On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Babak Vaheddoost konuk oldu.

ÖZEL HABER- ELİF KUŞ BEŞİK 

Babak Vaheddoost dünya ve Bursa’daki su kaynakları, dünyada su kullanımının yanı sıra heyelan ve sel gibi doğa olaylarının oluşum süreçlerine değindi.

Bursa Teknik Üniversitesi’ndeki çalışmalarından bahseden Dr. Babak Vaheddoost ‘’Öncelikle lisans, yüksek lisans ve doktora seviyesinde dersler veriyoruz. Özellikle kendi uzmanlık alanımızda dersler veriyoruz. Yani inşaat mühendislerine suyla ilgili, su döngüsünü, suyun nasıl davrandığını ve su yapılarında tasarım nasıl yapıldığına dair bilgiler veriyoruz derslerimizde. Aynı zamanda da akademik faaliyetler adına da araştırma projeleri yapmaya çalışıyoruz. Bunlar daha çok hidroloji ve su döngüsüyle ilgili çalışmalar. Lisans seviyesinde inşaat mühendislerine genel bir ders spektrumu sağlanıyor. Bunların içerisinde yapı, yapının analiz çeşitleri, trafik, suyla ilgili dersler, harita ve buna benzer çeşitli branşlardan dersler veriliyor. Bunlarda asıl hedef ilerleyen kariyerlerinde, yapacakları işte çeşitli projelerde çalışabilmeleri ama yüksek lisans ve doktora seviyesinde genellikle bir uzmanlık alanı seçerek öğrenciler uzmanlaşmaya doğru gidiyorlar. Bizi seçiyorlarsa hidrolik ya da su kaynakları, diğer branşları seçtiyseler de diğer branşlar üzerinde uzmanlık yapmış oluyorlar. Hidroloji basitçe su döngüsü anlamına gelmektedir. Bizim burada asıl hedefimiz suyun doğada ve çevremizde nasıl davrandığına dair bilgi edinme, öngörü yapma ve sudan yararlanabilmek ve onun zararlarından sakınmaktır. Bunun için suyu çeşitli yerlerde inceliyoruz. Öncelikle okyanuslarda dalga, akımları inceliyoruz. Su okyanustan buharlaştıktan sonra atmosfere geldikten sonra yağmuru inceliyoruz. Nasıl yağmur yağıyor, senelik yağmur, mevsimsel yağmur. Daha sonra yağmur yağdıktan sonra ya da kar yağdıktan sonra dağlarda kar rezervuarları şeklinde  ya da direkt akışa geçerek nehirlerde nasıl davrandığına dair ya da sızarak yeraltı sularına nasıl karıştığına dair incelemeler yapıyoruz. Genel olarak biz bu su döngüsüne hidroloji mühendisliği diyoruz. Biz bunları yönetmeye çalıştığımızda su kaynakları mühendisliği diyoruz. Yani bir kaynak var elimizde, onu en iyi şekilde kullanabilmek adına yaptığımız faaliyetlere su kaynakları mühendisliği diyoruz.’’ dedi.

‘’HERKES KENDİ PAYINA DÜŞENİ YAPMALI’’

