Sabah vakti..

Kahvaltımı bitirdim; oturdum bilgisayarın başına; ‘’ne yazmalı bugün’’ derken

guguk kuşu öttü; durdum, kulak kabarttım; çocukluğuma ait bu dostses anılar sağanağını başlattı.

*****************************

Tek çocuktum..

Annemle babamın evliliklerinin beşinci yılında ablam Canan doğmuş ama var olduğunu bilemeden 48 saat sonra ölmüş. (Ablamı sık sık düşündüm büyüdüğümde. Abim değil de bir ablam olmasını istedim. Çocuğum olursa da kız çocuğu olmasını . Ne ablam oldu ne de kızım.)

Beş yıl sonra, yani annemle babamın evliliklerinin onuncu yılında, karlı bir 6 Şubat’ta ben gelmişim dünyaya.

*******************************

Hisar’da iki ayrı sokağa cephesi olan iki ayrı evimiz vardı, aralarında da bahçemiz.

Karşılıklı evlerden iki katlı apartman biçiminde olanında anneannemle dedem otururdu. Bizim evimiz tek katlıydı.

Yani aslında iki evin bir oğluydum.

*****************************

Bursa’nın değişik semtlerinde apartman dairelerinde, sitelerde oturdum. Oturdum oturmasına ama..

O kasvetli beton yığınları içinde;şimşirli, çimli, çiçekli, ağaçlı; kedili, köpekli, karıncalı, arılı; guguk kuşu sesli; çiçek kokulu, yağmurlu toprak kokulu; ağaçların üzerinden karga sürülerinin uçtuğu; kümesli, horoz ötüşlü Hisar’daki masal bahçesidaima burnumda tüttü.

Beton evlerde kendimi sürgünde hissettim.

*******************

En sevdiğim şeydi erik ağaçlarına tırmanmak.

Ve yere kilim serip sırtımı ağaca dayayarak karpuz yerken kitap okumaya bayılırdım. Kitap okumayı bu kadar çok seviyorsam; o bahçede, açık havada okuduğum kitapların alışkanlığındandır.

Denize değil ormana ağaçlara bakan evlere tutkun oluşumda bahçeli evde büyümem yüzündendir.

Camı açınca, balkona çıkınca ağaç görmek gibisi var mı.

************************

Bu yazıyı dört günlük sokağa çıkma yasağının ilk günü yazıyorum.

Biliyorum sevgili okurum; sen de benim gibi bunaldın apartmanlarda 120-140 metre kareye sıkışmaktan.

Apartman hayatı insanın doğasına o kadar aykırı ki.

Modern hayat, teknoloji, konfor evet ama betona gömülmüş ruhlarımızın çaresizliğini ne yapacağız.

*******************************

Bahar ne güzel;  gök masmavi, bahar kokusu yayılmış dört yana, sıcak bir bahar ışığı havayı aydınlatıyor…

Bir haylim var sevgili okurum..

İsterdim ki; bahçeye çıkayım; çimleri, çiçekleri, bitkileri sulayayım; folluktan yumurta alayım, kahvaltımı ağacın altına kurulu masada açık havada yapayım; kitabımı ağacın gölgesinde okuyayım.

İsterdim ki; doğadan geldiğim gibi doğada kalayım; toprağa, börtü böceğe, çimlere, çiçeklere ağaçlara, nehirlere yaren olayım.

***********************************

En büyük umudum tekrar bahçeli bir eve kavuşmaktır.

Betonarme ömrüme yazık olmuştur.

 

NOT: Yazıda kullandığım fotoğraf eğitimci dostum Zeki Baştürk’ün İnegöl Eymir Köyü’ndeki evinin bahçesinden bir köşe.