Bu iki kelime, son zamanlarda iktidarın başındakiler tarafından çok fazla kullanılmaya  başlandı. Bilhassa yüce iktidarımızı temsil edenler, hoşlarına gitmeyen veya kendilerine puan kaybettirecek bir konu ortaya çıkınca, hemencecik dillerinden “bu konu bizi bağlamaz” diyerek sorumluluktan kurtulma moduna sığınıyorlar. Deve kuşu misali, zannediyorlar ki; kafalarının içindekilerini beyinlerinde  sakladıklarında, kendileri çevreyi ve dünyayı görmediklerinden başkalarının da görmediğini zannediyorlar. Halbu ki apaçık gerçekler ortada iken sisler duvarları arkasına saklanmak, hakikatleri örtmüyor. biz istesek de istemesek de gerçekler gün yüzüne er veya geç çıkıyor. İşin garibi bizi “bağlamaz” dedikleri her konuda, Türkiye’nin elini kolunu İskenderin düğümü ile bağlayan da kendileri… Daha sonra aklımız başımıza gelince de “kandırıldım , bu işten caydım, bu bizi bağlamaz” gibi bahanelerle kendimizi kurtaracağımızı zannediyoruz.
Galiba iktidarın başında bulunan büyüklerimizin hafızalarında bir garabet var. Kamu oyundan saklanan gizli bir Alzaymar veya hafıza kaybı gibi bir maraz mı var? Aslında Müslüman, bir defa girdiği delikte vahşi hayvanların olduğunu görürse, ikinci defa o deliğin değil içine, girmek yanına bile yaklaşmaz.  Bu tespit sadece Müslümanın işi değil, aklı olan beyni çalışan her insanın tehlikeler karşısında izlediği bir yoldur.  Bir yaşındaki bir torununuz veya çocuğumuz bile evin bir köşesinde yanan sobaya bir defa elini değdirdiğinde, ikinci defa arkasından iteleseniz de, onu artık soba yanmazsa bile yaklaştıramazsınız. Ağlar, sızlar, bağırır. Zira o küçücük aklıyla sobanın insanı yaktığını, zarar verdiğini anlamış, bir daha dokunursa kendine zarar vereceğini, deneme yanılma metodu ile öğrenmiştir. Ama ne hikmetse bizi idare eden ekabirlerimiz, tüm dünya insanlarının kabul ettiği çıplak bir gerçek olarak kabul ettiği  bir konuda, zarar göreceklerini bile bile aynı deliğe tekrar  başlarını sokmaktan çekinmiyorlar. Bu davranış tarzı kendilerine ait aşırı özgüvenden mi yoksa vurdum duymazlık veya aymazlıktanmı anlaşılır gibi değil.
Yakın siyasi tarihimiz de, biz bu zikzakları çok gördük ve yaşadık. Yıllardır el bebek gül bebek diyerek, en güzel mekanları tahsis ettiğimiz, en güzel  elbiselerigiydirip donattığımız, onlar ağladıkça bizim daha çok gözyaşı döktüğümüz ve büyüyüp semirmeleri için, kamunun her türlü imkanlarını dahi hizmetlerine sunduğumuz, önceleri cemaat,  15 temmuzdan sonra terörist olduklarını anladığımız bir devasa canavar karşısında, eski verdiğimiz destekler bizi bağlamaz. O zaman kandırıldık. Şimdi ise caydık diyerek eski günahlarımızın millet nezdinde affedileceğini zannederek, 15 Temmuz 2016 dan sonra  günah çıkarma seanslarını başlattık. 
Açılım süreci ilan ederek, saflığımızdan olsa gerek, sözde topraklarımız dışında bize karşı mücadele eden teröristler, ellerindeki silahları  bırakarak Türk yetkilerine teslim olacaklar, “Kırk yıllık kani olur mu yani” hesabı bir günde ıslah olacak ve eylemlerine son vereceklerdi. Türk yargı sistemi de tarihte pek görmediğimiz şekilde teröristlerin ayağına giderek mahkemecilik oynadıkları, sonuç da o tarihte sınırdan sadece 36 teröristin girerek yargılandığı,  ancak hiçbirinin göstermelik de olsa “pişmanım demediği” PKK ların yaptıkları karşısında  “bu bizi bağlamaz” diyerek sıyrılmaya çalışmadık mı?
ABD’nin İran’a uyguladığı ekonomik ambargoyu ber taraf etme maksadıyla, Rıza Zarrap isimli ne idüğü meçhul, kimin adamı olduğu bilinmeyen, hangi istihbarata örgütüne çalıştığını araştırmadan koskoca bir devlet maliyesi ve bankasının gizli sırlarına vakıf olması için her türlü imkanı önüne serdik. Sonuç da bizim değerli istihbarat elemanlarımızın hiçbirinin haberi olmadan CİA tarafından ayartılıp ABD ye posta edilince, daha havaalanından ilk alındığında yakalanınca, yapılan sorgulama da, “Türkiye hükümeti ile İran arasındaki para trafiğini ve bu trafik içinde  kimlerin , hangi kurumların yer aldığını bir bir ikrar edince “Zarrabın dedikleri bizi bağlamaz”. Diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştık.
İstanbul dahi yerel seçimi kaybedeceğini anlayan iktidar, denize düşen yılana sarılır misali, belli bir etnik grubun  oylarını alabilmek için, terörist başının kardeşini emri altındaki TRT ye çıkarıp da medet umarcasına konuşmaları dahi yaptırdılar. Ancak bu şahsın daha sonra kırmızı bültenle arandığı ortaya çıkınca da, “bilmiyorduk bizi bağlamaz” deyip işi başkaları üzerinde bırakmadılar mı?
DEVAMI YARIN