Şu memlekette, en kötü olaylar ve belalar karşısında bile maalesef, itidal ve muvazenemizi kaybediyoruz. Dünyayı çepe çevre saran görünmez ve sinsi bir düşman ülkemizde de kol geziyor ve insanları öldürüyorken, bazı kendini bilmez  şer odaklarının sanal alem üzerinden , sosyal yapımıza ve zihinlerimize operasyon çekmelerini anlamalı ve kavramalıyız.

Ülkemiz üzerinde kötü emelleri besleyen mihrakların oyunlarına kolayca alet oluyoruz. En ufak bir sarsıntı da, toplumumuz, devletimizin  meslek grupları arasında bile sen ben kavgaları ile birlik ve tesanütümüze en büyük darbeyi indiren kutuplaşmaya  sebep oluyorsa yazıklar olsun bize… allahmuhafaza yarın büyük bir savaşın çıkması halinde, bu ülkenin ve bu insanların halini bir düşünün. Bencillik, haset, gıybet ve iftiralar içinde boğulabiliriz. Dışarıdan düşmanın bir şey yapmasına, ordular göndermesine lüzum yok. İhanet ve bencillik ruhumuza işlemiş, ben yaşayayım, gerekirse herkes ölsün” ruh hali bizim sonumuzu hazırlayabilir. En ufak bir sallantı da, marketlerin yağmalanması, virüsle mücadele için lazım araç gereç ve ürünlerin ortadan kalkması, olanlarında karaborsaya düşmesi tezlerimizi doğrulamaktadır. Bu davranış tarzı ve kafa yapısı ülkeyi kaosa sürüklediği gibi, birbirimizle çatışma ortamını da hazırlar.

Biz Müslümanlar, insan olmadan Müslüman olduğumuz için, düşünce ve inanç dünyamızda büyük sorunlar yaşıyoruz. İslam ülkesinde Müslüman bir anne ve babadan doğduğumuz içinde, emek vermeden çaba göstermeden iman ettik. Bu yüzden miras yedi olduğumuz içinde, inancımızın değerini bilmiyoruz. Sorgulayarak, aklımızı çalıştırarak, inançlarımız ve fikirler arasında mukayeseler yaparak gönlümüzü aydınlatamadık. Hanefi mezhebin de iman, dil ile ikrar kalp ile de tasdikte olur. Çoğumuz dilimizle “Eşhedüen La ilahe illallah” diyoruz. Da bu cümlenin deruni manasını kavrayamıyoruz. Ayeti kerimede de “Ey iman edenler, iman ediniz.” Ya eyyühelleziyneamenü… eminü…” lafzının bir manası olmalıdır. Dil ile ikrar bir fiildir ve hareketi gerektirir. Söylemek iman aracına binmektedir. Daha sonra, inancının gerektirdiği işleri yapmak, yani bu aracı menzile… salimen ulaştıracak mekanızmaları çalıştırarak, hak yolda yürümek gerekir. Bizim bugünkü imanımız ise hala imanın ilk aşamasında… kendimizi toparlayıp, bilgi ve teknik donanımlarımızı kuşanıp da bir türlü alemi İslam’ı harekete geçiremedik. Dualarımız da tövbelerimiz de  bu yüzden hep kelamda kalıp, kalbinize gitmediği içinde kabul olmuyor. Düşünsenize, her yıl İslam aleminden milyonlarca kişi hacca  gidiyor, umre ziyaretlerinde bulunuyor. Kabeyi tavaf ederken veya namazın sonunda milyonlarca Müslüman “Yarabbi İsrailimahveyle” diye dua ediyor. Ama hiçbirisi kabul olmuyor ki; İsrail bugün yine zulmüne devam ediyor. Dimdik ayakta ve belki de bizim samimiyetsizliğimizden semirmeye devam ediyor. Hatimlerimiz, mevlitlerimiz ve dini toplantılarımızın sonunda “Yarabbi sen bu milletin hastalarına şifa dertlerine deva, borçlarına eda ihsan eyle” diye  sözde dua ediyoruz.  Ama bu işleri yapmayı cenabı hak dünyada Müslümana bırakmıştır. Kuran da fakire  fukaraya işsize ve yolda kalmışa yardım et! Hastalarına da aklını çalıştır. Çaresini bul ve bu konuda gerekli tedavi adımlarını at! Diye açıkça bize emrediyor, bizde cenabı hakkın bu emrini duymamış gibi bu işi tekrar allaha havale ediyoruz. Halbuki bu dünya imkan dünyasıdır. Müslüman aklını çalıştıracak düşünecek, araştıracak ve bu dertlerin çaresini bulacaktır ve bulması da gerekir. Haşa biz dualarımız da bile cenabı hakkın yap dediklerini tekrar ona havale ederek sen şifa ve borçlularına sen yardım et diyerek geri çeviriyoruz. Bir Müslüman olarak dualarımızın dahi nasıl yapılması gerektiğini ve fiili duanın insanları kurtarabileceğini inanmıyoruz.  Kutsal belde de İsrail’i kahreyle diye toplu dualar ediyoruz ama kabeden dışarı çıktığımız da İsrail’in mallarını yiyoruz. Çoğumuz da hac hediyesi olarak alıyor, zengin Müslümanlarımız da otellerinde  safa sürüyorlar. Eskilerin deyimi ile bu ne perhiz be ne lahana turşusu? İmanımızı harekete geçiremediğimiz içinde, yaşadığımız dünya insanlık alemi içerisinde çoğumuzun zihninde aşağılık duygusu da belirdi. Bilim, teknoloji, gen bilimi konularında devasa boyutlara ulaşmış bir Hristiyan alemi karşısında her konuda çuvallayıp kalıyoruz.

DEVAM EDECEK