Bu eziklik bizim çoğumuzun imanını da tereddüde düşürüyor, çıkılmaz yollara giriyoruz.

Kendi iç karanlığımız da debelenip dururken, ateşböceği misali kendi karanlığında boğulan birinin huzmelerini görünce de, en kolay yolu seçerek, sorgulamadan, araştırmadan, hacı hoca, şeyhlere bağlanmayı yeğliyoruz. Onların fikirleri, ideolojileri, söyledikleri, en önemlisi de yaşadıkları hayat tarzlarını, Kuranın süzgecinden geçirmeden bağlanıyor ve biat ediyoruz. Kibir putlarının esiri olmuş, biat ettiklerimiz bizi çıkmaz sokaklara sürüklediklerinde de ayıyoruz, ama iş işten geçiyor. Bunun müşahhas örneğini de on beş temmuz da gördük ve millet olarak yaşadık. İçerisinde.Kariyer sahipleri, akademisyenler, hacılar hocaların bulunduğu elit tabaka mensupları on beş temmuzdan önce FETÖ’yü kurtarıcı gibi görmüyorlar mıydı? Her konuda ahkam kesen siyasilerimiz, ülkenin koruyucusu ve kollayıcısı olduğunu iddia eden, ordu mensuplarımız, sokakların pisliğini temizlemekle görevli emniyet mensuplarımız,  düşünmeden araştırmadan ona itaat etmediler mi? Müminin aklı, fikirleri, inançları biat kültürünün esiri olunca da, kaçınılmaz olarak istismar ediliyoruz. İnancımız ve mukaddes değerlerimiz,  dünyalık menfaatler uğruna heba olup gidiyor. İstismarcılar, dünyalıklarını yapıp katbekat büyürlerken, ona inanan biat edenlerin de lokmaları küçülüyor. Çünkü cahil Müslüman’a reva görülen sabretme oluyor. Hacı hoca diye bağlandıklarımız gördük ki, bu dünyamızı parselledikleri gibi ahiretimizi de parselleyecek kadar ileri gittiler. Kimisi yanmaz kefen, terlik pazarladı. Kimisi kendisine olağanüstü güçlervehmederek, olacak depremin yerini, değiştirdi. Kimisi canını almaya gelen Azrail’i kovaladı, kovalamakla kalmadı, azarladı bile… kimisi ikindi vaktini geçirdiği için, hergün yoluna devam eden güneşi geri getirerek, ikindi namazı eda etti… kimisi de arzın ve kıyametin gavsı olduğunu, onun haberi olmadan bu dünya da kuş uçmayacağını müritlerin zihinlerine kazıdı. Ama ne olduysa oldu. Bir virüs geldi, olmasıimkansızişler oldu. Dün bu dini istismar ederek kendilerini gökyüzünde görenler, bugün teknolojiden medet umar hale geldiler. Kendi pasifliğimiz yüzünden inanç aleminde büyüttüklerimiz, bugün bizleri kendi halimize terk ettiler. Evimizde onlar da bizler de tek başımıza acaba virüs bizi de vurur mı diye kara kara bekleşiyoruz. İnancımızı, istismar ederek, kendilerine yüce yüce paye veren gavslarımız şimdi neredeler acaba?  Lütfedip de, şöyle ellerini gökyüzüne kaldırıp da bir dua etseler, şu virüsün üzerine bir üfleseler de bizi de kurtarsalar, bizimle beraber bütün dünyayı kurtarsalar iyi olmaz mı?Ozaman belki bir işe yararlar.

Aziz dostlar artık bu virüsten sonra, bir Müslüman olarak önce kendimizi, kendi iç dünyamızı, inancımızı ve inandıklarımızı çek etmeli yeniden gözden geçirmeliyiz. Her gördüğümüz sakallıyı dede deyip boynuna sarılmayı bırakmalıyız.

İçinde yaşadığımız dünyanın nimetleride, ahiretimiz de Müslümanların olmalıdır… dünyaya ve dünyalıklara, İslam’ın istediği şekilde sahip olur da, bu imkanları bütün insanlık aleminin menfaatine kullanmayan bir İslam alemi ne kadar, büyük zengin olursa olsun, bir ağırlığı olamaz. Hiçbir özgül ağırlığı olmayan bir virüs gelir seni tepe taklak yere vurur, evine hapseder. İşin garibi, bugün bizi evimiz de hapseden bir otorite olmadığı halde, kapımızdan dışarı adım atamıyoruz. Korku imparatorluğu bizi ve bütün dünyayı esir almış vaziyette… bir virüs yüzünden camilerimiz kapandı, asırlardır tavaf edilen Kabe kapandı. Belki ileri de gelecek olan Ramazanı ve bayramı bile, bir virüs yüzünden korku ile geçireceğiz. Pekala bu korkumuzun nedeni ne? Şüphesiz ki bizim acizliğimiz ve hazırlıksızlığımızdır. Zira bilim de, teknolojiyi bir Müslüman olarak önemsemedik. Hacılarımız, hocalarımız bizi hep cennetle cehennemle, azapla, işkence ile korkuttular. Bir türlü yaşadığımız dünyaya inip de, Allah’ın yüce kelamını ve onun işaret ettiklerini dünyaya indirmediler. Derdi veren Allah’ın dermanını da yaratmıştır deyip, laboratuvarlar kurup, teknolojik alanda çalışmalar yapmadık..

Koskocabir İslam alemi olarak, insanlığın hizmetine sunduğumuz hangi buluş hangi icat, hangi ilaç var diye düşündük mü? Bugün kullandığımız evimizdeki alet edevat, telefon, TV, araba velhasıl ne varsa bizim değil, gayrimüslim dediklerimizin işi… daha ebabil kuşlarının bombardıman uçağı olduğunu bugünlerde anlamaya başladık. Hakimlerimiz, hekimlerimiz bir virüs karşısında afalladı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kimisi maske takın, kimisi takmayın diyebiliyor. Bırak bu virüse çare olacak ilaç veya aşıyı bulmayı, eldeki ilaçlarla nasıl tedavi edeceğimiz hususunda bile bir fikir birliği yok. Deneme yanılma metoduyla hastalarımızı iyileştirmeye çalışıyoruz. Bekliyoruz, ABD, ÇİN İsrail, Almanya ilacını bulsun da bizde iyileşelim diye…

Bir virüs yüzünden ne hallere düştük. Sanki bu dünyada kendi kıyametimizi yaşıyoruz. O gün geldin de; ayeti Kerime de buyurulduğu gibi; o gün kardeş kardeşten, anne çocuğundan kaçacak…” Kendi eşimize, dostlarımıza sarılamaz olduk. Görsek de bir metreden fazla yanına yaklaşamıyoruz. En önemlisi organımız olan ellerimizi yüzümüze süremez olduk. Yazın şu sahile gidip, falan otelde kalacağım diye tatil hayalleri kurarken birdenbire umutlarımız suya düştü. Karamsar olduk. Ölsek birbirimizin cenazesine gidemiyoruz. Cenaze namazını dahi kılamıyoruz. Vücudumuzu koruyan her gün giydiğimiz elbiseler bile düşman oldu.  Eve girmeden dışarı da çıkarır olduk. İşte bütün doğru bildiklerimizi yanlış yapan hep bu virüs oldu.

Bu badireyi atlattıktan sonra, umarım ki bir Müslüman olarak, kafamızı avuçlarımız içine alarak, düşünürüz, halimizi sorgularız ve dersler çıkarırız…