.

Neler çağrıştırır bizlere Galata Kulesi? Ne denli bilgilere sahibiz kendisi hakkında? Eski isminin İsa Kulesi olduğunu bilir miyiz mesela? Osmanlı dışında Romalıların, Venediklilerin, Cenevizlilerin de Galata Kulesi’ni farklı amaçlarla kullandığını bilir miyiz?

Veyahut Galata Kulesi dendiğinde aklımıza gelen tek şey bir aşk masalı mıdır? Romalılardan kalma bir efsaneye göre bir kadın ve bir erkeğin Galata(İsa) Kulesi’ne ilk kez çıktıklarında onların muhakkak evleneceği rivayeti mi bizleri daha çok ilgilendirmekte? Genel bağlamda baktığımızda cevabın bu olacağı şaşırtıcı olmasa gerek. Bizleri daha çok ilgilendiren kısım, Galata Kulesi’nin geçmişten taşıdığı bu büyülü aşk efsanesi olsa gerek. Belki aklımıza gelecek bir diğer aşk efsanesi ise Hazerfen Çelebi’nin yaşamış olduğu rivayet edilen olan olsa gerek. Yine bu efsaneye göre Galata Kulesi ve Kız Kulesi birbirlerine aşık iki ayrı kulelerdir. Ancak bu iki sevgili, aralarında yer alan uçsuz bucaksız boğaz tarafından mesafeler yüzünden ayrıdır. Bir gün Hazerfen Çelebi’nin kuleye tırmanıp o efsanevi atlayışı gerçekleştireceği gün Galata Kulesi ve Kız Kulesi aralarındaki aşkı mesafelerin bile ayıramayacağını anlarlar. Yine aynı rivayette Hazerfen Çelebi; Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yüzyıllardır aşk dolu mektuplar yazdığı söylenir. Hazerfen Çelebi atlayışı gerçekleştireceği gün bu mektupları yanına alır ve kanatlanıp uçarken Kız Kulesi’ne bu mektupları bırakır. İşte o günden itibaren Kız Kulesi güzelleşir ve aralarındaki aşkı mesafelerin bile yok edemeyeceğini idrak eder. İki kulenin aşkı yüzyıllara meydan okumuştur.

Keşke Galata Kulesi bu iki efsanenin aşk dolu hikayelerinden ibaret olsaydı. Keşke tragedyalar yaşanmasa, gözyaşları dökülmese, ağıtlar yakılmasaydı... Ancak öyle olmadı.

Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın diyen büyük şair Ümit Yaşar Oğuzcanın Galata Kulesi ile ilişkisi hiçte aşk dolu, sevgi dolu olmadı. Belki ömrünün sonuna kadar Galata Kulesi’ne bakamadı, önünden bile geçemedi belki de. Çünkü en sevdiğini kaybetmişti orada, canından canını, kendi parçasını kaybetmişti...

Akdeniz’in sıcaklığında dünyaya gelen, sımsıcak bir kalbe sahip, ancak bir o kadar da melankolik bir kişiliğe sahip olan Ümit Yaşar Oğuzcan, şiir ve edebiyat sever bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Melankolik bir ruh haline sahip olduğu bilinen şair, kendi açıklamalarına göre 3 kere intihar girişiminde bulunmuştu. Ancak başka bir bilgiye göre; hayatı boyunca toplam 24 kez intihar teşebbüsünde bulunmuştu.

Edebi bir ailede büyüyen Ümit Yaşar’ın bu durumunu farkeden ailesi daha fazla kayıtsız kalamamıştı. Babası, Lütfi Oğuzcan da bir şairdi. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın bir intihar girişiminden sonra ‘’Babadan Oğula’’ adlı şiiri kaleme almıştı ve hüzünlü duygularını bu dizelerle dile getirmişti;

Bak! Dünya ne güzel bu sitem niye

Ettim ben adımı sana hediye

Mutluyum ey oğul babanım diye

Çarptırma hicvinle cezaya beni.

