Giderek artan kadına, çocuğa şiddet, taciz, istismar, ayrımcılık, cinayetler nedeniyle idam cezasının geri getirilmesi tartışmaları yeniden başladı.

MHP gündeme getirdi konuyu.

Oysa ki aynı zihniyet, teröristbaşının idamına karşı çıkmıştı daha önce.

Bu karara tepki gösterenler de diskalifiye edilmişti partiden.

Bu yüzden hiç de inandırıcı olmuyor.

''Milletimiz istiyorsa yaparız” diyerek tribünlere oynayanlar, bir nevi oy potansiyelini artırmayı amaçlıyor.

Benzer şekilde AK Parti cephesinde de zaman zaman sözel olarak gündeme getirilen bu konuda somut bir adım atılmış ya da atılacak değil.

İstanbul Sözleşmesi'ne karşı çıkan iktidar ve ortağının, ne denli samimi olduklarını buradan anlayın!

Gün geçmiyor ki kadınlar şiddet görmesin, cinayete kurban gitmesin.

Hemen her gün tehdit edildiği, tacize uğradığı, hakaret gördüğü erkeklere karşı, -kocası, babası, sevgilisi, bir yakını olabilir-, koruma, uzaklaştıma kararı aldırıyorlar, ancak bu kararı pek takan yok. Korkmadan ve çekinmeden yapacaklarından geri kalmıyorlar.

Bir de mahkemelerde 'iyi hal' indirimi diye bir şey var ki, bu durum tamamen insanı çileden çıkarıyor.

Her türlü haltı yiyor, şiddet uyguluyor, öldürüyor, az bir ceza ile kurtuluyor. Neymiş; iyi hal indiriminden yararlanmış. Neyin iyi hali?

Kurdun kuzu taklidi yaptığı anlaşılamıyor mu?

İşte böylesi durumlar daha da cesaretlendiriyor bu cani insanları.

“Bize bir şey olmaz, ön kapıdan girip arka kapıdan çıkarız” diyebilecek rahatlıkta olanları, ellerini kollarını sallayarak rahatça dolaşanları görüyor, işitiyoruz.

İnsanlar artık gerekli yaptırımların geleceğine olan inancını yitiriyor, hatta yitirdi.

İlla öldürmesi mi gerek, bir tokat atan da cezasını çekmeli. Bir fiske vuranın dahi yanına kalmayacağını bilmek önemli. Kadınların, çocukların içleri rahat ettirilmeli.

Ekranlarda, sosyal platformlarda kadınlar yaşadıklarını, çektiklerini, başlarına gelenleri anlatıp yardım istiyorlar.

Bunu yapamayanlar da sessiz çığlıklarında boğuluyor.

Böyle mi olmalı?

Devlet kuralları, kanunlarıyla arkalarında kale gibi durmalı.

Ülkenin gelişimi sadece otobanlar, köprüler, park bahçeler, havaalanları, yüksek binalar ile olmaz.

Dünya üzerinde bunları yapmakla gelişen ülke yok.

Daha doğrusu, bunları yaparak gelişmiş ülkeler seviyesine çıkılmıyor.

Yerli otomobil üretme peşindeyiz. Biz bu hedefteyken, uçan otomobil, sürücüsüz otomobil denemeleri yapılıyor.

Biz tüp geçit yaptırmakla övünürken, Mars'a uydu gönderenler, uzayda koloni kurma adımı atanlar var.

Dubai örneğine bakarsak, petrolleri olmasa bir hiç olurdu.

Daha bizim çok fırın ekmek yememiz lazım.

30-40 yıl önce vasıfsız işçiler ekmek parası kazanmak için Avrupa'ya, Avustralya'ya, gelişmiş ülkelere gidiyordu.

Ancak şimdi ise ekonomi bir yana, sosyal alandaki olumsuz yaşam koşulları nedeniyle yoğun şekilde beyin göçü var.

Yeni nesil daha da çok istiyor gitmeyi. Gençlerin hayallerini gelişmiş ülkeler süslüyor.

Dolayısıyla şapkayı önümüze koyup düşünmemiz gerekmekte.

Ülkemizin ilerleme kaydetmesi gereken çok daha ciddi ve önemli konuları, öncelikleri bulunmakta.

Kendimizi hiç kandırmayalım, şöyle iyiyiz, böyle gelişiyoruz diyerek.

Bir ülke ne zaman ve nasıl gelişir, onu kavrayıp ona göre çalışmalar yapmalı.

İdam gelmesin ama, suçlular da yeterli cezaya çarptırılsın. Suçu en baştan önlemenin adımları atılsın.

Siyasetçiler popüler politikayı, nabza göre şerbet vermeyi bıraksınlar.

“Evde, mutfakta yangın var” diyenlerin sesini duyup, gelir dağılımındaki dengesizlik giderilmeli en başta.

Sağlık, eğitim gibi alanlarda fırsat eşitliği sağlanmalı.

Temel insan hakları adaletli bir biçimde güvence altına alınmalı.

Ancak böyle ve bunları hayata geçirdiğimizde gelişmiş ülke statüsüne erişiriz.

Bilmem anlatabildim mi?

**********

Günün Sözü

“İnsan her zaman

kahraman olmaz ama,

her zaman insan olabilir.”

Bacon