Bursa'da Danıştay'a dava açarak İstanbul Ayasofya Müzesi'nin tekrar camiye dönüştürülmesini isteyen İsmail Kandemir (75), 26 yıldır hukuk mücadelesi veriyor. Kandemir, tek isteğinin Ayasofya Müzesi'nin tekrar cami olarak ibadete açılması olduğunu söyledi.

Bursa'da yaşayan emekli matematik öğretmeni İsmail Kandemir'in, İstanbul'daki Ayasofya Müzesi'nin tekrar cami vasfına dönüştürülmesi için 26 yıldır verdiği hukuk mücadelesi devam ediyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı'ndan gerekli evrakı alarak 15 yıl önce mahkemeye sunan Kandemir, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği'ni kurarak, resmi dernek çerçevesinde adli süreci sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı'ndan, Ayasofya Camii'nin müzeye dönüştürüldüğü 24 Kasım 1934 tarihli, 1589 sayılı genelgeyi inceleyen Kandemir, belgede yer alan çelişkileri anlattı. Genelgede, dönemin Adalet Bakanı Mehmet Şükrü Saraçoğlu'nun ve Reis-i Cumhur olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün de aralarında bulunduğu 13 devlet yetkilisinin imzasıyla Ankara'da onaylanan genelge tarihinde, Mustafa Kemal Atatürk ve Şükrü Saraçoğlu'nun Ankara'daki mecliste olmadığını savundu. Kandemir, genelgenin imzalandığı 24 Kasım 1934 tarihinde, Saraçoğlu'nun İstanbul'da görevli olduğu ve yürürlüğe giren farklı evraklarda imzasının olduğunu iddia etti. Ayasofya Camii'nin müzeye çevrilmesiyle ilgili imzalanacak olan genelge için yapılan ve meclis yoklaması olarak bilinen Zabıt Ceridesi'ndeki yoklamada, oylamaya katılmayanlar arasında Saraçoğlu'nun da ismi bulunuyor. Çelişkilerle dolu evrakları mahkemeye sunacağını söyleyen Kandemir'in tek isteği ise Ayasofya'nın tekrar cami vasfına kavuşması.

'AYASOFYA BENİM İÇİN KIZILELMA'

Ayasofya ile ilgili kararnamenin durdurulması için ilk başvuruyu Bursa'daki İdare Mahkemesi'ne yaptığını, ardından da dosyayı Danıştay'a taşındığını belirten Kandemir, mahkemeden çıkan ret kararlarına rağmen sürecin peşini bırakmadığını aktardı. Kandemir, "Ayasofya benim için bir Kızılelma. Ulaşılması gereken hedeftir. Çünkü bu bizim kültürümüz ve tabiat varlığımızdır. Dolayısıyla amacına uygun olarak kullanılmasını istediğim için bu konuda çalışma yapıyorum. Çalışmam, 1978 yılından beri ama resmi işlemler 1994'te başladı. Yıllar önce bir vakıf olarak değil bir vatandaş olarak Ayasofya'da namaz kılacağıma dair talebim oldu ve dava açabilmem için üç şart gerektiği söylendi. Bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı olman lazım, iki bir vakıf kurman lazım ve amaçlarında Ayasofya'nın cami olması gerekiyor, üç bir dernek kurman gerekiyor. İlk ikisini yapamadığım için kendim bir dernek kurdum. Elimdeki evraklar devlet arşivlerinin ve devletin resmi belgeleridir. Bu belgelere göre, buranın müze değil vakıf olması konusunda belgeler var. Bu belgeleri mahkemelere sunarak cami olarak açılması ve ibadet edilmesi konusunda bir çalışmam var. Zaten Vakıf Senetleri'nde de bunun vakıf değil cami olarak kullanılması gerektiğine dair belgeler var. Eğer cami olarak kullanılmazsa kişi için 'Allah'ın haram kıldığını, helal saysın' diyor. Burada amaç ahireti heba olsun demek. Dolayısıyla kişilerin bu anlamda ahiretlerini heba edeceklerine inanmıyorum. Yardımcı olacaklarını sanıyorum" dedi.

"ATATÜRK'ÜN İMZASININ İNCELENMESİNİ İSTEDİM"

Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Şükrü Saraçoğlu'nun, Ayasofya Camii'nin müzeye dönüştürülmesi için oylanan kararnamede ismi ve imzası bulunduğunu, fakat Saraçoğlu'nun o tarihlerde İstanbul'da görevli olduğunu ve İstanbul'da imzalanan evraklarda ıslak imzasının bulunduğunu söyleyen Kandemir şunları söyledi;

"2016 yılında açtığım davada Atatürk'ün imzasının incelenmesini istedim. Daha öncesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne ve Jandarma kriminal laboratuarına müracaatta bulundum. Dediler ki bu Atatürk'ün imzasına benzemiyor. Bu konuyla ilgili evrağın aslı gerekir dediler. Bu yüzden eğer mahkemeden talep gelirse yazıyı inceleriz dediler. Ben onun üzerine davayı Atatürk'ün imzasının incelenmesi üzerine açtım. Halen çalışma devam ediyor. Evrakların içerisinde en önemlisi, Adalet vekili İstanbul'da ama Ankara'da Bakanlar Kurulu'nda imzası var. 1934 şartlarında bu olmaz. Yani Adalet Bakanı hükümet tarafından İstanbul'da görevlendirilmiş. 22-24-26 Kasımda İstanbul'da olduğuna dair ıslak imzalı belge var. Bu belgeye göre, bakan 26'sında bile Ankara'ya gelmemiş. İmzası yok çünkü o günlerde kendisi yok. Ama bu evrakta imzası var. Bu nasıl bir iş? Bunu merak ediyor ve mahkeme tarafından çözüme kavuşturulmasını istiyorum. O gün ki adı vekil ve hükümet tarafından İstanbul'da görevlendirilmiş 24 Kasım'da imzaları var ama aynı bakan o tarihte Ankara'da da imzası var. Aynı bakanın mecliste olmadığına dair 'Zabıt Ceridesi' var. Dolayısıyla kişi İstanbul'dayken Ankara'da imza atması mümkün değil."

"AYASOFYA'NIN PENCERESİNDE NAMAZ KILIYORDUK"

En büyük hayalinin Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi belirten Kandemir, "Geçmiş yıllarda, iki arkadaş gidiyorduk. Biri bekliyordu, biri gelirse haber veriyordu namazı boz diye. Biz de Ayasofya'nın penceresinde namaz kılıyorduk. Görevliler de görmüyordu. İki arkadaş da onları gözetliyordu" ifadelerini kullandı.