On TV ekranlarda yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Bursa Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ersan Koç konuk oldu.

Özel Haber / Nagehan Çalışkan

Ersan Koç Türkiye ve Bursa’da şehirciliğe dair değerlendirmelerde bulunurken Türkiye’nin şehircilik stratejisi hakkında ‘’ Şu ana kadar kayıtlı bir taşıt patenti olmayan bir ülke araç bağımlı şehircilikle planlanmış.’’ dedi.

 

 Öğretim Üyesi Dr. Ersan Koç Bursa Teknik Üniversitesi Mimarlık ve Tasarım fakültesindeki faaliyetler ve verilen eğitim hakkında ‘’Mimarlık ve tasarım fakültemizde bugün iki tane aktif, bir tane de aktif olması planlanan üç bölümümüz var. Şehir ve bölge planlama bölümünde bu haziranda benim katılmamdan önceki hocaların çok daha fazla emeği vardır. İlk mezunlarımızı verdik. Toplam öğrenci sayısı 400’ün üzerinde diye biliyorum. 8 hoca 5 asistan olarak bir ekibimiz var bugün için. Şehir ve planlama bölümünde öğrencilere temelde şehirleri anlamayı, onları sevmeyi anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü özünde yaşam alanlarımızı anlatıyoruz onlara. Geçirdikleri değişim içerisinde de bizim teorik derslerimiz vardır kuramsal konuları anlattığımız ve bu bilgileri birleştirmelerini istediğimizde, buna mutfak diyebiliriz, laboratuvar diyebiliriz, işlerinin çoğunun sokaklarda fotoğraf çekme, inceleme, şehri okuma üzerine olduğu stüdyolarımız olur. Özünde onları bazı konularda heyecanlandırmak, dünyadaki ve Türkiye’deki şehirlerin iyi ve kötü taraflarını okumalarını sağlamak. Ortaya aslında yaşamlarımızı daha iyi hale getirebilecek uzmanlar çıkarmaya çalışıyoruz. Mimarlık bölümünde yapılı çevrenin bilimi, ilmi, sanatı, estetiği, görünen tarafı, inşa edilme süresi, malzemesi, teknik olarak daha mühendislik tarafına yakın diyebiliriz. Sanat ve bilimi birleştiren bir bölümdür mimarlık bölümleri. İç mimarlık yapılı çevrenin içinin nasıl kullanılacağıyla ilgili çok kıymetli bir sahadır. Peyzaj mimarlığı aslında toprağı, suyu, bitkileri, canlıları sevme ve onlarla tasarlamanın ilminin ve becerisinin anlatıldığı bir yer. Aslında genel çerçeve olarak doğal ve yapılı çevrenin her yerinde biz bir samimiyet inşa etmeye çalışıyoruz. Eğer bakmayı doğru anlayabiliyorsak veya doğru anlatabiliyorsak görülecek çok şey vardır. Zaten binada durmaktan rahatsız olan insanlarız biz. Gidelim dışarıda bir sokağı görelim, şurada bir şey varmış, binayı ziyaret edelim, bir proje yapalım, insanları bir araya getirelim… Sürekli aslında ayağı sokakta olan, halkın içinde olan… Buralardan bakıyoruz: sorun nedir, ne yapabiliriz, nasıl bir araya gelebiliriz.’’ dedi.

