Artık dünyanın birçok kentinde;  daha sakin yaşamaya, daha yavaş yemek yemeye, streslerden ve gerginliklerden daha uzak kalmaya dair çeşitli etkinlikler yapılıyor. Amaç; insanların temposunu biraz düşürerek, hayatla olan bağlarını güçlendirmek…

Yavaş şehirler (Citta-slow) oluşturmak da, bunlardan bir tanesi…

Belki de en önemlisi…

Tamamen özüne bağlı, teknolojik nimetlerin oldukça uzağında kalarak doğal yaşamla barışık kentler yaratarak, canlıların daha özgür-sevecen ve dost kalabilmesini amaçlayan sakin şehir(yavaş şehir) modeli işte böyle bir şey…

Şu anda dünyada 128 ülkede 197 kent, ülkemizde de aralarında Seferihisar, Akyaka, Ahlat, Gökçeada ve Vize gibi yerleşim merkezlerinin de bulunduğu 18 kent işte bu amaçlara uygun yaşam standartları ile adeta parmak ısırtıyor.

Özünde “hayatı yavaşlatan ve insanların ömrünü uzatan “bu kentler arasına, Bursa’yı alabilmek çok zor… İmkansız gibi bir şey adeta…

Çünkü Bursa; hızlı yaşayan, kalabalık ve karayoluna bağımlı toplu taşımacılığı ile insanın ömründen ömür çalan bir kent…

Bursa; asla sakin bir şehir(Citta- slow) olamaz yani…

Çünkü yaşadığımız bu güzel kent de; yayaların da, bisiklet sürücülerinin de bir yaşama hakkı yok. Yaya geçitleri işlev görmez, yayalar üst ve alt geçitleri tercih etmez ve Nilüfer dışında yok denecek kadar az olan bisiklet yollarında da, güvenlik nedeniyle çok fazla bisiklet sürücüsü görünmez.

       İNSANLARIN ÖZGÜRCE YÜRÜYEBİLDİĞİ KENTLERDE EKONOMİ

Çağdaş bir kentin yürünebilir kentsel alanları; insanların ev-iş--okul-alışveriş merkezi-restoranlar ve spor merkezleri arasındaki iletişimi ile sınırlandırılmıştır.

Öte yandan ofis ve AVM mekanlarının ne kadar büyük bir bölümü, yürünebilir kentsel alana dahil ise o şehirlerde gelir düzeyi de o denli yüksek oluyor.

Bu tespiti; ABD’de bulunan George Washington Üniversitesi Emlak ve Kent Analizleri Merkezi yapmış. İnsanların daha çok yürüyebildiği kentler; sadece yol bulmak için değil ekonomi yaratmak için de bir neden sayılıyor.

Bu tespit raporunun hazırlanmasında; ABD genelindeki 30 kent yürünebilirlik açısından değerlendirilmiş ve şehirlerin yürünebilirlik oranları ile kişi başına gelir ve üniversite mezunu sayısı kıstas alınmış.

Bu tespit raporu ile; insanların özgürce/korkusuzca yürüyebildiği kentlerin sosyo-ekonomik-kültürel ve gelir açısından daha zengin kentler olduğu ortaya çıkmış. Washington, New York ve Boston’un; hem yürünebilir, hem zengin hem de eğitimli birer kent olduğu belirlenmiş bu araştırma ile…

Artık genç nesil nerede çalışacağına, çalıştığı yerin ulaşım durumunu araştırarak karar veriyor. Bisikletle ulaşabilme veya yürüme mesafesinde olan şirketler, daha seçkin ve iyi elemanlarla çalışabiliyor.

Bu yüzden yayalara ve bisikletçilere dost olanaklar sunan kentlerde iş bulmak da kolay, firmalar için nitelikli eleman istihdamı sağlamak da…

                                  BURSA’NIN TAM ORTA YERİNDE..!

Yayalara ve bisikletçilere dost elini uzatan başarılı kentlerde; 25 yaş üstü üniversite mezunu birey sayısı daha fazla bulunuyor. Bu kriter de; kentin hem sosyo-ekonomik hem de kültürel açıdan zenginliğini sağlıyor. Tiyatrolar, sinemalar, kafeler, stadlar, spor salonları, aerobik merkezleri, restoranlar ve tüm eğlence yerleri dolup-dolup boşalıyor.

Yayaların ve bisiklet kullanıcıların yoğun olduğu bölgelerdeki tüm eğlence mekanları da, bu enerjiden oldukça fazla pay alıyor.

Şimdi bu kriterlere bir de bu açıdan bakın bakalım…

Ve konuyu yaşadığımız kent Bursa’ya da taşıyalım.

Bursa; yaya ve bisikletçi dostu bir kent olabilir mi bir gün sizce..?

Ulucami ve Hanlar Bölgesi etrafında gerçekleşen yıkımlar sonrası, Bursa’nın tam orta yerinde yayaların ve bisiklet kullanıcılarının da katılacağı bir enerji merkezi oluşturulabilir mi ki..?

Bursa’da yeni bir hayat başlar mı bir gün..?

Bence bunu oluşturmak kolay aslında…Amatör sokak müzisyenlerinin de şarkılar söyleyebildiği, sokak ressamlarının çizimler yaptığı, şairlerin şiirlerini seslendirebildiği bir enerji bölgesi yaratılabilirse Bursa’da…

Yaya gezmenin ve bisikletle dolaşmanın özgür olduğu bir bölge oluşturulursa…

Bölgedeki tüm işyerlerinin sahipleri de bu işten yeterli payı alırlar ve bu ekonomik durgunluk döneminde geleceğe daha güzel bakabilirler.

İnsanlar da…Yaşama sevincini daha yakından ve coşku dolu hissedebilirler kısacası…

Citta-slow olamazsak da…

Yüzlerce yıllık tarihi mekanların hemen yanında; müzik ve resim gibi sanatsal etkinlikler yaşayarak yeni bir döneme “merhaba” diyebiliriz Bursa’da…

Kent turizminde de her şeye baştan başlayarak..!

 

ÖZLÜ SÖZLER: Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni merhaba ile ödüllendirir. (Paulo COELHO)