Kuvayi Milliye, Haziran 1975, Sayı 177, S. 4

22 yaşında iken dünya evine girmişti Ümit Yaşar Oğuzcan. Sıcakkanlı birisiydi, ancak melankolik, karamsar yapısını gizleyememişti kimseden. Bulunduğu ruh hali ailesine de yansımıştı ve en çok oğlu Vedat’a... Ailedeki mutsuz yaşantı, Vedat’ı derinden etkilemişti. Vedat doğduktan sonra da birçok kez intihara kalkışmıştı büyük şair. Ancak hayatına son verememişti, her deneyişinde kurtulmuş, işler istediği gibi gitmemişti. Babasının toplamda 24 kez intihara kalkıştığı gerçeği ve her an bunu tekrardan deneyebileceği ihtimali Vedat’ı korkutuyordu...

Bu yaşanan huzursuzluğun açıklamasını Dostoyevski yüzyıllar öncesinden yapmıştı aslında;

‘’ Görüyorsun ya, insanların bugünkü kaderi sadece huzursuzluk, kaygı ve mutsuzluktan örülmüş’’

İşte Oğuzcan ailesinin kaderi sadece huzursuzluktan, kaygıdan ve de mutsuzluktan örülmüştü. 17 yaşındaki Vedat buna daha fazla dayanacak güç bulamadı. Babasına bir ders vermek istemekteydi belki de, onu cezalandırmak, pişman etmek istiyordu Vedat. 6 Haziran 1973 tarihinde bir fincan kahve ve bir kadeh konyak içmişti 17 yaşındaki oğlu. Henüz gençliğinin baharında, tazecik bedeniyle, önünde onu bekleyen güzel günleri hiçe sayarak çıktı Galata Kulesi’ne...

Elinde ise bir not vardı rivayete göre.. ‘’Baba öyle intihar edilmez, böyle intihar edilir’’ yazıyordu o kağıt parçasında. Bıraktı kuleden gencecik bedenini, yumdu gözlerini dünyaya. 24 kere intihar girişimine kalkıp başarısız olan babasını, tek seferde başarılı olarak cezalandırmıştı küçük Vedat.

Hayatı hüzün dolu olan Ümit Yaşar Oğuzcan’ın hayatına asla dinmeyecek, hafiflemeyecek bir acı daha eklenmişti. Kendi oğlunu kaybetmişti, kendi canının parçası, adı gibi ümit duyduğu evladı sonsuzluğa uğurlanmştı.

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın gençliğindeki intihar teşebbüsünden sonra babası Lütfi Oğuzcan’ın yazdığı şiir gibi, o da kendi oğluna bir şiir yazmıştı. Arada acı bir fark vardı ne yazık ki... Lütfi Oğuzcan oğlunu kaybetmemişti. Ancak Ümit Yaşar Oğuzcan’ın gözbebeği ruhunu teslim etmişti. Karanlık günler yerini zifiri, sonsuz bir karanlığa teslim etmişti...

İşte o şiir;

GALATA KULESİ

6 Haziran 1973

Pırıl pırıl bir yaz günüydü

Aydınlıktı, güzeldi dünya

Bir adam düştü o gün Galata Kulesi’nden

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Ömrünün baharında

Bütün umutlarıyla birlikte

Paramparça oldu

Bir adam benim oğlumdu...

 

Gencecikti Vedat

Işıl ışıldı gözleri

İçi

Bütün insanlar için sevgiyle doluydu

Çıktı apansız o dönülmez yolculuğa

Kendini bir anda bıraktı boşluğa

Söndü güneş, karardı yeryüzü bütün

Zaman durdu

Bir adam düştü Galata Kulesi’nden

Bu adam benim oğlumdu

 

“Açarken ufkunda güller alevden”

Çıktı, her günkü gibi gülerek evden

Kimseye belli etmedi içindeki yangını

Yürüdü, kendinden emin

Sonsuzluğa doğru

Galata Kulesi’nde bekliyordu ecel

Bir fincan kahve, bir kadeh konyak

Ölüm yolcusunun son arzusu buydu

Bir adam düştü Galata Kulesi’nden

Bu adam benim oğlumdu

 

Küçüktü bir zaman

Kucağıma alır ninniler söylerdim ona

“Uyu oğlum, uyu oğlum, ninni”

Bir daha uyanmamak üzere uyudu Vedat

 

6 Haziran 1973

Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini

Bu nankör insanlara

Bu kalleş dünyaya inat

Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona

“Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat”...

Ah keşke Hazerfan Çelebi olsaydı tek Galata Kulesi’nden uçup giden... Yaşanmasaydı keşke bu denli acılar. Nice canlar yok olmasaydı, yitip gitmeseydi, sonsuzluğa uğurlanmasaydı...