Babak Vaheddoost ‘’Dünyaya genel olarak baktığımızda yeryüzünün yüzde yetmişinden fazlası suyla kaplı ama bunun yüzde doksanından fazlası tuzlu su. Sadece yüzde iki buçuk tatlı sulardan ibaret. Bu tatlı suların büyük bir kısmı buzullarda, kutuplarda yani kullanamayacağımız bir şekilde. Sadece küçük bir kısmı bizim kullanabileceğimiz şekilde. Yeraltı suları, suların büyük bir oranını kapsıyor. Sadece yüzde bir oranında yüzeysel, nehirlerde, göllerde olan sulardan ibaret. Yeryüzündeki suların miktarı sabit. Dünyanın oluşumundan beri bu hacim sabit bir hacim ama diğer taraftan dünya nüfusu sürekli artıyor. Bir taraftan belli bir miktarda su var elimizde, bir taraftan sürekli onu kullanmak isteyen bir nüfus var. Ayrıca biz aktif olarak elimizdeki suyu sürekli kirletiyoruz. Okyanuslarda o kadar plastik ve şey gidiyor ki artık neredeyse tüm insanların vücudunda mikroplastik diye bir şey vardır. Elimizdeki kaynakların ne kadar çok olduğunu varsaysak bile öyle değil aslında. Bursa, Türkiye genelinde yeşil Bursa olarak tanınıyor. Bunun nedeni şu: her yerde ormanlar var, Uludağ’ın zirvesinde kar, iki tane büyük gölümüz var, bir sürü küçük küçük göller var, Marmara Denizi’nde kıyılarımız var ve genel olarak bir su zengini il olarak tanınıyoruz Türkiye genelinde. Bursa’nın ortalama yıllık sıcaklığı 14.6 derece. Ortalama yağışlı günleri senede 112 gün. Yani neredeyse üçte biri kadar ve yıllık toplam yağışı 704.9 mm. Dünya ortalaması yıllık yağış miktarı 990 mm. Dolayısıyla Bursa dünya ortalamasının aşağısında kalıyor. Dünya ortalamasının altında kaldığı için su fakiri sınıflandırmasına girmekte ve biz elimizdeki kaynakları ve mevcut suyu nasıl değerlendireceğimizi bilmezsek ileride bu durum daha da kötüye gidecek. İklim değişikli aslında insanoğlunun faaliyetlerinin başlamasıyla daha bir ivme kazanmıştır. Birkaç ay bile dünya bizden kurtulduğu zaman nefes alıyor. Dünya genelinde en çok suyu tüketen tarım oluyor. Yiyeceğimizi üretmek için en çok suyu tarımda kullanıyoruz. Bunu et üretiminde daha çok kullanıyoruz çünkü hayvana su veriyoruz hem de onu besleyebilmek için tahıl üretiyoruz. Dünyada gelişmiş ülkelerde bu miktarın büyük bir kısmı endüstriye gidiyor. En az kullanılan kısmı da insanoğlu tarafından tüketilen kısmıdır. Aslında bu üçünde de yapılan herhangi bir şey yani doğru kullanma, tasarruf iyi bir şeydir. Dolayısıyla herkes kendine düşen payı yapması gerekiyor.’’ ifadelerini kullandı.

Bursa’yla ilgili çalışmalar

Babak Vaheddoost Bursa’yla ilgili çalışmalarından söz ederken ‘’Ben az önce Bursa’da ortalama yağışlı günler sayısını 112 olarak söyledim ama ben 2018’den beri buradayım 112 günlük bir yağmur yağdığına rastlamadım. Bununla ilgili biz bir kuraklık analizi yaptık. Belli bir uzunlukta yağış kayıtlarını alıp değerlendiriyoruz. Bizim çalışmaların sonucunda Uludağ’ın zirvesinde 2017-2018’lerden itibaren bir düşüş var. Bir kuraklık izledik. Yani bu eğer gerçekten bu bir kuraklık göstergesiyse ve ileride de böyle devam ederse bu Uludağ için hiç iyi bir haber olmayacağı anlamına gelmektedir. İleride kar rezervleri azalabilir. Mesela karlar yıl boyunca orada durur, yavaş yavaş erir, hem yeraltındaki suyu besler hem de nehirlerimizi besler. Hem nehirlerimizde hem de yeraltı sularımızda bir düşüş yaşayabiliriz. Aynı zamanda Uludağ’ın zirvesinin turistik bir amacı var. Aynı zamanda orman yangınları da tetikleyebiliyor. Çünkü orada toprak nemi azalıyor, azaldığı için de herhangi bir olay gerçekleştiği zaman daha hızlı bir şekilde yayılabiliyor. İnşallah öyle değildir. Yani bu çok kısa bir çalışma. Devamını getirmeye çalışacağız biz. Eğer öyleyse de bir önlem alınması gerekiyor. Suyun israf edilmemesi, en önemlisi suyu kirletmememiz gerekiyor. Çünkü kirlettiğiniz zaman orada durmuyor, yayılıyor, her yeri kirletiyor. Bazı kirlilikler suyla buharlaşıyor ve tekrardan asit yağmuru gibi geri dönebiliyor. İklimsel açıdan bireylerin yapabilecekleri çok bir şey yok. Devletlerin karar vermeleri gereken şeyler bunlar. Ama bireylerin, devletlerin verdiği kararlara destek verme amacında, en azından suyu kirletmemek açısından ve su tüketiminde yeterli duyarlılığı göstermek açısından destek verebilirler.’’ şeklinde konuştu.

