Diyanet İşleri Başkanı Ali  Erbaş üzerinden ortaya çıkarılan tartışma, bazı baroların açıklamaları ve nihayetinde bu barolara karşı açılan soruşturmalar…

Kim haklı meselesi, toplumun vicdanına ve bireysel düşünme hürriyetine kalsın bu konuyu objektif bir bakış açısıyla, ifade özgürlüğü açısından da ele almak lazım.

Her şeyden önce, ifade özgürlüğünün özünü zedelemeksizin bir düşüncenin “zararlı” veya “zararsız”, “sakıncalı” veya “sakıncasız”, “tehlikeli” veya “tehlikesiz” olup olmadığını değerlendirmek güçtür. Bu konuda nihai kararlar mahkemelere ait olmalıdır. Yanlış söylemler, bu anayasal hakkın toplumun diğer kitlelerince ve gelecek nesillerce özgürce  kullanılmasını tehdit etmektedir.

İfade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen haber ve düşüncelere değil, aynı zamanda aleyhte olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden nitelikte olanlara da uygulanması gerekmektedir. Bu demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurları olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Zira;

Ankara, İzmir ve Diyarbakır baroları, halkın bir kesiminin benimsediği dini ve toplumsal  değerleri aşağılamak ile soruşturulurken, Erbaş, ayrımcılık ve nefret söylemi yaymak ile eleştirildi…

Öte yandan Diyarbakır Barosunda açıklamada bulunan bazı meslektaşlarım, Erbaş'ın beyanlarının insanları uyarma görevi kapsamında “nesil güvenliği, sağlık hakkının korunması ile ifade özgürlüğü” niteliği taşıdığını kaydederek, Diyarbakır Barosu üyelerinin farklı din, inanç ve görüşlere sahip olduklarını,sadece bir kesiminin fikirlerinin esas alınarak açıklama yapıldığını ve bu açıklamaların kendilerini temsil etmediğini belirterek Diyarbakır Barosunun açıklamalarını reddettiler.

Eşcinsellik konusunda dinlerin ortak bir öğretileri var. İnandıkları öğreti eşcinselliğin yaradılışa aykırı olduğu yönünde. Ali Erbaş’ın söylemleri de bu doğrultuda. .

Barolar ise insan hakları konusunda yürüttükleri mücadeleler doğrultusunda tepkilerini göstermişlerdir.

En nihayetinde Diyanet İşleri Başkanının, kendisine yönelik hakarete karşı meşru şikayet hakkını kullanması ne kadar meşru ise baroların faaliyetleri de en az o kadar meşrudur. Bu meselelerin ortak noktası, taraflarının ifade özgürlüğünün gereği olan; inandığını inandığı gibi söylemesi özgürlüğüdür. Burada bir sorun yok. Sorun şu:

Eskiden subliminal yollarla yapılmaya çalışılan manipülasyonlar, şimdilerde alenen yapılarak geleceğin toplumu dizayn edilmeye çalışılırken; insani ve toplumsal değerler doğrultusunda düşüncelerin açıklanmasını topluma yöneltilmiş bir silah gibi görmek alışkanlığı!..

Bu alışkanlık, ifade özgürlüğünün varması gereken nokta değildir.  Bu, ayrışmaya giden yollardan biridir. Ayrışma, çözümsüzlük ve daha çok ayrışmayı beraberinde getirmektedir.

Değerlerimiz zamana bağlı olarak kıymet sahibi değildir. Nihayetinde bu topraklarda her kökten, her sesten, her inanıştan insan, yüz yıllardır barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşamış ve yaşamaya devam edecektir, bu her zihnin en büyük temennisi olmalıdır.

                                                                           Av. Zehra Nur DALGIÇ