Kadın cinayetlerinin ardı arkası kesilmiyor, bitip tükenmiyor ne yazık ki.

En son Muğla'da işlenen cinayette, üniversite öğrencisi genç kız, birlikte olma isteğini reddeden bir cani tarafından hunharca katledildi.

Yaşanan acının tarifi yok.

Bizim gibi feodal kalıntılara sahip toplumların kültürlerinde kadın erkek ilişkileri sağlıklı yürümüyor.

Erkek, kadını adeta bir mal gibi sahiplenmeye çalışıyor.

İstediği olmayınca da, cinayete kadar giden türlü şiddet yollarına başvuruyor.

'Ya benimsin, ya kara toprağın' düşünce yapısı, öylesine derinlere işlenmiş ki, bundan kurtulmak neredeyse imkansız.

Mal gibi gördüğü ve sahiplendiği için kadına her çeşit eziyeti reva gören erkek, ister severim, ister döverim rahatlığında dolaşıyor.

Malesef her gün öldürülüyor kadınlar.

Kocası, sevgilisi, babası, ağabeyi, yakınları, bazen hiç tanımadığı kişi tarafından.

Basit bir sebep yetiyor.

Kimi zaman yemeği beğenmediği için, bazen dışarı çıktığı için, ayrılmak istediğinde, teklifini kabul etmediğinde, namus meselesi denilerek çok çeşitli gerekçelerle.

Herkes kendisinden sorumlu.

Kadını namus meselesi gören zihniyete sahip erkek, ilk önce kendi namusunu sorgulamalı.

Yıllar içerisinde ülkemizde işlenen kadın cinayetleri, gelinen boyuta dair fikir veriyor. Şöyle ki:

2015 yılında 414, 2016'da 397, 2017'de 387, 2018'de 391, 2019'da 474, 2020 yılı ilk altı ayında 116.

Rakamlar hayli yüksek.

Kadının toplum içerisinde söz sahibi olmasını, kendi ayakları üzerinde durmasını kabullenemeyen, bunu istemeyen bir zihniyet var.

Geleneksel ataerkil yapı ile modern bakış açısı arasında sıkışıp kalmış olanlar, kadına rahat, huzur vermiyor.

Malesef erkek egemen bir toplum anlaşıyından sıyrılabilmiş değiliz.

Bu anlayış içeresinde erkek şımartılmış, kışkırtılmış, kadın ise susturulmuş, bastırılmış vaziyette.

Baskıların yanında, ekonomik sıkıntı, eğitimsizlik, yetiştirilme tarzı da eklenince, kadının bir birey olduğunu unutuyorlar.

Onlara göre öldürmek bir çözüm.

İlginç olan, bazı kesimler tarafından normal karşılayanlar da oluyor.

'Erkeklik gururunu kurtardı, namusunu temizledi' denilerek bu durum meşrulaştırılıyor.

Daha ilginci, bazı kadınlar da erkekten gördüğü şiddeti kabulleniyor.

“Kocam benim, sever de döver de” diyerek umarsızca yoluna devam ediyor. İleride başına gelecekleri düşünemiyor.

Korkudan sesini çıkaramayanlar da var, çocukları için katlananlar da.

Yani aslında bakıldığında, oldukça bozulmuş, ayarı kaçmış kadın erkek ilişkileri mevcut.

Bu durum ancak ve ancak eğitimle düzelir.

Küçük yaşlardan itibaren kadına saygı altı çizilerek öğretmeli. Sağlıklı kadın erkek ilişkileri, birey olmanın önemi anlatılmalı.

Zira hem aile hem okul ortamında şiddet görerek büyüyen çocuk, genç, yetişkin birey olunca aynı şeyi kendisi uyguluyor.

Şiddet öğrenilmiş bir davranıştır.

Ayrıca bu konularda yargıda iyi hal, tahrik indirimlerinden kaçınarak, daha caydırıcı cezalar uygulanmalı.

Katilin 10 yıl, 15 yıl yatıp serbest kalmasına olanak tanınmamalı.

Bir insanın hayatını bilerek ve isteyerek elinden almanın bedeli, ömür boyu hapistir. Hatta hücrede geçirmeli bu süreyi de. Rehabilite edilecek bir durumu yok.

Kadın cinayetleri, çocuk istismarları, hayvanlara işkence bunlar affedilemez suçlar.

Aksi halde şiddet, taciz, tecavüz, cinayetler bitmez ve artarak devam eder.

**********

Günün Sözü

“En uzak mesafe;

iki kafa arasındaki mesafedir.

Birbirini anlamayan.”

Herman Amato