‘’Asgari ücrette vergi düşürülmeli’’

Batuhan ERSEK/ÖZEL 

On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Yüce konuk oldu. Programda 2020 yılı özelinde ekonominin durumu hakkında konuşuldu. 

Prof. Dr. Mehmet Yüce asgari ücret konusunda ‘’Asgari ücret aslında çok yönlü bir faktördür. Ekonomi yönü var, sosyolojik yönü var, sosyal yönü var, insani yönü var. Bunlara bakmak lazım. Toplumsal yapıyı dikkate almak lazım. Bu çerçevede baktığımız zaman asgari ücret 2 bin 825 lira 90 kuruş olarak belirlendi. TÜİK’in belirlemiş olduğu rakamın biraz üstünde. Asgari ücrete satın alma gücü olarak mı bakacağız yoksa maliyet unsuru olarak mı bakacağız? Çok yönlü bir olgudur. Asgari ücret konusunda Avrupa’ya baktığımız zaman Türkiye sondan dördüncüdür. 2020 yılında 390 dolar civarı bir rakama denk geliyor. En yüksek asgari ücret veren 2 bin 142 Euro ile Lüksemburg’dur. AB’ye baktığımız zaman sondan ikinciyiz. Çin ile aşağı yukarı aynıyız. Çin’de bölgelere göre değişiyor. 2021’e baktığımızda biz dolar cinsinden geçen senenin altına düştük. Dolar bir satın alma gücü müdür? Bizim üretimimizin çoğu, hammaddelerimiz ithal yolu ile geldiği için dolayısıyla biz dolara bağlıyız. Rezerv paralar her ülkeyi etkiler. O açıdan baktığınız zaman asgari ücret maalesef çok düşük fakat asgari ücretin mantığı farklı. Sendikalar dediler ki TÜİK ferdi dikkate almış, dolayısıyla aileyi dikkate almamış. Dedikleri doğru ama liberal sistemde yanlış. Dört kişilik aile için zaten bu rakam yetmez. Onun için liberal sistem ailede her bireyin çalışıyor olmasını dikkate alarak asgari ücreti belirliyor. Asgari ücrete satın alma gücü ile bakmamız lazım. Vatandaşın geçim endeksi itibariyle bakmamız lazım. Geçim endeksli baktığınızda ben vatandaşın satın alma gücünün düştüğüne inananlardanım. Çünkü her ne kadar enflasyon belirlendi ama bir de enflasyonun hissedilmesi var. Dolayısıyla hissedilen enflasyon ile rakamsal enflasyon birbirini tutmuyor. O nedenle asgari ücret düştü ancak bir de ülkenin ekonomi yapısına bakmamız lazım. Neticede asgari ücret bir maliyet unsurudur. Biz Lüksemburg’la rekabet etmiyoruz. Biz Çin’le, Hindistan’la, uzak Doğu’yla rekabet ediyoruz. Onlardaki duruma baktığımız zaman bizde asgari ücret makul gözüküyor.  Çünkü biz İngiltere ile rekabet etmiyoruz. Kendimizi Avrupa ile mukayese etmek güzel bir şey ama aslında bizim ihracat durumumuz onlarla ilgili değil. O nedenle asgari ücret üzerine istihdam vergilerini de dikkate aldığımız zaman, sosyal güvenlik primi, işsizlik primini dikkate aldığımız zaman gerçekten asgari ücret işveren üzerine ciddi bir rakam oluşturduğunu göz önüne almamız gerekiyor. Bir de asgari ücret birçok göstergede dayanak teşkil ediyor. Mesela SGK ödemeleri asgari ücrete göre belirleniyor. O nedenle Avrupa asgari ücreti belirlerken aslında vatandaşı için belirlemiyor. Onun vatandaşı zaten kalifiye yüksek işlerde çalışıyor. Asgari ücret dışarıdan gelen kişiler için belirlenmiş bir ücret. Yoksa o ücret vatandaşı için değildir. O nedenle işgücü kalitesini yükselttiğimiz zaman belki asgari ücrete ihtiyacımız bile olmayabilir. Mesela bazı Avrupa ülkelerinde asgari ücret yok. Asgari ücretten vergi alınıp alınmaması siyasi bir karardır. Siyasi bir kararla bundan vazgeçmemiz mümkündür. Biz kendimizi AB ile kıyaslıyorsak ki birçok ülkede de var asgari ücret üzerine vergi ancak her sene bunu gündeme getirip algıyı ayarlamak yerine asgari ücreti ya vergi oranını %5’e düşürmemiz lazım ya da asgari ücreti, tamamen kaldırmayı ben doğru bulmuyorum. Tamamen karşıyım. Çünkü her vatandaşın vergi ödemesi lazım. Vergi toplumsal yaşamanın bedelidir aynı zamanda toplumsal aidiyeti belirten bir unsurdur ve egemenliğin bir ölçüsüdür. Herkes vergi vermeli ama asgari ücretten vergi düşürülmeli. En azından %10’larda başlatmamız doğru olur diye düşünüyorum. Asgari ücretin insani olarak da vicdani olarak da vergi yükünün azaltılması gerekiyor.’’ dedi. 