Pandeminin Etkileri

Ersan Koç ‘’Aslında problemin ortaya çıkışı Wuhan şehrinde o şehrin içinde olduğu o kültür ekosisteminde vahşi yaşamın içerisindeki canlıların bir gıda tüketimi kültürü olması. Burada bir tespitimiz şu, yani ilk bulgular şunu getiriyor: yapılı çevre vahşi yaşam ve doğal yaşamı kemirmeye başladığında aslında yapılı çevrenin alışık olmadığı virüs alanlarıyla temas etmeye başlıyor. Aslında vahşi doğada, kendi halinde yaşayan bir canlıyı alıyor ve onu tüketiyor. Vücudun alışık olmadığı bir virüs vücuda giriyor ve bununla insanlara bulaşıyor. Demek ki birinci hata şehirleri inşa etme biçimimizin ve doğal alanlarla temas kurma biçimimizin planlı olduğu. Sadece bizi vurmaması aslında ekonomik olarak bu işin altından kalkacağımızı gösteriyor. Bütün dünya yüzde 15-20 küçüldü. Ekonomilerinin gıda ve ticarete bağımlılık oranına göre ekonomiler küçüldü. Doğayı rahat bırakalım. Çünkü rahat bıraktığımızda daha güzel. Bina inşa etmek için o kadar yayılmamıza da gerek yok. Türk-Müslüman kültürü, Oğuz boyları kültürü göçebelik üzerine kuruludur. Aslında göçebelik doğayla uyumlu yaşamın en özel biçimlerindendir. Göçebe olmak aslında yaşam biçimini ve yaşamsal tüketimlerini minimumda tutmakla da alakalı. Bu uyumlu bir biçim. Bunun sayısız örneği var dünyada. İnsanın temel bir özelliği vardır. İnsan, başka bir insanla iştigal etmek ister. Bunu mutlaka çözeceğiz. Bütün o kamu spotlarındaki uyarılar bizim alacağımız önlemlerden daha güçlü olmadığı doğru. Çünkü mesafeye dikkat ediyoruz, elimizi dezenfekte ediyoruz, dokunduğumuz yere dikkat ediyoruz. Bunun yanında alıştığımız şeyler var. Mesela Türk kültürü düğün, nikah kültürüdür, sarılmak ister. Biz sarılan bir milletiz. Demek ki bir süre bunu yapmayacağız. Daha sonra tabii ki devam edeceğiz. Riskin ortaya çıkmasının temel sebebinin doğa ile aramızdaki münasebetin problemli olduğunu söylemiştik. Bu da çok uzun süredir değil, yüz yıllık bir arıza. Zaten başımız ağrıdığında mesela bir yerlere yürümeye gidiyoruz, piknik yapıyoruz, açık hava alıyoruz, ufku görmek istiyoruz. Göçebe kültürümüzden kaynaklanıyor bu. Mimar Sinan döneminin medeniyet izlerini ve medeniyet akımlarını, mimari ve mühendislik akımlarını, döneminde tek disiplinli bir dönemdir. Yani hem inşaat mühendisidir hem iktisatçıdır hem imar hukukçusudur hem ustadır hem kalfadır. 7-8 beceriyi bünyesinde birleştirebilmiştir. Bazı eserleri kalfası mı yaptı kendisi mi diye tartışılmasının sebebi kendisinin bir mimari deha ekosistemi kurmasıdır. Mimar Sinan Anadolu dehasının ürünüdür. Mimar Sinan’ın döneminde Uzak Asya, Hindistan, Babür Şah, Orta Asya, İran mimarlık akımlarından Avrupa’nın farklı, kilise teknik becerilerini bünyesinde birleştirdiğini görüyoruz. Bu birleşmede Mimar Sinan aslında bize bir feyz bırakmış. Demek ki kendi içinize kapanmayacaksınız, ilim, bilgi, beceri feyzi neredeyse aşacaksınız ki üniversitelerin temel rolü budur bugün için. Tek disiplinli bir dönemin dâhisinden öğrenebileceğimiz çok şey var. Ancak bugün tabii ki Sinanlar çıkardığımızı düşünüyorum. Bunda doğru yerlere bakmak lazım. Mimarlık camiamızın her yıl verdiği ödüller vardır, farklı kategorilerde sayısız ödül verirler. Bunlar daha samimi bir mercekte yaklaşıldığında burada çok kıymetli tasarımcılar, mimarlar… Mimar Sinan’ın döneminde Asya, Çin medeniyeti, Babür, Hint medeniyeti ve İran medeniyeti bilinirken bugün hemen her yerde bunlardan var. Bunu birleştirebildiğini bildiğim benim kuşağımdan çok tanıdığım var. Ama sohbet Türkiye’de şehircilik, mimari ürünlerin ortaya çıkması, yapılı çevrenin daha nitelikli olmasıyla ilgili konuya gelince mesele dönüp dolaşıp ekonomik büyüklüğe geliyor. Bunu yapabilir olmaya geliyor diye düşünüyorum.’’ dedi.

