DÜNDEN DEVAM
Türkiye son on yıldan bu yana dış politikada çok büyük zikzaklar çizmeye başladı. Sağduyudan yoksun, siyasi etik anlayışından uzak hamasi nutuklarla, tamamen iç politikaya yönelik olarak kurgulanan dış ilişkilerimiz, bize çok fazla geri adımlar attırdı. Sonunda da tükürdüklerimizi yalamak zorunda kaldık. Önceleri çok kötü zamanlar da bile, insani ilişkiler sayesinde, dış siyasetimizde yapılan hatalar, bir masa başına oturularak halledilirdi. Ama o günkü liderler hiçbir zaman egolarını tatmin amacıyla dış politikayı kullanmadıkları gibi, yabancı ülke liderlerini aşağılayan, küçümseyen, zaman zamanda dalga geçer şekilde, onların şahsi haklarını hedef alan söylemlerini eski liderlerden hiç işitmedik. Ama şimdiki asrın lideri dediklerimizin ey ey diyerek AB ülkelerinin başkanlarının şahıslarıyla ilgili hitap ve beyanlarını gazete kupürlerinden toplayıp bir araya getirirsek küçük hacimli bir kitap doldurulur. 
Sayın Cumhurbaşkanımızın AB ülkelerinin liderlerini hedef alarak söylediği küçültücü ifadeleri, elbette ki içerdekiler olarak bizim hoşumuza gidiyor. Bizimde düşündüklerimizi ancak söyleyemediklerimizi o söyleyince bizde tatmin oluyoruz, nefislerimizi okşuyor, lakin bu hitap şekli o liderleri, kendi halkları nezdinde yüceltiyor. Onlar başarısız olsalar bile siyasi olarak kendi halklarının lidere olan bağlılıklarını artırıyor. Yabancı bir devlet adamı, bizim liderimiz hakkında küçültücü ifadeler kullanıp dalga geçer gibi hitap da bulunursa, biz Türk milleti olarak sevelim veya sevmeyelim, bu saldırı karşısında kendi liderimize sahip çıkarız. Eh Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar vs. de bir millet olduğuna göre, dışardan gelecek sözlü ve fiili darbelere karşı kendi liderlerinin arkasında duracaklardır. Bu tür dalaşmaların amacı, iktidarda kalma ümidini yitiren liderlerin, hizmetten ziyade bir nevi çamura yatarak iktidarda kalma hayalleridir. 
Bir ülkede her gün, her hafta gündem değişmez. Eğer gündem her gün değişirse, ortada iyi gitmeyen şeyler vardır. Belki, halkı hiç ilgilendirmeyen, alelade konular, iktidarın başındakiler tarafından, medya ve sanal alemde olağanüstü bir şekilde dillendiriliyorsa, duyulması istenmeyen gizli saklı işler yapılacak demektir. Türkiye de bugün halkın çok büyük kısmını ilgilendiren, sofraya koyacağı ekmeğin kavgası ve pandemi nedeniyle uğrayacağı sağlıkla ilgili konulardır.  Küçük esnaf kiramı nasıl ödeyeceğim, vergi, KDV, sigorta primlerimi nasıl ödeyeceğim, günlük rızkını temin eden ve çalışan nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan, bir gün çalışmazsa aile bütçesinde kapanması zor delikler açılacak yevmiyeciler, ürettikçe borçlanan , girdiler nedeniyle tarlasını ekemediği gibi, ziraat için gerekli tarla tapanını satmak zorunda kalan köylülerin, asgari ücretle de olsa bulduğuna şükrederek fabrikasında çalışan işçiler, işimi kaybedersem çoluk çocuğuma nasıl geçindiririm gibi konular. Vatandaşın gündemini meşgul ettiği halde, iktidar ve muhalefet partilerinin her hafta salı günü yaptıkları sözde grup toplantılarında, en olmadık konuları dillendirerek birbirlerini ihanete varacak derecede suçlayarak gündemi halktan kopararak başka mecralara kaydırma gayretleri iktidar ve muhalefetin halktan ne kadar koptuklarını gösterir. Düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü hesabı, sayın cumhurbaşkanımızın durup dururken “Türkiye’nin aydınlık geleceğini AB’ye girmekte olduğunu söylemesi, çok büyük bir ani dönüş yapması da bir handikaptır. Rahmetli Süleyman Demirel’e “Dün dündür, bugün bugündür” lafından dolayı çok kızar ve eleştirirdik. Zira devlet adamı vakur, haysiyetli sözünde durur, işinde sebatkar olmalıdır derdik. Öyle rüzgar nerden eserse o yana dönenlerin cinsinden olmamalı derdik. 
O gün Demirel’i bu sözünden dolayı eleştirenler, bugün daha da ileri giderek, dış politikada ani ve devamlı zikzaklar çiziyorlar, atalarımızın dediği gibi “Büyük lokma ye ama, büyük konuşma” lafını çoktan unuttular… İktidarda kalma uğruna büyük büyük nutuklar attık, ama sonuçta tükürdüğümüzü yalamak zorunda kaldık. Bir türlü susmayı başaramadık. Şark kurnazlığı yaparak sözle sazla günü kurtarmaya çalıştık.  Başımızdakiler, ağdalı ve güzel sözlerle bizi kandırmaya çalışırken, düşünce ufkumuz olmadığı ve sorgulama kapasitemizin yetmezliği nedeniyle, halk olarak hep umutlandık. Güya siyasetçinin ağzından çıkan sözlerin pratikte gerçekleşmesi durumunda, her şey düzelecek, çoluk çocuğumuz ve ülkemizin geleceği aydınlık olacak, toplum olarak her türlü ümitsizlik, gam ve kasavetten kurtulup, kurtuluşa erecektik. Bu hayallerle yaşadık ve iktidarı destekledik. Artık destek verdiklerimizin söz ve davranışlarının uyumlu olmadığını anlamamız lazım. 
DEVAMI YARIN…