‘’Türkiye’de nüfusun üçte ikisi borçlu’’ 

Mehmet Yüce ‘’Öncelikle dünyadaki gelişmeleri de dikkate almak lazım. Yani artık biz kendi evimize kapanarak sorunları çözemeyiz. Dünya artık büyüdü, eski hal bitti. Dolayısıyla yeni bir dünya düzeni ile karşı karşıyayız. Birincisi, ticaret kanunumuzda şirket kurulurken koyulmuş olan ana sermaye ile zorunlu ana sermaye gerçekle hiç bağdaşmıyor. Yani 50 bin lira ile bir şirket kuramazsınız. Peki bu parayı nasıl toplayıp ticaret yapacaksınız?  Bu mümkün değil. Zaten kanunlarımız kişinin borçlanarak piyasaya girmesini sağlıyor ve burada kişi baştan kaybetmiş oluyor. Dolayısıyla güçlü bir sermayesi olmayınca şirketlerin ayakta durması mümkün değildir. O nedenle insanlar gözlerini kapatarak piyasaya giriyorlar, ondan sonra iflas ediyorlar. Sadece kendisi iflas etmesiyle yetmiyor o sektördeki birçok kişiye ve birçok kuruma zarar vererek piyasadan çıkmış oluyorlar. O nedenle bizim ticaret kanunu yeni olmasına rağmen o ticaret kanununun yeni kurulan şirketler için koymuş olduğu koşulların doğru olmadığına inananlardanım. Bizde şirket kurmak çok kolay ama şirket kapatmak çok zor. O nedenle Türkiye iflas etmiş şirketler mezarlığı haline gelmiştir. Mesela İngiltere’de tam tersidir. Bir şirket üç ayda anca kurulur. Bizde bir şirketi bir günde, en fazla iki günde kurarsın. Yani bu kadar da basit olmaması gerekiyor. Bir firmanın bir de kamuya yansıyan yönü de vardır. Yani firma kamunun malıdır, kamuya hizmet etmelidir. Güçlü sermaye olmadan piyasaya girilmemeli. Burada öncelikle yeni dünya düzenine bakmamız lazım.  Pandemiden sonra normale dönsek bile alanların  %40’ının geri dönüşümü olmayacak. Eğer bir şirket 90 veya 120 gün açmamışsa o şirketin tekrar hayata dönmesi çok zordur. Hayallerle değil realitelerle hareket etmek lazım. Şirketlerin yatırım yapmadan önce çok ciddi fizibilite çalışmaları yapması lazım. Çok ciddi danışmanlarla çalışması lazım. Bazı sektörler bitti. Dolayısıyla yeni sektörlere girmek lazım.  Dünya dijitalleşiyor, yeni hizmetler doğuyor ve katma değeri yüksek mallara geçmek lazım. Örneğin bir kilogram demirin ihracat değeri bir dolardır. Bir dolarlık bir değer ile biz ülke olarak kalkınamayız. Fakat uzay alanı veya hizmet alanı ile yapan kilosu 200-300 dolardır. Bursa’nın ihracat ortalaması 6 dolardır kilogramı. Türkiye ortalaması 4 doların altındadır. Bunların hepsini analiz etmemiz lazım. Dolayısıyla geleceğin mesleği nedir, hangi alanın önü açıldı, bunu iyi analiz etmemiz lazım. Bu nedenle işadamları yatırım yapmadan önce kiminle rekabet edecek, piyasası nerede olacak, yapmış olduğu yatırım kaç sene içinde geri dönüşümünü sağlayacak ve yatırım yaptığı alanla ilgili lojistik var mı, tamamlayıcı sektörler var mı, altyapı var mı, bunu bilecek ve dijitalleşmenin artık kaçınılmaz olduğunu bilmesi lazım, ona göre yatırım yapması lazım. Dünyayla rekabet edebilir duruma gelmek zorundayız. O nedenle işadamlarının yatırım yapmaları ülke ekonomisi açısından önemlidir ama kendi ekonomileri açısından kılı kırk yararak girmeleri gerekiyor ve önümüzdeki dönemde en az 2022’nin sonuna kadar ekonominin çok canlanmayacağını da bilmeleri gerekiyor. Ekonomi hesap, kitap işidir. Ekonomi temenni işi değildir. O nedenle yatırım yaparken hesap kitaba göre yatırım yapılması gerekiyor. Türkiye’de nüfusun üçte ikisi borçlu ve borç giderek artıyor. Toplum olarak biz ne kredi kartı kullanabiliyoruz ne de bireysel kredileri yerinde kullanabiliyoruz. Çünkü ihtiyaçlarımızı belirlemek konusunda bazı sıkıntılarımız var. Her zaman büyümek başarı değildir, bazen yeri geldiğinde küçülmek de başarıdır.’’ ifadelerini kullandı. 