Bursa’da Şehircilik

Ersan Koç ‘’Stratejik olarak Türkiye’ye ne olmuşsa Bursa’ya o olmuş. Türkiye’de Batı ve Kuzey Batı 50-60 yıl içerisinde en önemli yer haline gelmiş. 17-20 milyonluk bir İstanbul Türkiye’nin ürettiği kaynakları kullanmak zorunda ayağa kalkmak için. Bir dikdörtgen düşünün. Sol üst tarafta yani Kuzey Batıda bir İstanbul var ve Güney Doğuda da işte terör belasından dolayı, güvenlik sebeplerinden dolayı, feodal kodlar, düşünebiliyor musunuz başlık parası diye bir şey, yaşayamaz, bu devirde mümkün değil yani. Manevi olarak da yasak. Böyle bir şey yapamazsınız yani. İran dinlerinden geçen bidat olduğunu biliyoruz bunların. Çok dikkat etmek gerekiyor. Bursa’da da aynısı olmuş aslında. 20-30 yıl içerisinde Kuzey Batı bölgesi –Uludağ Üniversitemizin de konum olarak orada seçmesinin çok etkisi var- Nilüfer bölgesi daha öne çıkmış yapılı çevre olarak. Binalar yeni olduğu için, sokakları geniş olduğu için, belki de sadece taşıtınızla girebildiğiniz için daha çok talep edilir hale gelmiş. Yani Türkiye gibi. İstanbul’a daha çok yol var, daha çok tren var, daha çok köprü var. Yatırım yaparsan bir saatte Düzce’de satarım diyorsun, İstanbul’da şirket kuruyorsun. Kalkınma stratejimizde temel bir problem var. Bu elli yıllık bir hata. Bunun çözüm stratejisi şu olabilir: Demek ki elimizdeki kaynakları bu dengesizliği daha fazla artıracak şekilde kullanmayacağız. Geniş bir okuma yaparsam; İstanbul’un problematiği ne ise Nilüfer’in problematiği bu. Veya Konya-Kayseri’nin problematiği ne ise Osmangazi-Yıldırım’ın da problematiği bu. Doğu- Güney Doğunun tarım ve hayvancılıkla ilgili problematiği ne ise Gürsu-Kestel’in de problematiği bu. Bire bir örtüşüyor. Şehrin kurulduğu çekirdek bölge olarak Bursa merkez ve etrafı zaten her bir köşesi 600 yıllık kadim anı ve şükretme vesilesi. Her bir duvarın önünde fotoğraf çektirmek istersiniz. Demek ki şehrin 20-30-40 yıl içerisinde yayılmasıyla ilgili stratejik hatalar yapılmış. Ben on yıldır körfezde düzenlenen elektrikli araba yarışlarını takip ederim. Çok heyecan verici bir şey. Ben şu turu otuz kuruşa döndüm diyor. Öğrenci bunu söylerken ağlıyor. Onun için ülkenin kendi teknoloji ihtiyacını kendi öz kaynaklarıyla karşılaması gerekli. Ben bir mahalleye gittiğimde o mahallenin kalitesini selamın alınması olarak görürüm. Bir derdim olduğunda derdime koşulması olarak görürüm. Benim için kalite budur. Yoksa arabama bineceğim, 15 dakikada gideceğim, dörtlüleri yakacağım, park edeceğim. Bu bana insani olarak keyif veren bir şey değil.  Burada aslında Kemal Ahmet Arü hocamızın birikimini, farklı bir figürdür. Anadolu şehirlerinin sokak genetiğini ve kendine has karakterinin remini çekebilmiş bir akademisyendir. Biz her şeyi yıkıp Dört Levent gibi mi yapacağız, New York’u mu? Taklit zaten aslını üretiyor. Niye yapacağız? Ne gerek var ona? O yapılı çevrenin hemen hemen tamamının da çok karmaşık ve iyi niyetli olmayan finans kapitalle üretildiğini biliyoruz. Şehircilik burada şeyde duruyor: Bunun planlaması, ruhu, baktığı yeri, bunu teknolojisiyle buluşturması… Emlak ilanlarına bakalım. İlanlar ne diyor? 2+1 lüks, 3+1 lüks, alıştık buna. Mimari olarak bir kapalı hacmin sebebi ne? Üşüyoruz, hasta olmamamız için kapatmamız gerekiyor, bir kabuk inşa edeceğiz. Mağarayı taklit ediyoruz, sonra onun biçimini mükemmelleştiriyoruz. Bizim sağımızı solumuzu kardan, kıyametten, soğuk havadan, saldırgan hayvanlardan koruyan bir kabuk baktığınız zaman. Sonra bunu parçalara ayırma biçiminiz ailenizin şeyini belirliyor. Yakın zamanda bir makale okumuştum. İnsanlar dubleks dairelerini satmaya başlamışlar. Çünkü diyor ki çocuklar iki aydır yukarıda ben görmüyorum oğlumu. Aslında ev bir yuvadır. Barınma bir işlevdir, konut bir imar terimidir, ev hacimdir ama yuva anılarla alakalıdır. Böyle bir geçişler var bunun arasında. Çoğu konutun eve, çoğu evin de yuvaya dönüşemediği bir dönem geçiriyoruz. Bu birkaç şeyle alakalı. Yanlış stratejilerle petrol kaynağı olmayan, elektrik şeyini de çok gecikmiş ve kayıtlı bir taşıt patenti olmayan bir ülke araç bağımlı şehircilikle planlanmış şu ana kadar.‘’ ifadelerini kullandı.