DÜNDEN DEVAM

Sayın iktidarımız son zamanlarda sağa sola diklenmenin dış politikamız açısından yararlı olmadığını anlayınca Sayın Cumhurbaşkanımız “Türkiye’nin menfaatlerinin AB ye yüzünü çevirmekle” olacağı cümlesini duyunca, Türkiye olarak derin bir nefes aldık.  Zira ekonomi de, teknolojide, üretim de ve Ticaret alanlarında bağımsızlığımızı kazanıp her konuda kendine yeter ülke haline gelmedikten sonra, sağa sol “ey-ey” diyerek hamasi nutukları ile bir yere varılamayacağını artık anlamış gibiydik. Fakat bu vakayı sadece bizim anlamamız yetmez, esas olan başımızdakilerin anlamış olmalarıdır.

Bizi idare edenler, dış politikada artık daha üsluplu bir dil kullanacaklarını son zamanlarda düşünürken, AİHMahkemesinin Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilmesini içeren kararı çıkınca, iktidar ve onun küçük ortağı hep bir ağızdan yaygarayı basarak “AİH Mahkemesinin kararı bizi bağlamaz, biz bağımsız bir ülkeyiz”. Diyerek iç siyasete yönelik demeçlere başladılar. Aslında onlarda biliyor ki AİH Mahkemesinin aldığı kararlar, sözleşme altına imza atan tüm ülkeleri ve mahkemelerini bağlar. Bir kâğıt üzerine vatandaş olarak attığımız her imza atanı bağlamıyor mu? Sen oturmuş adamla bir anlaşma yapmış ve bunun da altını imzalamışsan o anlaşmanın şartları her iki tarafı da bağlar. Ticari hayatta bile imzaladığın senedi karşı taraf tahsile koyduğunda, “hayır bu senet beni bağlamaz, benim borcum morcum yok”. Diyebilir misiniz?

Sırf AB ye üye olalım diye;

19 Nisan 2003 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde AB uyum komisyonunu kuran ve aynı yıl 23 Haziranında “Avrupa Birliği müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Türkiye Ulusal programını, kabul edip, 24 Temmuz 2003 tarihinde resmi gazetede 25178 sayılı resmi gazetenin mükerrer sayısının da yürürlüğe koyan siz değil misiniz?

29 Ekim 2004 yılında AB anayasası Roma da AB ülkeleri tarafından hazırlanarak imzalandığında, AB ye girmediğin halde üye ülkelerin yanı sıra konferansa katılarak “Türkiye Bulgaristan ve Romanya ile birlikte Roma anlaşmasını niye imzaladınız? AB tarafından belirlenen Kopenhag kriterlerini 2004 yılında, AB birliği müktesebatı olarak, kabul edip imzalandı ve aynı günü ülkenin bütünlüğünü çözmeye yönelik olarak AB Milletler tarafından hazırlanan “ikiz sözleşmeleri” de imzalayan aynı sayın hükümetimiz değil mi? Sırf AB ye üyelik yolunda yalakalık olsun diye AB bakanlığını kuran ve başına da yüce kitabımızla “Bakara – Makara” diyerek dalga geçen birisini de AB den sorumlu bakan olarak atayanda sizler değil misiniz?

14 Temmuz 2004 yılında 5218 sayılı kanunla, anayasamız da daha önce var olan idam yasasını biz kaldırmadık mı? Bu kararla bölücü örgütün başı ve 30 bin kişinin katili diye, kamuoyuna açıkladığınız Apoya AB ye yaranmak uğruna koskoca bir adayı da biz tahsis etmedik mi?

Ülkenin bölünmez bütünlüğüne büyük zararlar veren uygulamaları önce imza atan ve daha sonra da, iç siyasete yönelik ve kamuoyunu etkilemeye yönelik manevraları yaparak zikzaklar çizen bir yönetim tarzı peydah oldu. Ülkenin başında bulunan cumhurbaşkanı anayasayı ve bütün üyelerini kendi atadığı mahkemesinin aleyhe olan kararlarını tanımadığını” kendilerini bağlamadığını açıkça dillendirebiliyor.

DEVAMI YARIN