İnsan denen bencil ve kalpsiz yaratık, hayvanlara safi canlı nazarıyla bakar, bunun dışında onlarda hiçbir şey görmez. Sözgelimi dünyanın yarısını dolaşacak şekilde yaratılmış olan bir kuşu, ötüp şakıyarak ölümü arzuladığı küçük bir kafese kapatır, çünkü;

‘’Bir kafesteki kuşun ruh halidir hastalık. Zevkten değil fakat sadece hiddetten öter o’’.

Ve fevkalade zeki bir hayvanın, insanın en hakiki ve sadık dostu olan köpeğin boynuna tasma geçirip zincir vurur.

İşte bu sözler, Arthur Schopenhaur tarafından dökülmüştü kağıda ve ‘’Hayatın Anlamı’’ kitabında okurlarla buluşmuştu.

Ne doymaz bir varlıktır insan! Tatminkar yapıya sahip olmayan, tükettikçe tüketip, yok ettikçe yok eden, yakıp yıkan iki ayaklı bir yaratık misali.

Ortak yaşam alanı olan bu gezegen, tarih boyunca binlerce savaşa ev sahipliği yaptı. Binlerce varlık yok oldu, yok edildi ve içi kan dolu kadehlerden başka bir şey kalmadı elinde insanlığın. Yaktı yıktı, yok etti, hor gördü, ezdi, ezildi ama hala yok olmadı.

Kalplerinin sevgi ile dolup taştığını iddia eden niceleri bir başka canlıyı besleme, barındırma serüvenlerine atıldı. Yaldızlı kafeslerde kuşlar, koltuk kenarlarında kedi ve köpekler, hayvanat bahçelerinde yüzlerce çeşit hayvana hapis hayatı yaşattı.

Yine Schopenhaur’un söylediği gibi; ‘’Sahip olduğumuz sürece hayatın en büyük üç saadetini, yani sağlık, gençlik ve özgürlüğü fark etmeyiz, ne zaman ki kaybederiz ancak o zaman farkına varırız’’.

2019 Aralık ayından beri, bir virüs tarafından özgürlüğüne kelepçe vurulan insanlık, boykot, protesto peşinde ve haykırış içinde hayatını sürdürmekte. Dört duvar içerisinde sokağa çıkma yasaklarında ev hapsinde olduğunu hisseden, odalarda volta atan, kederlenip iç çeken insanlık kendi kirli geçmişini unutmuş bulunmakta.

Peyami Safa’nın söylemiş olduğu ‘’Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler’’ sözü; günümüzde Covid-19 dolayısıyla yaşanan insan psikolojisini gözler önüne sermekte. Bu dünyada yaşamakta olan başka canlılara çektirilen hapis hayatını, şu an insanlık da yaşamakta. Belirli günlerde, belirli şartlarda dışarı çıkabilen, belli başlı şartlara uymaksızın sokağa adım atamayan, korku içinde yaşayan, tehlike ile her saniye burun buruna olan bir döneme şahitlik etmekte insanlık.

İşin ironik kısmı ise;

Yıllardır kafeslere hapsettiğimiz kuşlar özgürce uçmakta,

Canilerce eziyet edilen, aç bırakılan, hor görülen kedi ve köpekler tehlike altında olmadan dilediği gibi zaman geçirmekte.

İnsanlık ise evlerinden dışarı adım atamamakta, altın varaklı kafeslerde mahpusluk yaşamakta. Elimizi vicdanımıza koyup düşünelim. Daha rahat bir hayat sunma vaadiyle kafeslere hapsettiğimiz kuşlar sizce özgürlük çığlıkları atıyor olabilir mi? Dışarıya ait olan kedi, köpekler doğa ile iç içe olduğunda daha mutlu değil mi?

Aralık ayından bu yana 6 ay geçti ve birçok kişi yarım sene evlerinden düzgünce dışarı çıkamadı. Belirli zaman dilimlerinde, önceden belirlenmiş lokasyonlara gidebildiler; sanki sahipleri onlara başka yerlere gitmelerini yasaklamışcasına. Bu senaryo sizlere bir yerden tanıdık geldi mi?

Hiçbir canlı hiçbir suç olmadan tutsaklığı asla hak etmez ve de hiçbir kafes insani değildir. Dilimiz yanmadan, başkalarının çektiği acıları tahmin etmeye çalışmak bu kadar zor mu olsa gerek?

İşte Covid-19, yıllardır insanların diğer canlıları kafeslerde tutsak ettiği gibi; insanları kendi yarattıkları kafeslerde mahkum etmiş bulunmakta.

Malum soru; içeride ne kadar yatacağız acaba? Dileyelim ki Covid-19 bizleri ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırmasın...