Camiye, kışlaya, okula, adliyeye siyasetin sokulmaması gerektiği hep söylenir.

Her siyasi görüş, buralarda kendi ideolojisini empoze etmeye çalışırsa, bu kurumların işleyiş çarkı bozulur.

Birtakım görüşler ve hurafeler, dini ritüel haline getirilmeye çalışılır. Sonunda da herkes yıkılan yapının altında kalır.

Şimdi de Koronavirüs nedeniyle bazı hurafeler tıbbın içine sokulmaya çalışılmakta.

Tıp bilim adamlarının söylediklerine itibar edilmeli. Elbette ki duanın gücü de yadsınamaz, ruhsal bir telkindir. İkisinin de yeri ayrı.

Hep söylenegeldiği üzere; önce gerekli tedbirler, sonra sığınma, yazgıya bırakma.

Allah'tan şifa dilemek yerine, üfürükçülerin peşine düşmenin Kuran'da yeri yok.

Alkollü diye kolonya kullanmamak normal zamanlarda kişinin tercihi olabilir, lakin önemli süreçlerde bu durum aşılmalı. Halen daha bundan imtina edenler olduğunu görüyoruz!

Virüsle savaşın yanında, yanlış inanışlarla da mücadele içerisindeyiz.

İşin özüne, temeline baktığımızda, dinimiz cahiliye devrinden kalan yanlışlıkları düzeltmek için gelmiş. Topluma doğru bilgilerle bir düzen oluşturmak için.

Peygamberimiz Hz. Muhammed'in bazı hadislerinde; 'hastalık sırasında temizliğe dikkat etmek, elleri sık yıkamak, bulaşıcı hastalığı olanlardan uzak durmak' öğütleniyor.

Tavsiyelerin birer maddi temele dayandığı gayet açık. Çok iyi anlamak, kavramak gerekir.

HERKESİN HAYATI EVE SIĞIYOR MU?

Evde kal. Kesinlikle çok doğru bir tedbir.

Peki, günlük yövmiye ile çalışan milyonlarca insan var. Onlar ne yapacak?

Faturaları internetten yatırma önerisi güzel de, bu çözüm elinde avucunda olmayanlar için geçerli olmuyor ne yazık ki.

Milyonlarca kişi işini kaybetmemek için çalışmak zorunda. İşyerlerine servisle ya da toplu taşıma yoluyla ulaşanlar, kalabalık ortamlarda çalışanlar, akşam evlerine geri dönüyorlar sonuçta.

Piknik yapmak, sahilde balık tutmak, spor ve yürüyüş yasaklandı. Olması gereken bir yasaktı. İyi de bunu düşünürken, onlarca kişinin yollarda ve işyerlerinde içiçe bulunmaları neden dikkate alınmaz?

Vardiya sistemi ve esnek çalışma koşulları her iş için uygun değil.

İnsanlar hem hayatta kalma, hem ayakta kalma mücadelesi veriyor. Salgın bir yandan, işsizlik, parasızlık, çaresizlik, gelecek endişesi bir yandan.

Villalarında, rezidanslarında, yardımcılı, bakıcılı, şoförlü yaşayanlar, banka hesaplarına güvenip, olanı biteni rahatça uzaktan izlerken, hayat eve kolay sığıyordur.

Ama dişiyle tırnağıyla kazıyıp, kazandığıyla yetinmeye, ailesine yetirmeye çalışanlar için hayat eve pek sığmıyor, sığamıyor malesef. Psikolojiler iyiden iyiye bozulmaya başladı. Bir de bu açıdan bakılsın.

Bazı ülkelerde yarı zamanlı çalışma sistemi kondu ve çalışanın maaşını devlet ile işveren yarıyarıya ortak ödüyor. Böylece ne çalışan ne de işveren mağdur oluyor. Bu türden çözümler bulunabilir.

Virüsün pik yapacağı dönem olarak duyurulan bu iki haftalık zaman diliminde de, herkes için sokağa çıkma yasağı ilan edilmesi, en doğru ve yerinde bir karar olur.

VIP CUMA NAMAZI, MASKELİ KANAL İSTANBUL

Salgının en can alıcı günlerinde yoğun tedbirler alınırken, evde kal denilirken, bir görüntü herkesi şoke etti.

Külliye içerisinde yer alan Beştepe Camii'nde, Vip cemaatle cuma namazı kılındı biliyorsunuz.

Vallahi inanılır gibi değil!

Bu virüs bize halen daha öğretemedi mi, prensin de temizlik işçisinin de birbirinden farkı olmadığını.

Diyanet İşleri Başkanı, Cuma namazı kılınmamasına fetva verirken doğru yapmıştı, ama son yaptığı çok yanlış oldu.

Zira, her ne kadar seçilmiş cemaat maskeli de olsa, sosyal mesafe dikkate alınmış görünse de, namaz sonrasında çıkarlarken bu mesafe ister istemez aşılmıştır.

Yine bir başka tepki çeken konu da Kanal İstanbul ihalesi.

Dünya felaketle boğuşurken, insanlar ölürken, korkudan, panikten ne yapacağını şaşırmışken, ne acelesi varsa, Kanal İstanbul projesinin maskeli katılımcılarla ihalesi yapıldı. Çılgın proje salgın, pandemi filan dinlemedi!

Allah aşkına, ülkeyi yönetenler biraz empati yapın. Şu anda insanların önceliği bunlar mı bir düşünün!

Gerçekten çok zor günlerden geçiyoruz.

Birçoğumuzun eski yıllarda tanık olduğu bit salgınına benzemiyor bu salgın. Saçı gaz yağıyla, sirkeli suyla taramak ya da kafirun ve lavanta kokusunu üzerinde taşımak yetmiyor iyileşmeye, kurtulmaya.

Dileriz, hem bizden hem de Rusya'dan gelen tedavi yöntemi ve ilaç müjdeleri, olumlu sonuçlar verir de, haylaz virüs etkisiz hale gelir. Aşı çalışmaları da bir an önce sonuca ulaşır. İlacını, aşısını bulan da hak ederek Nobel ödülünü kazanır.

 

**********

Günün Sözü

 

Sartre hayatı şöyle özetlemiş:

Hayat üç bölümdür:

Dünyayı değiştireceğini sandığın,

Dünyanın değişmeyeceğine inandığın,

Ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.”

Yaşam, insanı mutlaka değiştirir.