Cuma sabahı kar vardı Bursa’da.

Hem çok sevindim çocuk gibi; hem de, acaba tutacak mı yoksa kısa sürede eriyecek mi diye kaygılandım.

Korktuğum oldu; o güzelim beyazlık uçtu gitti. Elim böğrümde kalakaldım.

Muhabbet kuşum İlham’ı parmaklarıma alıp cama götürdüm ömrünün ilk karını görsün diye. Sevgili İlham mutlu oldu sanıyorum baktığı beyazlıktan; parmaklarımda oturdu uzun süre ve fısıldadı durdu kulağıma; “Can Abi, Can Abi; Cici Kuş, Cici kuş.’’

************************************

Meteoroloji; cumartesi pazar kar yağacak diyor.

Bir yandan yazımı yazıyor, bir yandan da ilk kar tanelerini görürüm umuduyla arada tülünü çektiğim cama bakıyorum.

***********************************

Kışın güzelliklerini doya doya yaşamış; çocukluğuna bol bol kar yağmış bir Bursalı olarak kabullenemiyorum o bol karlı kışların Bursa’da artık görülmüyor oluşunu.

Rantçılık çılgınlığıyla doğaya sırt çevirip; planlamaya inanmadan, tıkış tıkış şehirler inşa edip;  gırtlağımıza kadar betona boğulmanın bir bedeli olacaktı; yaşadığımız odur.

MASAL KELEBEKLERİ

 

Bir çocukluk anısı belirdi hayalimde…

Hisar’daki evimizin bahçemize bakan penceresinin önüne, koltuğa oturur; umut dolu bir heyecanla, sabırsızlanarak kar yağsın diye beklerdim.

Havada masal kelebekleri gibi uçuşan ilk kar tanelerini görünce de sevinçten tıkanarak ellerimi çırpar, çığlık atardım; “Müzeyyen bak kar yağıyor!..’’

Annem yanıma gelir, elini şefkatle omzuma koyar, saçımı okşar; kar yağışını sessizce izlerdik.  Bir ara onun yüzüne bakar; pembe gülümseyişine, gözlerindeki sevinç ışığına dalardım.

******************************

Karın bizi bu kadar mutlu edişi, ömrümdeki en sevdiğim güzelliklerden biri olarak kaldı.

Mutluluğun sahip olmada, malda mülkte, ünde, güçte değil; doğayla birlikte var olmada, küçük şeylerde yaşandığını bana kar öğretmiştir.

 

EN GÜZEL MANZARAM

 

Bahçedeki erik ağaçlarının dallarında; şimşirlerde; kümesin kiremitlerinde biriken karı seyretmeye doyamazdım. O benim hala en güzel manzaramdır.

Kar lezzetlerim vardı; boza, salep ve kızarmış kestaneler.

Altına çelik çekilmiş çam kızağım; o kızakla Osman Gazi'nin büyük oğlu Alaaddin Paşa tarafından 1335 yılında inşa edilmiş Alaaddin Camii önünden Muradiye karakoluna kadar kayışım; sonra hiç üşenmeden elime aldığım kızakla bayırı çıkışım ve yeniden kayışım; kar topu oynamak; dedemle yaptığımız havuç burunlu, kömür gözlü, düğmeli, şapkalı, atkılı, elinde tavan süpürgeli kardan adam; sokaklardaki isli soba dumanı kokusu; saçaklardan, sokak çeşmelerinin musluklarından sarkan buzlar; bata çıka karda yürümek; kara sırt üstü uzanmak; kar yemek; Tophane’den karlı Bursa ovasını, karlı Uludağ sırtlarını hayranlıkla seyredişim…

Kar; artık sadece hatıralarda mı yağacak, tutacak?..

*****************************************

Kar yağmayan; yağsa da tutmayan Bursa’nın bu büyük, bu insanı kahreden kaybının yerini ne alabilir?..

Karsızlığın üşüttüğü kalbimi ne sıcak tutabilir?..

 

NOT: Yazımda kullandığım fotoğraflar Bursa sevdalısı Kemal Müezzinoğlu’nun kurduğu; “Eski Bursalılar Burada’’ sayfasından.