Elimde adıma imzalanmış bir roman var şu anda…Bu kitabı yoğun iş gündemi arasında 1 günde tamamını okuyacak bir zamana ihtiyacım vardı. Kar yağdı ve evden dışarı adımımı atmadım son 3 gündür ve “Memeli Horoz A.Ş” kitabını bir solukta okudum. Önce yaşadığımız bu kentte hayatını sürdüren yazarı tanıtayım sizlere…

Bu kitabın yazarı Bilge Fatma Akbaş; hayatına dair net mesajları ile kendini şöyle anlatmış;

Beyaz yakalı bir şizofren olmayı reddetti.

Hayata burun kıvırdı. Dünyanın ganimetleriyle değil, nimetleriyle yetindi.

Yalnızdı, görünmezdi. İçine konuşup dışına sustu.

Okudu. O kadar çok okudu ki sevdiği yazarlarla akraba olma ritüelleri düzenledi.

Dünyanın ötekileştirdiği hiçbir kavramla ilgilenmiyor.

Cinsiyetlerle ilgilenmiyor.

Kadınmış ,erkekmiş…”İnsan” densin istiyor.

İnsan bir üst sürümüne geçmezse içinde çocukların olduğu bir yerde olacaklardan korkuyor.

Bir şey yapmak istiyor, başka türlü bir şey…

Öykülerden sonra, yaratıcı yazarlık kursunda edindiği edebiyat teknikleriyle harmanlandığı bu romanında ‘O şey’in ilk kitabı olan Memeli Horoz’u iftiharla sunuyor.

                        KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI DURMAK..!

Bugün bu köşede; erkek şiddetine maruz kalmayı reddeden bütün kadınlara adanmış bu kitabın ayrıntılarına yer vermek istiyorum.

Biliniyor ki; ülkemizde son 12 yılda tam 3.621 kadın bu tür cinayetlere kurban gitti. Sadece 2020 yılında ise; kadına yönelik şiddet olaylarında 300 kadın öldü,117’si de şüpheli cinayet nedeniyle yaşamını yitirdi.

Bu istatistiki bilgilerden yola çıkarak okumak lazımdı bu kitabı…Öyle de yaptım.

Bursalı yazar Bilge Fatma Akbaş’ın gerçek olaylardan esinlenerek kaleme aldığı ve kadına yönelik şiddeti anlattığı “Memeli Horoz A.Ş”, geçtiğimiz yılın Ekim ayında Majör Yayınları etiketiyle edebiyat dünyasına adım attı.

Kitap; sürekli değişen dünya koşullarında kendilerine bir yer edinmeye çalışırken, maruz kaldıkları mobinglerden, uğradıkları ihanetlerden, haksızlıklardan, hakaretlerden, takmak zorunda oldukları maskelerden,”mış” gibi yapmaktan, her gün bir kız kardeşlerinin sevdikleri adam tarafından katledilmesinden deliye dönen ve “iyileştirme projesi” başlatan bir gurup kadının hikayesi başarılı bir kurguyla okurlara sunuluyor.

Yazar Akbaş; farklı kültürlerden gelen kadın karakterlerin var olma mücadelesini bazen sert ama cesur, bazen de mizahi bir dille yansıtırken, okurların düşünmesini ve sorgulamasını sağlayarak, onları aktif bir okuma eylemine davet ediyor.

Kitabı okurken; bir ayrıntıyı çok önemli buldum. Yapıtın gerçek olaylardan esinlenmesi ve Hayat Lokantası gibi Bursa’ya özel bazı mekanların da varlığını hissettirmesi, benim için oldukça önemliydi.

Kitapta; Gülten Akın ve Yasunari Kawabataen gibi yazarlardan bir parça buluyor insan…Sonra; Okan Bayülgen ve Cem Yılmaz da var kitapta..Ümit Besen, Arif Susam, Michael Jackson, Tina Turner, Lara Fabian ve Bruce Wills’ten esintiler de…Okurken; 1824’te bestelenen Beethoven’ın 9.Senfonisi’ni de içerik ile uyum içinde dinliyor adeta insan…

Büyükanne, Ferzan Hanzade, Defne, Mina, Zehra, Sevda ve Lilith gibi karakterler kitaba derin bir hayat kazandırırken; kadınlar için önemli şeyler yapmayı hedefleyen Memeli Horoz A.Ş’nin ilgililerin-yetkililerin katıldığı etkinliğini de merakla takip ettiğini anlıyor insan…

                              DEVAMI GELECEK  OLAN BİR KİTAP BU..!

Yayın Koordinatörlüğü’ni tanıdık bir isim olan Sibel Bağcı Uzun’un yaptığı 165 sayfalık bu ilginç kitabın sıra dışı kapak tasarımını da Alper Sevgili gerçekleştirmiş.

Kısa sürede ilgi ile okuduğum bu kitabı yazan Bilge Fatma Akbaş’ın şu sözleri ile kitabın devamının geleceği müjdesini verirken, yapıtı seçkin kitapevleri ile bazı kitap sitelerinden edinebileceği bilgisini de iletiyorum :”Bu ilk romanımı yazarken; distopik bir kurguyla yeni bir dünya düzeni kurmak vardı kafamda…Bütün bölümlerini keyifle izledim zihnimde. Dizi final yapınca ben de oturup yazdım. Şimdi ikinci sezonu bitirdim. İnsana dair bütün duyguların tekrar gözden geçirildiği sarsıcı bir hikaye oldu. Ben çok etkilendim

Kitabın kadın karakterinden Mina’nın “Ayağını kalbimin üzerinden çeksin, yalvarırım bana yardım et. Kayıp zamanın izinde yürüyerek buraya kadar geldim, çünkü bir tane hayatımız var. Hakkım olanı yaşamak istiyorum” anekdotu da, kitaba ikinci ismini verecek kadar vurucu olduğunu söylemeden geçemiyorum.

Erkek şiddetine maruz kalmayı reddeden tüm kadınlara adanmış bu kitabın yorumunu, yapıtın temel mottosu olan ”iyi insan olmak zor değil” mesajı ile tamamlıyorum.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Özlü sözler: Öyle güzel gülmelisin ki; insanlar seni ağlattığı için ağlamalı…(Gabriel  Garcia Marquez))

 

 

Bursa’nın her yerinde kar var!..

Küresel iklim değişikliğinin getirdiği farklı bir karakter ile, uzun süredir suya hasret kalan su kenti Bursa, nihayet muradına erdi.

Bursa’nın içme suyu kaynaklarını ciddi anlamda tehdit eden kuraklığın, önce yağmur ve hemen ardından da yoğun bir kar ile geçici olarak da olsa ortadan kalkması, elbette ki çok sevindirici…

Yılın ilk karı ile tanışan Bursalıların Cumartesi ve Pazar günü evlerinde ve sokaklarda yaşadıkları kar keyfi, tabii ki pandemi nedeniyle hapis olmuş hayatlardan bir nebze olsun kurtulmaktı elbette…

Bu arada çok güzel kar manzaraları oluştu Bursa’da…

Ama önemli olan; Bursa’nın yeniden önce yağmur ve hemen ardından da kar ile buluşmasıydı.

İçimize birazcık su serpen gelişme buydu gerçekte…

Küresel iklim değişikliği ve kuraklığa inat..!