Doğrusunu söylemek gerekirse, Rusya ile 5 Mart’a yapılan görüşmede beklentiler karşılanmadı. Sahada elimiz güçlenmişti, Suriye’nin Rejim askerlerine savaş açmıştık ve destursuz saldırıyorduk.

 Yani kimseden bunun için izin istemiyorduk.  Hem bu saldırılarda çok büyük oranda askeri başarı elde etmiştik. Rusya’nın İdlib hava sahasını uçuşa kapatmış olmasına rağmen, 3 rejim uçağı havada iken vuruldu.  Sadece uçaklar değildi vurulan; tanklar, rejime ait aktif durumda olan hava savunma sistemleri ve daha birçok askeri teçhizat ile bazı cephanelikler de havadan vurulmuştu. Tüm dünya askeri başarımızı konuşuyordu. Özellikle kendi ürettiğimiz İHA ve SİHA’lar ile adeta destan yazıyorduk. Rejim askerlerine verilen zayiatı Putin bizzat dile getiriyordu.

Cumhurbaşkanımızın hedefi rejim güçlerinin Soçi mutabakatı ile belirlenmiş alanlara kadar geri çekilmesi idi. Ve İdlib’in çok büyük bir bölümünün güvenli bölge olmasının sağlanması idi. Ancak Rusya ile yapılan görüşme ve varılan mutabakatta bu hedeflerden hiç bahsedilmedi. En belirgin madde ise M4 Karayolunun güney ve kuzeyinde 6 KM derinlikte bir alanın tampon bölge olarak tanımlanması ve Rusya ile ortak devriye ile bu bölgenin kontrolünün sağlanmasıdır. Oysa M5 karayolu M4’ten çok daha önemli ve çok daha büyük bir bölgeyi güvenli bölge haline getirebileceği bir yol olmasına rağmen hiç bahsi geçmiyor. Görünen o ki konuşulmuş ancak bir mutabakat sağlanamamış. Demek ki Türkiye Soçi mutabakatında varılan anlaşma sınırlarında diretmiş ancak hiçbir şey elde edememiş. Bu görüşmenin en önemli kazanımı ise ateşkes sağlayacak olması ki derhal uygulamaya başlandı.

Peki, beklediğini elde edemeyen Türkiye neden sadece ateşkes ile geri döndü? Oysa Bahar kalkanı son derece başarılı gidiyordu. Rejim güçlerini istediğimiz alana kadar süpürebilirdik. Doğru ama bu yeterli değil. Türkiye ve Cumhurbaşkanımız sahadan ziyade masada kazanmak istiyor, çünkü şunu çok iyi biliyor ki; sahada yapılan mücadelenin kazananı yoktur. Hele başka bir ülkenin toprağında verilen mücadelenin sonunda Türkiye’nin kazanacağı hemen hiçbir şey yoktur. Savaşı kazansa bile, yani bahar kalkanı ile istenilen hedeflere ulaşsa bile ki bu çok kolay olmayacaktı, çünkü hemen her gün bir veya iki şehit haberi alıyorduk, hem de çok kısa bir zamanda olmayacaktı. Geçen her gün ise çok ciddi risk ve çok büyük maliyet gerektiriyordu.  Türkiye Bahar kalkanı harekatını da Hem Rusya’ya eli güçlü gidebilmek için hem de şehit edilen 36 Askerimizin intikamını alabilmek için başlattı.

Hem Türkiye bu bahane ile sınır kapılarını da açtı ki Suriye’de tek başına mücadele etmek istemediğinin en belirgin işareti idi. Ayrıca diğer ülkeler ile yapılan telefon trafiği ile de Suriye’de ki durumu tek başına üstlenmek istemediğinin diğer bir işareti idi. Bu gözle bakıldığında Rusya ile varılan mutabakatta elde ettiği her şey aslında bir kazanımdır ve bahar kalkanı harekatının devam ettiricisi olarak görülür.

Bahar kalkanı harekatı yarım kalmadığı gibi, askeri olarak da çok büyük avantajlar sundu ülkemize. Bu gün Rusya ile 6 saate yakın tüm detayları ile masada görüşme yapılıyorsa, peşi sıra ABD ve AB ve diğer batı medyası savaş tekniklerimizi ve başarımızı konuşuyorsa ve daha da önemlisi adeta nefret ettikleri cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın Suriye konusunda çok haklı olduğunu itiraf ediyorlarsa ve Türkiye’nin Suriye konusunda desteklenmesi gerektiğini söylüyorlarsa hepsi Bahar kalkanının bazı diğer kazanımlarıdır. Ayrıca kendi imal ettiğimiz askeri teçhizat ve silahlarımızın etkin bir pazarlaması da yapılmış olmakla beraber, klişe tabirle söylemek gerekirse; “ Bahar Kalkanı ile gösterdiğimiz başarı dosta güven, düşmana korku salmıştır.”

Türkiye bir çok ülkenin umududur. Bu umudun güçlenmesi için Türkiye’nin güçlenmesi gerekiyor. Biz ne kadar Türkiye’nin tarihi ile övünürsek de hali hazırda Türkiye’nin gücünü gösterebilmesi ve bunu ispatlayabilmesinin en iyi göstergesi olmuştur Bahar Kalkanı. Askeri alanda, siyasi alanda ve ekonomik alanda gücünü arttırdığı ölçüde fakir fukaranın, garip gurebanın, yani başta Müslümanların ve sonra da tüm insanlığın adil ve güvenilir umudu olacaktır Türkiye.  Bahar Kalkanı bu açıdan yarım kalmamıştır, gerekli yerde durmuştur hem daha fazla şehit vermemiz engellenmiş hem de orada çelik gibi  bir güç olarak yerini perçinlemiştir.  Rabbim başta askerlerimize ve sonra da devlet büyüklerimize yardım etsin.