On TV ekranlarında yayınlanan Macit Tunalı ile Rahmiye Dalgıç’ın sunduğu Hayatın Fotoğrafları programına Ağır Master Halk Oyunları ve Spor Kulübü Başkanı Nesrin Akşit, Sanat Yönetmeni Fırat Ulusoy konuk oldu.

Özel Haber / Engin Özkonuk

Eğlenceli konseptiyle ekranlara merhaba diyen programda halk oyunları üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirildi. Ağır Master Halk Oyunları ve Spor Kulübü’nün çalışmaları hakkında bilgi veren Nesrin Akşit, “İlk zamanlar, amaç halk oyuncularının bir araya gelmesiydi. Daha sonra dernek kuralım düşüncesi ortaya çıktı. Hatta ilk zamanlar sanat yönetmenliğini de, eğitmenliğini de, başkanlığını da ben yapıyordum. İnanın derneği kurduğumuz zaman bu kadar büyüyeceğimizi biz de düşünmedik. İlk önce çocuk grubu ve master grubuyla başladık. Biz disiplinin olmadığı yerde başarının olmayacağını düşünenlerden olduğumuz için, çok disiplinli çalışıyoruz. Çocuk, yıldız, genç ve iki de master olmak üzere beş grubumuz var. Gala Kültür Merkezi’nde Salı ve Cuma akşamları çalışıyoruz. Cumartesi günleri de Fırat hocamın dersleri sabah başlıyor ve akşama kadar da devam ediyor. Biz çok duyuru yapmıyoruz. Referanssız dansçı almıyoruz. Bizim amacımız öncelikle halk oyunlarını yaymak, yaşatmak ve birlik, beraberlik, dayanışma içinde de huzurlu bir şekilde çalışmalarımızı sürdürmek. Açıkçası halk oyunları bilinci olmayan insanları aramızda istemiyoruz. Halk oyunlarını gerçekten sevip, gönül vermiş insanları aramızda istiyoruz. Bu konuda seçici davranıyoruz. Master grubumuzda pek çok farklı meslek dallarından dansçılarımız var. Çok güzel bir aileyiz’’ dedi. Ağır Master Halk Oyunları ve Spor Kulübü’nün katıldığı yarışmaları anlatan Akşit “Yarışmalara gitmek dansçı için bu işin en güzel yanıdır. Ama bunu koordine etmek çok kolay değil. Birçok dansçının ve çocuğun sorumluluğunu alıp gitmek, oradan da bir başarı elde etmek istemek zor bir sorumluluktur. Biz 2016’da İspanya’da, 2018’de de Ukrayna’da kupa aldık. Her yerde festival var ama biz gerçekten kültürlerin paylaşıldığı, hakikaten iyi ülkelerin, iyi ekiplerin, iyi dansçıların geldiği festivallere gitmeye gayret ediyoruz. Ülkemi, şehrimi, kendi, derneğimi doğru temsil edebilmeliyim, kedimi iyi ifade edebilmeliyim, bayrağımı orada en iyi şekilde dalgalandırabilmeliyim. Bizde herkes görevini bilir. Gerçekten iyi bir yönetime sahibim. Hepsi çok özverilidir, hepsi halk oyunları kökenlidir. Yönetimin halk oyunları geçmişi olmasa bu kadar sağlam duramayız. Çünkü onlar da biliyor zorluklarını, kolaylıklarını. Bize davetler geliyor. Bizden ufak videolar istiyorlar. Festivallerde ağır yöreleri istemiyorlar, daha hareketli yöreler tercih ediliyor. Hocalarımız küçük küçük videoları hazırlıyor, onlara gönderiyoruz. Zaten onlar internet sitemizden her şeyimizi araştırıyorlar veya bizi kesinlikle bir festivalde görmüş oluyorlar. Onlar şu yöreyle, şu kıyafetle gelebilir misiniz diye soruyorlar. Biz kaç dakikalık program istiyorsunuz diyoruz. Bu yazışmalar altı ay falan sürüyor. Her şey konuşuluyor, anlaşılıyor. Tamam diyoruz ve resmi davetinizi gönderin diyoruz. Halk oyunları hem spor, hem dans, hem müzik, hepsini bir arada yaşayabileceğiniz bir dal. Biz kurulduğumuzdan bugüne Bursa Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği yapıyoruz. Dünya dans gününü kutlayan Türkiye’deki derneklerden biriyiz. Çok güzel olduğunu düşünüyorum. Sadece kendimize mal etmiyoruz bunu. Bizim Türkiye’de iki, yurtdışında da iki kardeş derneğimiz var. Biri Bursa Folklor Eğitim Merkezi (BOFEM), bir de İnegöl Kafkas Kültür Yardımlaşma Derneği, her iki dernek de çok başarılı. Kıbrıs’ta Fogem Halk Dansları Topluluğu, bir de Hollanda’da kardeş derneğimiz var. Biz bunları da davet ediyoruz, dünya danslarından örnekler de olsun istiyoruz. Dünya dans gününün içini doldurmak lazım diye düşünüyorum. Biz senede bir kere gösteri yapabiliyoruz, çünkü imkanlar bu kadar ama maddi manevi imkanlarımız elverişli olsa, yani bir yıl öyle bir hazırlanıyoruz ki sadece 3-5 saat için. Çok emek var. Bir geceyle sınırlı kalıyor. Ondan sonra yurtdışı festivallerine odaklanıyoruz. Yani bence halk oyunları çok daha fazla olmalı. Bursa bunu çok seviyor. Pandemi bizi de etkiledi. Hatta yaygınlaşmadan çalışmaları durdurduk ama şu an hala dansçılarımızla iletişim halindeyiz.’’ ifadelerini kullandı.

