Karadeniz'in kuzeyinden yakıp yıkarak, katliamlar yaparak ilerleyen Moğol süvarileri, Doğu Avrupa üzerinden hızla Macaristan ve Almanya'ya sokulmuş, Osmanlılardan çok önce Viyana kapılarına dayanmışlardı.

Öyle ki, Moğol atlarının Adriyatik kıyılarında sulandığını da biliyoruz. Fakat Avrupa'nın yeterince zengin olmaması, orayı Moğollar için verimsiz kılıyordu. Avrupa'da kalmadılar ve bütün dikkatlerini daha büyük zenginliklere erişebilecekleri bir başka dünyaya, İslam âlemine yönelttiler.

 

Moğolların gelişinden önce, ortaçağın en önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Merv'de on adet kütüphane vardı ve bu kütüphanelerin her birinde de en az on iki bin tane el yazması eser bulunuyordu.1258 yılında Bağdat'ı işgal eden Moğollar, şehirde bulunan medreseleri de talan ederek buralarda bulunan on binlerce kitabı Dicle Nehri'nin sularına atmış, rivayetlere göre, bu kitapların mürekkeplerinden dolayı nehir günlerce simsiyah akmıştı.

 

Moğolların Doğu ülkelerini yakıp yıkması Batı dünyasında ilginç bir şekilde değerlendiriliyordu.UmbertoEco'nun "Baudolino"da kendisinden söz ettiği doğu ülkelerinde yaşayan efsanevî Hıristiyan kralı Prester John'un bir gün Müslümanları mağlup ederek Hıristiyan alemini birleştireceği efsanesi ortaçağ Avrupa'sında çok yaygındı. Bir tür mesih olarak görülebilecek olan bu zat kuşkusuz hiçbir zaman var olmamıştı; fakat Hıristiyan halk arasında yüzyıllarca dolaşan söylentiler adeta onu somut bir gerçeklik haline getirmişti. Öyle ki, 13. yüzyılın başında Moğollar tarih sahnesine çıkıp da İslâm dünyasını hallaç pamuğu gibi attıklarında, Cengiz Han'ın aslında Prester John olduğuna ve sonunda dünyaya teşrif ettiğine dair söylentiler Batı dünyasında büyük bir heyecana neden olmuştu.

Prester John'un Habeşistan'da yaşayan siyahi bir kral olduğuna inanılıyordu Batıyı bir zenci kurtaracaktı.Bu efsanenin gücü Avrupa'nın stratejisine yarım yüzyıl boyunca yön verdi. Sonunda ise Prester John'un gerçekten bir efsane olduğu ortaya çıktı. Ayrıca Moğolların da gerçekliğinin farkına varıldı. Batı Avrupa Haçlı Seferleri nedeniyle ikiye bölündü. Bazıları destek verirken, bazıları hata olduğunu düşünüyordu.En büyük iki Hıristiyan krallığı Polonya ve Macaristan'dı. Ama büyük olmaları uygar oldukları anlamına gelmiyordu. Bu iki krallık, ikiye bölünmüş Fransa gibi kendi halinde gelişmeye bırakılmış olsaydı "Karanlık Çağ" bir yüzyıl daha önce biterdi. Ancak Moğollar sonunda Avrupa'ya saldırmaya hazırlandıklarında, Batı'nın askeri gücü dağılmış durumdaydı.Batı Avrupa'dan tek bir kral bile ordusunu toplayıp gelmedi.On beş-yirmi yıl önce Filistin'de savaşanlardan çoğu ölmüştü ve mali açıdan da orduların yeni bir savaşa gücü yoktu. Moğollar, Polonya ve Macaristan'ı ezip geçti. Moğol hükümdarı ölmeseydi ve Moğol orduları kendi kendilerine geri çekilmeselerdi, Dublin'e kadar ilerleyip tüm Avrupa'yı ele geçirmekten onları alıkoyacak hiçbir güç kalmamıştı.Prester John bir efsaneydi. Olmayan bir Hıristiyan Krallığı ile güçleri birleştirip İslam ordularını yenme fikri Papa'ya ve asillere öyle çekici gelmişti ki kimse buna karşı çıkamadı. Bu öyle bir efsaneydi ki, Moğol hükümdarı ölmeseydi, tüm Avrupa Moğol hakimiyetine girecekti.