DÜNDEN DEVAM

Bu ülkeyi sanki kendileri yönetiyormuş gibi, yüce iktidarımızın geçmiş yirmi yılının hadiselerini değerlendirirsek; ülkeyi yönetirken bilerek veya bilmeyerek yaptıkları yüzlerce etik olmayan davranış ve kararlarını görürüz. Aldıkları bu kararların yanlış olduğu anlaşılınca da “Bizi bağlamaz” diyerek kıvırdıkları çok olmuştur.
En sonda bundan 15-20 gün önce cezaevinde bulunan Selahattin DEMİRTAŞ’ın müracaatı üzerine AİHM Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Türkiye aleyhine verdiği karar oldu. AİHM Büyük dairesi sözleşmesinin 5. Maddesinin ihlal edildiğini kabul ederek, Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesine karar verdi. İhlal edildiği iddia edilen 18. Madde ise daha da ilginç. Burada AİHM Demirtaş’ın tutukluluğunun siyasi nedenlerle devam ettiğini açık açık yazmış ve bu kararının gerekçesini bazı gerekçe ve geçmiş olaylara dayandırmıştır. 
Bu gerekçeler “tutuklamanın çözüm süresinden sonra gerçekleşmesi, cumhurbaşkanının beyanları, sadece HDP ve CHP li milletvekillerinin tutuklanmaları, Avrupa Konseyi İnsan Hakları komiserliğinin gözlemleri, Venedik komisyonun raporu, tutuklama sonucu Demritaşın 2017 referandumu ve 2018 yılı cumhurbaşkanlığı seçiminde kampanyalarına izin verilmemesi, Belediye başkanlarının görevden alınarak tutuklanmalarının amacı, muhalif sesleri kısmak olduğunu göstermesi”   değerlendirilmiştir.  Bütün bu tutuklamalarının sebebinin yasalardan kaynaklanmadığını ve demokrasinin temeli olan çoğulculuğu ve özgür tartışmayı bastırmak gibi “saklı bir muvaza nedenine dayandığını” da ortaya koymaktadır. 
İç hukukumuza, dışardan yapılan hukuki müdahalelerinin tek nedeni, bizi idare edenlerin bitmez tükenmez Avrupa Birliği sevdası ve milletler arası sözleşmelerin altına, düşünmeden taşınmadan attıkları imzalardır. Sayın büyüklerimiz bir gün gelip de  bu imzaların Türk Hukuk sistemi, siyasi ve ekonomik sistemimizi bir yerlerinden tırmalayacağını kestirmemeleri yüzündendir. 
AB  aşkı bizde 1959 yılından itibaren başladı. Avrupa’nın ortaçağ karanlığını atlatmasından sonra, bilhassa ilk başkaldırı olan Fransız ihtilali ile birlikte, zihinler de yeni bir aydınlanma  sürecine girildi. Avrupa insanı ayaklarına ve akıllarına vurulan biat prangalarından kurtulduktan sonra,sorgulayıcı akılla her şeyi düşünmeye başladı. Bu akılcı süreç, pozitif anlamda insanların hayatlarında, olumlu yönde bir sürü değişikliğin çıkışını da hazırladı. Önceleri siyasi anlamda başlayan müesses nizamı bu başkaldırı hareketi, sonraları ekonomi de, fen de edebiyatın ve sanatın her türlüsünde  inkişafa neden oldu. Bu sayede gelişen yeni buluşlar, zamanla otomasyonla birleştirilerek, teknik anlamda büyük bir üretim potansiyelinin doğmasına neden oldu.  Ancak 1940 lara gelince, biat kültürünü yeniden tesis etmek isteyen nasyonalist akımlar Avrupayı etkisi altına aldı. 2. Dünya  savaşı da işte bu biat kültürü ile sorgulayıcı  akıl kültürünün çarpışmasından ve insanlığın ortak değeri olan özgürlük anlayışının kaybedilmesini istemeyenler arasında baş gösterdi. 2. Dünya savaşı Avrupa’ya büyük bir yıkım getirdi. Şehirler harabeye döndü. Moraller sıfıra indi, ekonomileri ise dibe vurmuştu. Kesin bilinmemekle birlikte kırk beş milyona yakın insan öldü. Savaştan çıkan Avrupa ülkeleri, yeniden imar ve ihya için ekonomik alanda birlikte olmanın da lüzumunu anladılar ve bu amaçla da AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) oluşturdular. Siyasi ve ekonomik sorunlarla boğuşan Avrupa’yı tek bir çatı altında toplayarak, önce Avrupa’nın restorasyonunu gerçekleştirmek ve daha sonra da  entegrasyonu sağladılar. 
DEVAM YARIN