Türkiye'nin yakın tarihinin en büyük felaketi olarak gösterilen 17 Ağustos depreminin 21'inci yıldönümü bugün.

1999 yılında 16 Ağustos'u 17 Ağustos'a bağlayan gece meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki yer sarsıntısı, Türkiye tarihinin en büyük ikinci depremi olarak kayıtlara geçti.

Merkez üssü Gölcük olan deprem, Marmara Bölgesi'nin genelinde hissedildi.

Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın kırılmasıyla meydana gelen deprem, İstanbul, Bolu, Bursa, Eskişehir, Kocaeli, Sakarya ve Yalova'da can ve mal kaybına neden oldu.

Bendeniz de İnegöl’de yaşadım o 45 saniyeyi ve sonrası günlerce evlerimize giremediğimiz, endişeli bir süreci…

Gölcük, Kocaeli, Yalova ve İstanbul’da binlerce insan yaşamını yitirdi, acılar çekildi.

Peki, 21 yılda bu acıyı yeniden yaşamamak için neler yaptık?

Unutmayacağız, unutturmayacağız’ dedik…

Ne yaptık?

* * *

Pek çok kamu binası depreme karşı güçlendirildi.

Pek çok ‘kentsel dönüşüm’ adı altında projeler yaşama geçti, yeni binalar yapıldı.

Halen de sürmekte…

TOKİ kanalıyla ve yerel yönetimler eliyle ve vatandaşlar tarafından çeşitli projeler uygulandı ve bunlar da sürmekte.

Uygulanan metotlar, gerçekleşen projeler olası büyük İstanbul depreminin etkilerini hafifletebilecek mi bilinmez ama daha çok şeyin yapılacağı açık.

Kentsel dönüşümde ve altyapıda ne durumdayız?

Binaların dönüşümü konusunda yeterli mesafe alınamasa da geçen süre içerisinde yapılanlar henüz yeterli olamasa da vatandaşta bir bilinç geliştiği görülüyor.

Henüz daha dönüşüm bekleyen çok bina var…

Sigorta bilincinin de biraz geliştiği söylenebilir.

* * *

Depremin merkez üssü olarak 1973-1977 yılları arasında benim de yaşadığım İzmit'in Gölcük ilçesi olarak açıklandı.

Gölcük bir donanma kenti…

Otomobil fabrikası, tersaneler ve yan sanayi bugün Gölcük’ü Türkiye’de önemli bir noktaya getirdi.

Şimdi baktığımız zaman depremin izlerini Gölcük'te görebilmek olası değil.

Şu anda sürekli gelişen, sanayi ve üretim anlamında atılım halinde olan, istihdam noktasında her gün bir adım ileri giden, geleceğe umutla bakan bir Gölcük var.

* * *

Dönemin Başbakanlık Müşaviri Ahmet Şağar’ın, ‘O Gün’ isimli durumu, ‘Biz valilerle Başbakan arasındaki bağlantıyı akşam 19.00’da sağlayabildik. Gölcük’teki tahribatı 11.30’da öğrenebildik. Haberleşme tüm boyutlarıyla felç olmuştu’ dediği belgeselden

Ankarada bulunan Başbakan Ecevit’in İstanbul’daki Cumhurbaşkanı Demirel’e telefon ile ulaşamadığını, yakınlarının durumunu öğrenmek üzere helikopter ile Adapazarı’na hareket eden dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’ın gördüğü vahim tabloyu Ankara’ya amatör bir telsizci yardımı ile aktardığını öğrendiğimiz Gölcük depremi sonrası gerçekten o günü unutturduk mu?

Evet, 17 Ağustos depremini unutmamak ve unutturmamak gerek. Çünkü çok riskli bir ülke Türkiye bu açıdan…

Olası İstanbul depremi için bilim insanları ısrarla uyarılar yapmaktadır.

Bilim insanları ittifakla Marmara ve özellikle İstanbul’da büyük bir deprem yaşanacağını, binaların, yapıların bu depremi karşılayacak donanımda olmadığını, milyonlarca insanın ölebileceğini açıklayıp, önlem alınmasını istiyorlar.

Devlet de bu konuda önemli projeler uygulamakta…

Ne ki vatandaşın da bu konuda daha yüksek bir duyarlılık göstermesi gerek.

TOKİ, yerel yönetimler, müteahhitler ve vatandaşın dönüşüm konusunda çabalarını artırması gerektiği ortada…