2021 Öngörüleri 

Mehmet Yüce ‘’2020 ve 2021 kayıp yıllardır. Bu sadece benim şahsi görüşüm değil, uluslararası raporlara baktığımız zaman kayıp yıllardır. 2020 yılı özellikle korona virüsün etkisi değil, 2019 yılından devam eden bir daralma dönemi vardı. 2019’un sonunda korona virüs çıktı. O da bitmedi. Dünyada uluslararası ilişkilerde Trump ile Çin’in kavgası derken, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması derken uluslararası ekonomi dibe vurdu. Dolayısıyla bütün makroekonomik rakamlar da düşüş gösterdi. Ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldık. Dolardaki yükselme ve merkez bankasındaki erimelerin ciddi bir şekilde ekonomiye yansımaları oldu. Özellikle AB’deki ekonomik daralma, ihracatta ciddi daralma meydana getirdi. Tüm bunlara baktığımız zaman 2020 yılı zaten kayıp yıl olarak tarihe geçti. 2021 yılı için de çok ümitli konuşmamamız lazım. Veriler 2021 yılının da sıkıntılı geçeceğini ifade ediyor. Çünkü korona virüs nedeniyle toplumun tüketim kalıbı değişti. O nedenle ekonomik altyapı değişti her şeyden önce. Mesela bu sene %4,4 küçülme oldu. Önümüzdeki dönemde %5,4 büyüme bekleniyor ancak bu %5 büyüme bile eski tahribatı ortadan kaldırabilecek bir büyüme değildir. Şimdi aşılar gelişti ama bu aşılardan dolayı insanların normal hayata adapte olmaları ne olacak? Dünyada gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeleri karşılaştırdığımız zaman gelişmiş ülkelerde bir tasarruf fazlalığı var, gelişmekte olan ülkelerde ise tasarruf yetmezliği var. Şu anda Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde tasarruf fazlalığı devam ediyor ve tasarruf yaratacağı bir yer bulamıyorlar. Çünkü yatırımcı yatırım yapmıyor. Biraz da geçmiş dönemdeki sıkıntılardan dolayı da yatırım yapmıyor. Trump yerine Biden gelince ne olacak Fransa’nın durumu ne olacak? Yani siyasi liderlerin olaylara bakışı da ekonomi üzerine sıkıntı olmasına neden oldu. Yatırım yapılmadığı için durağan bir ekonomi var. Korona virüs aşısı olup insanlar piyasaya çıksa bile normal hayata adapte olabilmeleri için en az altı ay gibi bir süre gerekiyor. Çünkü orada da insanlar harcama yapmıyor. İnsanlarda güven problemi var.  Tasarruf yapıyor. Tasarruf olduğu zaman talep olmaz. Talep olmadığı zaman da üretim olmaz. Üretim olmadığı zaman da yatırım olmaz. En büyük ticaret ortağımız da Avrupa’dır. Dolayısıyla ihracatta ciddi bir düşme oldu ve bu düşüş devam edecek. Çünkü ülkeler alanlarını açmadılar. Bizim ülkemizde hizmet sektörü ön planda ama turizmin kendine gelmesi uzun sürecektir. Covid döneminde maliye politikaları değişti. Harcamalar arttı gelirler azaldı. Bütün bunlara baktığınız zaman dünyada geniş bir para politikası ön plana çıktı. Para fazlalığı var. Rezerv parası olan ülkelerde bu para genişlemesi enflasyon fazlalığı yaratmıyor ama bizde rezerv para olmadığı için bizde enflasyon yaratıyor. Dolayısıyla hissedilen enflasyon çok önemlidir. Halkın cebindeki paranın ne kadar satın alma gücü var. Bütün bunları bir araya getirdiğimiz zaman 2022’nin sonlarına kadar ekonominin kendine geleceğini pek düşünmüyorum. Uluslararası fonların fiyatı pahalandı. Dolayısıyla uluslararası piyasalar durağan bir hale geldi. Önümüzdeki süreçte belki kendini bir miktar toplayacak ama o da covidin seyrine göre. Ancak yapılan tahminlere göre AB ekonomisi 2022 yılının sonlarına kadar ancak kendine geleceği, bütün bunları dikkate alarak yatırım yapmamız ve bir de şuna dikkat etmemiz lazım. Eski tüketim kalıbı değişti. O nedenle şu anda durağan ekonomideki sektördeki firmaların %30-40’ının da geri dönmeyeceğini de hesaba katmamız lazım. Ancak şunu da ifade edeyim: her bir kriz bir fırsat oluşturur. En önemli fırsat dijitalleşmedir. En önemli şey bilgi ekonomisidir. En önemli şey savunma ekonomisidir. Bu alanda yatırım yapabilecek durumda isek bu alanda yatırım yapacak firmalarımızın da kazançlı çıkacağını belirtmek isterim. ‘’ şeklinde konuştu.