verdim” derken,

yüzde 0,1'i “Muhalefete oy vereceğim” diyor.

Yüzde 99,7'si ise “Etkilemedi, kararım değişmedi” diye cevaplıyor.

Buradan da anlaşılacağı üzere;

Ayasofya'nın açılışı seçmen üzerinde beklendiği ölçüde çok fazla bir etkileşim yapmadı.

Bu önemli hamle ile de bugüne kadar atılan diğer adımlar gibi yeniden büyük sıçrayış sağlanamadı.

İşin maneviyat kısmı ayrı yere konuyor.

Bugüne kadar diğer yapılanlara bakarsak...

Liberal bir çizgide kurulan AK Parti, ilk yıllarında özgürlüklerin öneminin altını çizdi.

Avrupa Birliği, küresellik gibi söylemlerle ve AB ile ilişkilerle ilgi görmeyi bir ölçüde başardı.

Sonrasında açılım yaptı.

Kürt açılımı, Alevi açılımı, Roman açılımı gibi adımlarla sahneye çıktı. Bu kitlelere hitap etti.

Bunlar da ilk zamanlar ilgi gören hamleleri oldu. Ancak akabinde ne denli yanlış adımlar atıldığı anlaşıldı.

Çeşitli müzakereler ile toplumun farklı kesimlerine mesajlar verildi.

Sonrasında çok tepki çeken uygulamaları oldu.

Nelerdi bunlar?

Okullarda Atatürk'ün Andı'nın kaldırılması en başta.

Ve yine resmi kurumlardaki T.C. ibaresinin yok edilmesi.

Bunlarla uğraşarak geniş bir kesim üzerinde çok olumsuz bir etki bıraktı.

Tepkiler üzerine sonradan telafi etmeye çalışsa da içtenlikten uzaktı.

Zaman içinde pratikteki kimi uygulamalarıyla güveni sarstı.

Kutuplaşmaya yol açtı.

Ardından bir milliyetçilik sevdası ortaya kondu.

Bunu da söylem olarak; tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet şeklinde dile getirdiler.

Sanki iki bayrak, iki vatan, iki devlet, birçok millet varmışçasına!

Zaten tek bayrağımız, tek vatanımız, tek devletimiz var.

Millet olarak da bütünüyle adımız  Türk Milleti.

Bunlar kaşınana dek, ırk, dil, din, mezhep ayrımcılığı yapılmadı, yıllar boyunca bu topraklarda yaşayan insanlar arasında. Durduk yere ele almak gereksizdi.

Dönem dönem çeşitli donelere sarılarak yenilenme isteniyor.

Lakin artık ilgi görmediği, inandırıcılığını yitirdiği, anket sonuçlarına yansıyor.

Gerçek gündemlerle ilgilenilmesini istiyor halk.

Ekonomik krizin geldiği boyutu, toplumun her alanında görmek mümkün.

Buna rağmen, döviz, altın yükseldikçe yağları eriyen liyakatsiz bir zümre gerçeği de var.

Milletin derdini dert edinenler, ilk önce bu ülkede yaşayan herkesin yaşam standardını, ekonomik durumunu, temel hak ve özgürlüklerinin uygulamasını iyileştirmeli, adaleti layıkıyla hakim kılmalı.

Belli kesimin sorunlarına kulaklarını açıp, diğer kesimlerin sıkıntılarını duymazdan gelmek olmaz.

Dolaştığım yerlerde gözlemliyorum, sohbet ediyorum; millet geçim derdinde, borç içinde, iflas noktasında, günü nasıl kurtaracağını düşünüyor, adeta kan ağlıyor.

Otobanların, köprülerin, oralardan hiç geçmeyecek olan köylü Mehmet amcaya ne faydası var?

Artık Mehmet amca da anladı bunu.

Anlayanlar anlamayanlara anlatacaktır.

Demem o ki; algı yönetimi bir yere kadar.

Muhalefet bu ortamı çok iyi değerlendirmeli.

İç çekişmeyi bir kenara bırakıp, hangi lider isim daha etkili olacaksa, onun etrafında, onunla birlikte yol alınmalı bu süreçte.

Zira artık vatandaşın dayanma gücü kalmadı.

İnanmayan buyursun dinlesin;

esnafı, işçiyi, köylüyü, emekliyi, memuru, çalışanı, çalışmayanı.

**********

Günün Sözü

“Hayatınızın kalitesini,

hayatınızdaki insanların

kalitesi belirler.”

M. Longston