Henüz Bursa ovası katledilmemişti.

Geçtiği güzergâhtaki toprakların bolluk ve bereket sembolüydü...
Başlangıç noktası Uludağ'ın zirvesinde eriyen karlar ile yer altı kaynak sularının pırıl pırıl akarak beslediği Bursa Ovası'nın can damarıydı, olmazsa olmazıydı.
İşte bu denli hayati önem arz etmesine rağmen ne yazık ki, son yıllarda sorumlu sorumsuzların görevini yapmadıkları için Nilüfer Deresi Bursa'nın yüz karası olmayı sürdürüyor.
İnsanlıktan nasibini alamamış, daha fazla para kazanma hırsı aklının önüne geçmiş bazı fabrika işletmelerinin arıtmalarını çalıştırmak yerine kimyasal atıklarını bıraktıkları Nilüfer Deresi, kenti yönetenlerin gözünün içine baka baka zehir akmaya devam ediyor.


Hayret edilecek bir durum da insan demeye dilimizin varmadığı yine bazı kişilerce aklınıza gelebilecek her türlü evsel atıklarını dere yataklarına atması inanılacak gibi değil.
Uludağ'ın eteklerinden doğup 146 kilometre uzunluğunda olup Bursa'nın içinden geçip zift gibi simsiyah şekilde Karacabey Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne dökülüyor.
Derenin çevresine yaklaştığınızda kokudan durulmuyor.
Hele ki, fotoğrafta da gördüğünüz gibi bazı çiftçiler zehir akan Nilüfer Deresi'nin sularıyla sebze ve meyvelerini suluyorlar.
Sonra ne oluyor biliyor musunuz?
Bu suyla sulanan sebze ve meyveler daha sonra pazarlarda satılarak soframıza kadar ulaşıyor.
Hani hep homurdanırız ya, Bursa'da kanser vakaları arttı diye.
Nilüfer Deresi ve çevresini yaşanmaz hale getirip kanseri yayan sanayi atıklarıdır asıl sebep.
30 yıllık meslek hayatım da farklı dönemlerde farklı siyasilerin Nilüfer Deresi kenarında basın toplantılarında şahit olduğumuz, "Nilüfer bundan böyle temiz akacak. Göreceksiniz bir yıl sonra burada birlikte balık tutacağız" söylemlerinin hepsi yalan olmuştur.


Çünkü Nilüfer'de bırakın balık tutmayı tosbağa dahi yaşamıyor.
Bu yüz karasından, Bursa'yı kurtaracak kim olursa olsun başta insanlığa, çevreye, toprağa kısacası tüm canlılara en büyük hizmeti yapmış olarak anılacaktır.
Bu nedenle şehri yönetenlerde beklenti şudur:
Artık bırakın işin sorumluluğunun falanca kurum da falanca kuruluşta olduğu yönünde suçlamaları.
Gereğini yapın gereğini...
Unutulmamalıdır ki doğaya, havaya, suya, toprağa kısacası çevreye verilen zararların bağışla, hayratla, okul yaptırmakla bu vebalden kurtulunamayacağıdır.