İnegöl’ün sabahları çok başkadır.

Caddelerde günün en bereketli saatleri olarak bilinen seher vakitlerinde tencere tabak sesleri yankılanmaya başlar.

Çok büyük bir aşkla gece yarısından sonra evinden çıkan ustalar dükkânlarının kapısını Besmeleyle açarlar.

Ocaklar yakılır ve çorbaların suları hazırlanır.

Sabah ezanı ile birlikte en az üç çeşit çorba, kuru fasulye ve nohut yemeği servise hazırlanmıştır bile.

Namazın hemen ardından cemaat birer biber dökülmeye başlar şehir lokantalarına.

Çorbaların, nohut ve fasulyenin yanında pirinç pilavı hazırlanmamışsa o lokanta müşterisinin tamamını kaybetmiş demektir.

Çünkü İnegöl’de yemek kültüründe dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz özellik çorba sonrası bol nohutlu veya üzeri fasulyeli pilav yemektir.

Lokantaya uğrayan müşteri pilav çıktı değil mi diye sorar önce.

Hiç pilav yemem diyen en azından yarım porsiyon yer ama mutlaka yer.

Pilav yememek abesle iştigaldir adeta.

Masaya beraber oturduğun arkadaşın veya garson bile ters ters bakar pilav yemezsen.

Durum bu kadar ciddidir.

Özellikle yaz aylarında kapının önüne atılan mangallarda biberler közlenir.

Közlenen biberleri genelde müşteri kendisi alır, yiyeceği kadar.

Adette sınır yoktur, ne kadar canın çekiyorsa yersin.

Eğer yalnız gitmişsen ve tamamı boş bir masa yoksa iki veya üç kişinin oturduğu masaya davet edilirsin.

O masadan son kalkan sen olacağından yemeğini yedikten sonra çıkarken hesabının hiç tanımadığın kişilerce ödendiğini öğrenirsin.

Haftanın dört günü çorba içmeye gidiyorsan en az iki tanesinin hesabını başkası ödemiştir ama sende muhtemelen başkalarının hesaplarını ödemişsindir.

Bu ikram etme geleneği de İnegöl’e has özel ve kıymetli bir kültürdür.

Çok değerli ustalar gelmiş geçmiştir.

 

Merhum Babacığım İsmail Hakkı Sevim bazı ustalar için işlerini ibadet niteliğinde yaptıklarından bahsederdi.

Yine Merhum Çorbacı Cemal Derse amcamızı hep böyle anardı.

Genelde geceleri çorba içmeye giderdik Cemal amcaya.

Bol taneli bol sarımsaklı işkembe çorbamızı içerdik.

Babama iki ayrı tabakta servis yaptırırdı Cemal amca.

Benim pilavda tanesinden bol nohutlu olurdu.

Torpilli yani.

Üzerine bol pul biber ve karabiber ekerdim her seferinde.

Cemal amca hayran hayran bizi izler ve en sonunda dayanamaz bir tabak pilavda kendine doldurur masamızda yerdi.

Yahu özendiriyorsun be evlat derdi.

Arada eski ustalarını anlatır ve mesleği ile ilgili sırlar verirdi.

Onun ustasının kendisine en büyük nasihatinin sunulan yemeğin asla soğuk olmaması gerektiğini söylediğini anlatırdı.

Ustası, müşterilerin yemekten kaynar çok sıcak diye şikâyet etsin ama soğuk demesin sakın diye tembihlediğinden bahsederdi.

İnegöl’ün damak tadına hizmet eden ustaların hakları gerçekten ödenmez.

Orhaniye Mahallesindeki Aşçı Remzi amca mesela.

Mahmudiye Mahallesindeki

Aşçı Hüseyin Güney..

Aşçı Ekrem Usta..

Aşçı İbrahim Derse..

Aşçı Şevket Çelik..

Aşçı İsmail Solak..

Aşçı İbrahim Solak..

Aşçı Sebahattin Türksever..

Ve daha niceleri..

Bu salgın hastalık ortaya çıkana kadar eksiksiz devam ettiriyordu yeni ustalar..

Aşçı Aptullah Özen, Aşçı Muammer Sarıaslan, Aşçı Mehmet Güney, Aşçı Cengiz Derse gibi genç ustalarda bu isimlerden sadece birkaç tanesi..

Hünerli elleriyle lezzet sunmaya devam ettikleri günlere yeniden kavuşmak duasıyla..