“BURSA YÖRESİNİN KOSTÜMÜ NEŞELİDİR”

Fırat Ulusoy “Halk oyunları bulunduğumuz yörenin koşullarını içeren, geçmişten günümüze geldiği için her bölgenin yaşayış tarzına, geleneklerine, göreneklerine, coğrafyasına, geçim kaynaklarını etkileyecek tarzda şeyler belirliyor halk danslarını açıkçası. Mesela Bursa yöresinin kostümü neşelidir, cıvıl cıvıldır, renklidir. Çünkü toprağı verimlidir, bereketlidir, çiftçi ürünü satabilir. Yaptığı emeğin karşılığını görebiliyor fakat Doğu yöresinde daha kuraktır, toprağı verimsiz olduğu için o yörenin insanının yüzüne de, kostümüne de yansır. Oradaki kostüm daha tek renk ve daha koyudur. Kostümlerin renkleri o yörenin her şeyin ifade ediyor. Atıyorum bir yemeniniz var, ondaki çiçek motifi sizin hangi köyden olduğunuzu gösteriyor. Bunun gibi birçok farklı şeyle var. Bu geçmişten günümüze gelen bir kültür. Biz sürekli yurtdışına çıktığımız için oradaki festivallerde de bulunuyoruz. Biz halk oyunları ve kültür konusunda çok şanslıyız. Çünkü çok derin bir geçmişe sahibiz. Bizim ülkemizde üç veya dört ilin kendine has oyunu yok. Onun dışında bütün illerin kendine has oyunları var. Bu oyunlar demek hepsinin ayrı müzikleri, kostümleri demektir. Çok geniş bir yelpazeye sahibiz. Ben halk oyunlarını anlatırken şunu söylerim: üç tane halka vardır. Bir tanesi müziği duymak, kulakta bitiyor yani. Birincisi müziği duyacaksınız, ikincisi ritimleri sayacaksınız, üçüncüsü de saydığınızı oynayacaksınız. Yetenek sadece öğrenim süresini hızlandırır. Çok yetenekli bir insan yarım saatte öğrenir, az yetenekli bir insan kırk beş dakikada öğrenir, yeteneksiz bir insan bir saatte öğrenir. Bunun temeli çalışmak. Çalıştığınız sürece her şey olabilir. Biz Büyükşehir Belediyesi’nin destekleri kapsamında Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi kapsamında üç seneye yakın Bursa köylerini gezdik. Unutulmamış oyunları tekrardan öğrenip aktarabilme imkanımız var mı diye araştırmalarda bulunduk. Oraya kalabalık bir grup halinde gidiyorduk. Herkes kendi dalında araştırmalar yapıyordu. Biz de oyun derlemek için oranın unutulmamış oyunlarını araştırıyorduk. Oranın büyüklerine bu oyunu nereden öğrendiniz şeklinde bunun geçmişine doğru gidiyorduk. Çünkü bir derleme yapacaksanız onun temellerini bilmeniz lazım. Bize bir oynar mısınız, gösterir misiniz diyoruz ve onu kayıt altına alıyoruz. Çünkü onlarda doğaçlama olduğu için sayı olarak bize veremiyorlardı. Biz o kayıtları çektikten sonra o adımları sayarak sayıya döküyoruz. Bunu sayıya döktükten sonra tekrarlarıyla beraber sahnede nasıl kullanabiliriz diye bir oyun analizini yapıyoruz. Bunu yaptıktan sonra müzikleriyle beraber örtüşüp, kayıtlarını alıp federasyona gönderiyoruz. Örneğin Balıkesir ile sınır olan köylerimiz var. Aynı müzikle farklı oyunların oynandığı ile de karşılaştık. Genelde Bursa oyunları dokuz sekiz ve iki dörtlük olarak olur. Arada istisnai oyunlarımız da vardır. Köylerde karşılıklı danslar olduğu için doğaçlama olarak oynanıyor. Biz bunu sahneye çıkardığımız zaman karşılıklı oynarsak izleyici bizi belli bir yere kadar görebilir. Bunu karşıya göre verdiğimiz zaman ona göre bir çalışma yapmamız lazım. Örneğin Bursa oyunu daire formatında oynanan bir oyun. Onu göstermek zorundasınız. Neden dairede oynanıyor, bunu anlatmak zorundasınız. Her oyun dairede oynanacak diye bir şey yok ama bunun neden öyle oynandığını anlatmak gerekiyor. Derlemeler bu yüzden yapılıyor. Düzenlemeli ve düzenlemesiz dalda yarışmalar oluyor. Düzenlemelide koreografi yapabilirsiniz ama otantik oyunlarda, geleneksellerde o yörede nasıl oynanıyorsa o şekilde aktarmak zorundasınız” şeklinde konuştu.