Sevgili okurum; meğer ne güzel bir hismiş…

Az önce muhabbet kuşum, can yoldaşım İlham; tünediği kalorifer peteğinden uçup geldi; kafama, oradan bilgisayarın klavyesine oradan da elime kondu.

Yazılarımı onun kanat sesiyle, soluğuyla, sıcaklığıyla, hoş kokusuyla yazıyorum.

Minik narin ayaklarıyla işaret parmağıma tutunan İlham mırıl mırıl anlatıyor; kelimelere cümlelere dönüşmemiş seslerle.

Biliyorum ki oda tüm canlılar gibi sevgi arıyor; şefkat ve merhamet istiyor. Bunları gösterdiniz mi size bağlanıyor.

Dünyayı döndüren, zaten, sevgi ve bilgi değil midir?

 

İÇİ BOŞALAN KAVRAMLAR

Bazen dostlarım, okurlarım, sağ olsunlar; bana ‘üstat’ derler; hemen yanıtlarım:

Aman efendim ne haddime; ben hayatın haylaz bir öğrencisiyim.’’

Öğrenmenin, bilgi edinmenin en güzel yanı; kibri egoyu sınırlaması, cahilliğimin boyutlarını bana kavratması.

**********************

İçi boşalan ayağa düşen kavramlar var:

‘Üstat’, ‘aydın’, ‘sanatçı’, ‘köşe yazarı’, ‘solcu’; çoğaltabiliriz tabi.

Rahmetli anneannem Şükriye Ortaç; böyle durumlarda, ince dudaklarında naif bir gülümsemeyle acı kahvesinden bir yudum alır;  gözlük camlarının üstünden bakarak; “Şeyh uçmaz mürit uçurur’’ derdi.

Ufaktım, bilmezdim tabi ‘şeyh’ nedir ‘mürit’ nedir; ama, içgüdüsel olarak anneannemin bilgeliğine güven duyardım.

Felsefesiz, bilimsiz, sanatsız kalıp; hamaset, böbürlenme ve demagoji üzerinden bir düşünce dünyası, bir dil kurmaya kalkarsak batağa saplanırız.

Malumatfuruşlukla uzmanlık yer değiştirir, duygularımızı düşünce, kibrimizi haklılık, cahil cesaretini kültür sanırız.

 

FETÖ’NÜN SOLCULARI

Kıdemli gazeteci Hikmet Çiçek, “FETÖ’nün ‘Solcuları” isimli bir kitap (Kırmızı Kedi Yayınevi) yazdı. Kitapta 20 ‘aydının’ portresi inceleniyor.

Yaşadığımız aydın(!) erozyonunun acıklı, traji-komik hali...

‘300 aydın’ olarak 13 Ağustos 2008’de bir bildiri imzalayanlar; “yetmez  ama evet’’çiler, Abant Toplantılarının müdavimleri, FETÖ’nün vakıf ve derneklerinin etkinliklerinde boy gösterenler.

Yakın tarihimizi bu kitabı okumadan anlayamayız.

Kitabı okurken ‘aydın’ olmak üzerine düşündüm; sizinle de paylaşayım.

Aydın bilimden, felsefeden, sanattan beslenecek ki aydın olsun; dogmalardan değil.

Bilgi sahibi olan, bilgisini yeni bulgularla sınayabilen geliştirebilen, yani onu mutlak doğrular olarak görmeyen; yanılabilmeyi kabul eden bu yüzden de alçak gönüllü olabilen kişidir aydın.

Her türlü iktidarın karşısında eleştirel aklı öne çıkaran ve gerçeği eğip bükmeden gerçek için arayan kişidir, aydın.

Gerçeğe sadakat anlayışı ikinci bir deri gibidir aydında.

Bunlar da yetmez, edindiği bilgiyi, uzmanlığını, yeteneğini güç odaklarından değil halktan yana kullanan; özverili, adaletli kişidir, aydın.

****************

Ve aydın cesur bir kişiliktir. Çünkü gerçeği aramak tehlikelidir; gerçek iktidarlar için tehdit olabilir. Nice insan korkaklığı yüzünden gerçekleri bildiği halde susmuş, yalana ortak olmuştur.

Güç odaklarına, paraya, üne, makama, etnik mezhepsel kimliklere sığınmadan yazar, çizer, konuşur aydın kişi.

Tutarlıdır; çizgisi bellidir, dün ak dediğine bu gün kara demez; omurgası sağlamdır.

****************

Hoşça kal sevgili okurum, İlham acıkmıştır; yazım bittiğine göre yemini, kuş kumunu, suyunu tazeleyeyim.