Üniversite yıllarımda tanımıştım. İlk okuduğum yazısı beni çok güldürmüştü.

O zamanlar da okuduğum hemen tüm yazılarında mutlaka espri yönü vardı. Eleştiri yaparken insanı güldürebilmek, çok hoşuma gitmişti.

Hürriyet Gazetesi’nde yazıyordu ve köşe adı ‘onuncu köy idi.’  Hep doğru söylediği için dokuz köyden kovulduğunu ima ediyordu. Bu yüzden onuncu köye kaçmış oradan devam ediyordu doğru bildiklerini söylemeye.

Ama insan bu, ne kadar kaçarsa kaçsın bir sonuncu köyü vardır. O da bu sonbahar da sonuncu köyüne gitti. Umarım orada daha rahattır. Allah Taksiratını Affetsin.

Yazıları ile tanıdım, hiç yüz yüze görüşmemiz olmadı ama takip ettiğim sayılı yazarlardan biridir. Her yazdıklarını zevk ile okurdum. Gerçi bazen muhalif damarı tuttuğunda, ya da CHP’li damarı kabardığında çok sinirlenir ancak yine de nezaketinden bir şey kaybetmez ama diline geleni yazardı.

Kendisi hakkında yazılanlara bakıyorum da herkesin hem fikir olduğu ortak noktası eşsiz yazı kabiliyeti ve karşıdakini kırmadan yazabilme becerisi, duyguların dili olması, kuşların hayvanların duygularını yazılara dökebilme yeteneğidir. Bende elbette tüm bunlara şahidim.

Yazılarını hep gıpta ile okurdum ve yazarken kendime rehber edinmek istediğim bir yazardı. Kelimeleri kullanma yeteneği müthişti, duyguları kaleme alma ve yazı ile anlatabilme yeteneği müthişti.

İdeolojik olarak hiçbir zaman aynı fikirde olmadım. Görüşlerini katılmadım, siyasi görüşünü hiç benimsemedim hatta hep tezat oldum ancak yazılarını okumadan edemiyordum. Zihni açıktı, parlaktı, farklı bakış açısı geliştirmeyi hep beceriyordu. Ancak kendisi ile aynı fikirde olduğum bir konu da SONBAHAR idi. Bu yüzden onun anısına bu şiir ile yazıyı bitirmek istedim….

BEN bu sonbaharları sevmiyorum gülüm.

Sonbaharlar ayrılık zamanlarıdır.

Kırlangıçlar gitti. Dün gece evimizin üzerinden geçtiler turnalar. Boşu boşuna arıyor çatının pervazında pinekleyen kumruyu gözüm.

Baktım; boynu bükülmüş arka bahçedeki gülün.

Menekşeler çoktan öldüler, begonvil soldu-sarardı, serçeler ilk kez üşüdüler dün gece...

Üzgünüm...

*

Ben bu sonbaharları sevmiyorum gülüm.


Minarenin hoparlöründen sala seslerini hep bu sonbaharlarda dinlemiştim, bir cami avlusunda.

Derler ki vakti-saati yoktur ölümün.

Ama sevdiklerimi hep sonbaharlarda kaybettim.

Her sonbaharda iki çeşme, iki gözüm.

Okula başlayıp da ilk cetvel dayağını bir sonbaharda yemiştim, daha varan bir...

İşten kovulmalarım hep sonbaharlara denk gelir.

Tahta bavulumu en çok sonbaharlarda hazırlamışımdır, ağlaya ağlaya...

Bir kan davasının anısıdır, amcam adımı ilk kez bir sonbaharda kulağıma bağırarak söylemiştir:

"Bekir... Bekir... Bekir..."

*


Yine sonbahar...

Her bir yaprak yere düştüğünde, bir koşu onu alıp dalına koymak gelir içimden.

Bu günlerde en çok yaprakların yere düşüşüne canım sıkılır gülüm.

Bilmiyorum dallar mı sevdasız, yapraklar mı vefasızdır.

Hadi desem ki:

"Sonbahardır..."

İyi ya işte, sonbaharlar ayrılık zamanlarıdır.

Tanımlayamadığımız bir sızı kaplar içimizi... Duymadığımız bir hüzünlü şarkı çalıp durur kulaklarımızda...

Bilmediğimiz ve aslında duymadığımız, doğrusu olmayan öyküler uydururuz kendi kendimiz için.

Bahaneye bakar gözlerimiz, bir bakarsınız ki bir anda dudaklar kıvrılır, büklüm büklüm.

Dün gece turnalar geçtiler evimizin üzerinden.

Begonviller soldu.

Boynu büküldü gülün.

Ben bu sonbaharları sevmiyorum gülüm.

 

BEKİR COŞKUN…