Tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkarken, orijinalini koruyarak, aslına uygun şekilde yenilemek, onarmak gerekiyor.

Fakat ne yazık ki yapılan işlerdeki sonuç hiç böyle olmuyor.

İşte en son örnek, Osmanlı'nın Bursa'da inşa ettiği birbirinden kıymetli hanların en güzeli, en bilineni, şehrin simge eseri, Kraliçe Elizabeth'i ağırlayan Kozahan.

Kozahan'da tam altı asırlık Arnavut kaldırımı zemin döşemesi sökülerek, bildiğiniz dümdüz, açık renkli bazalt taşlarla yenileme işine girişildi.

Şükür ki, kamuoyunun ve medyanın baskısı sayesinde, bu yanlıştan geri adım atıldı. Ancak ne derece doğru, kısmi olarak aynı bırakılan yerler olacağı söyleniyor. Bunların da kaldırılması gerekir. Aksi halde yamalı bohçaya döner.

Allah aşkına bunları kim tasarlıyor, kim onaylıyor?

Daha doğrusu hangi akılla ve hangi vicdanla uyguluyor?

'Ben yaptım oldu' mantığı tarihi eserler için geçerli olabilir mi?

Avrupalılar size güler, ecdadın ise kemikleri sızlar.

Milyonları kendisine çeken Avrupa kentlerindeki tarihi eserlerin nasıl korunduğunu bilen bilir.

O kadar çok hatalı uygulama var ki, saymakla bitmez.

Osmanlı'yı yere göğe sığdıramayanlar, eserlerine ise hoyratça davranıyor.

Tarihi ve kültürel mirasa adeta 'olduğu kadar, olmadığı kader' diye bakıyor.

Araştırmacılar, tarihçiler, konunun uzmanları bu anlamda gördüğü eksikleri, yanlışları bir bir sıralıyorlar.

Bursa Kalesi'nde Pınarbaşı Fetih Kapı'da küçücük bir tarihi alan kalmadığı, önceden var olan alanların betonlarla kapatıldığı ve sadece bir taş duvar olduğu anlatılıyor.

Ulucami'nin duvarlarında yer alan Türk hat sanatının en güzel örneklerini yansıtan tabloların bir bölümünün, birkaç yıl önce kaybolduğu kamuoyuna yansımıştı. Keza Emirsultan külliyesindeki bazı eserler için de kaybolduğu yönünde duyum almıştık.

Emirsultan Camii'nin restorasyonunda da zamanın Bursa mimarisine ve orijinaline uymayan unsurlar kullanıldığı belirtiliyor.

Balabanbey Kalesi onarılırken, eski sur kalıntılarının dozerle yerle bir edildiği, ciddi tahribatlar yapıldığı da.

Yeşil Türbe'deki restorasyon da oldukça gelişigüzel. Zira, zamanla düşen, çalınan orijinal turkuaz çiniler yerine, bırakın benzerlerini koymayı, bildiğiniz sıradan kalebodur türü çiniler yerleştirilmiş.

Birçok caminin mihrabı, kubbesi restorasyon adı altında kötü görüntülerle donatılmış durumda. Eskiyenler kaderine terk edilmiş.

Kapalıçarşı da birkaç sene önce restore edildi. Sözüm ona restorasyon. Zemini bildiğiniz hamamlarda kullanılan mermerlerle kaplandı. Estetikten uzak, orijinal dokusuna uymayan bir görüntü ortaya çıktı.

Hanlar Bölgesi Projesi için, iki üç kamu binası yıkılıp adım atılmış olsa da, çok uzun yıllar alacağı kesin. Zaten fikrin ortaya atılmasının üzerinden bile azami 10 yıl geçti. Zaten bu örneklerdeki gibi bozarak restore edilecekse de bu haliyle kalsın daha iyi!

Bazı hanlarda dükkanların dışında düzensiz takılı klima üniteleri, sarkan kablolar, zemindeki taşların yerine konan fayanslar, serilen halıfleksler, bir sürü izinsiz uygulamalar, bir başıboşluk, bir denetimsizlik de hakim. Hatta bir ara ahşap kapıyı sökerek çelik kapı takan bile olmuştu handaki dükkanına. Özellikle bu anlamda güzelim Pirinç Han'ın hali içler acısı.

'Yaşayan Osmanlı ruhu' diye tabir edilen Muradiye Külliyesi de restore edildi biliyorsunuz. Ancak orada da ciddi anlamda hatalar ortaya çıktı.

Hanlar Bölgesi gibi, Cumalıkızık gibi, UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilen Muradiye Külliyesi'nde, bilimsel restorasyon tekniklerinden çok uzak kalındığını uzmanlar dile getirdi. İç avlulu inşa edilen, açık mekanların üzerinin kapatılmasının son derece yanlış olduğuna vurgu yapıldı. Muradiye Külliyesi'nde de medrese kısmındaki açık orta avlunun üzeri kapatılmıştı.

Tophane Saat Kulesi'nin tepesindeki sac kaplamanın çok uzun yıllar kaldığı biliniyor. Halbuki orijinalinin ahşap olduğu tarihi belgelerde yer almakta. Geçen yıl restore edilene dek aynı durumdaydı.

İznik'teki 1700 yıllık Ayasofya Müzesi'nin cam kapısına ne demeli? Vallahi söyleyecek söz bulamıyor insan. Müzenin kubbelerinin onarımında beton harcı kullanılması ve tüm açıklıklarına cam yerleştirilmesi pes dedirten cinsten. O kadar değerli bir tarihi yapı, inanç turizminden, markalaşmadan bahsedilirken, şahısların böylesi bilgisizce, umarsızca yaptığı, basit restorasyonlarına maruz bırakıldı. Yıllar önce bu cam kapı ve buzlu camlar takıldığında, kamuoyunda ve basında ciddi tepkilere neden olmuştu.

Velhasıl durum hiç de iyi görünmüyor.

Adeta yenileme adı altında restorasyon faciaları yaşanıyor.

İhalelerde ahbap cavuş ilişkileri değil, liyakat geçerli olmalı.

Anıtlar Kurulu görev ve sorumluluğunu doğru şekilde yerine getirmeli.

Müteahhidi değil, eserleri korumayı ön plana almalı.

 

**********

Günün Sözü

“Kuşaktan kuşağa aktarılan

eserler ve değerler,

bir ülkenin ve toplumun

çok özel zenginliğidir.”