Sel ve Heyelanların Oluşumu

Babak Vaheddoost ‘’Sel, taşkın ve heyelan gibi olayların oluşumu hakkında değerlendirmelerde bulunan Babak Vaheddoost ‘’Yağmur yağmaya başladıktan sonra yeryüzüne, toprak üzerine düşüyor. En yüksek noktadan en düşük noktaya doğru hareket eder. Hareket ettiği o yol üzerinde de sızmaya başlar. İlk başta bu su sızmaya başlar, toprağın içine sızar, toprak belli bir doygunluk oranına vardıktan sonra fazla kalan su harekete geçer. Yani yüzeysel şeklinde hareket eder. Özellikle kentsel alanlarda ya da bizim tabiatı değiştirdiğimiz alanlarda mesela toprağın üzerini betonla, asfaltla kaplıyoruz. Asfaltın ya da betonun geçimlik oranı toprağa göre daha az. Yağmur betonun üzerine düştüğü zaman hiç sızmıyor toprağın içerisine. Dolayısıyla yüzde yüzü akışa geçmiş oluyor. Geçtiği zaman da tüm yağmur birleşerek büyük taşkınlara sebep oluyor kentsel ortamlarda. Bir de biz tabiat ananın zamanında kendisi için ayırdığı taşkın yatağına ya da sel yatağına uymayarak orada binamızı kuruyoruz hiç şeye dikkat etmiyoruz. Bir de sigortasını yapmayarak orada yapılaşmaya gidiyoruz. Taşkın meydana geldiği zamanda da mağdur durumunda kalıyoruz. Hidrolojide bazı nehirler kuruyan nehir sınıfına geçmektedir. On, yirmi, elli yılda hiç akmamış olan bir nehir yüz yılda, beş yüz yılda, bin yılda bir büyük su hacmini geçirme potansiyeline sahip olabiliyor ve öyle büyük bir su oradan geçtiği zaman büyük hasarlara sebep olabiliyor. Büyük hızlardan dolayı ve su kütlesinden dolayı etrafındakilere zarar verebiliyor. Heyelan da aynı şekilde. Toprak, orada kaymamak için belli bir eğime ihtiyaç var. Biz oradaki doğal ortama dokunursak ve ağırlaşmaya başlarsa, içinde su aldıktan sonra ağırlaşmaya başlar nem olduğu için, kayabiliyor. Kaydığı zamanda da aşağıya doğru hareket ediyor. Önündeki binalara da zarar verebilme potansiyeline sahip. Hidrolojide biz buradaki temel olayı izliyoruz. Ve nelerin yapılması gerektiğini ve neler yapılmaması gerektiğini inceliyoruz. Ona göre öngörüler yapmaya çalışıyoruz. Tasarıma yönelik öneriler yapmaya çalışıyoruz. Ondan sonra bir sonraki aşamada tasarım yapıyoruz. Karadeniz Bölgesi’nde heyelanlar çok fazla oluyor. O bölgelerde genellikle yağmurun fazla yağmasından kaynaklı oluyor. Bunun için biz genellikle toprağın potansiyelini, oradaki kayma ihtimalini araştırıyoruz. Ondan sonra eğer böyle bir potansiyel varsa ona yönelik bazı yapısal işlemler yapılabiliyor. Bu eskisi gibi zor bir şey değil yani ille de saha çalışması gerektiren bir şey değil. Artık uydular vasıtasıyla, oradan elde edilen bilgilerle çok daha hızlı bir şekilde bir bölge için potansiyel heyelan haritası çıkarabiliyoruz. Bu doğal gerçekleşen heyelanlar. İkincisi ise bizim dokunduğumuz, tabiatı değiştirdiğimiz bölgelerde toprak kaymasından bahsetmek gerekiyor. Onda da mantık aynı ama o kaymayı göz önünde bulundurmadığımız zaman toprak, her toprağın farklı özellikleri var, içsel dayanıklılık oranı var. Yani her bir zeminin belli bir açıda kayma potansiyeli var. Ona göre birtakım öngörüler yapılıyor. Eğer orada bir potansiyel bir şey var ise onun önüne geçmek gerekiyor.’’ dedi.