Gelecek Partisi Bursa İl Başkanı Alpaslan Yıldız ile Gelecek Partisi çalışmaları ve gündeme dair bir söyleşi gerçekleştirdik. Alpaslan Yıldız, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun yarın gerçekleştireceği Bursa programı hakkında bilgiler verirken gazetemize gündeme dair de özel açıklamalarda bulundu.

Ravşan Alioğlu / ÖZEL HABER

Ahmet Davutoğlu’nun Bursa programı hakkında bilgi verebilir misiniz?

-Genel Başkanımız 13-14 Ağustos tarihlerinde yani bu Cuma ve Cumartesi günlerinde Bursa’da olacak. İki günlük Bursa programı planlandı. Bursa programı çerçevesinde başta merkez ilçelerimiz olmak üzere Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer ilçelerimizde bir dizi etkinlik ve programlar yapacağız. Kapalı Çarşı Ziyaretimiz olacak. Mahallelerdeki esnaf ziyaretlerimiz olacak. Onun dışında STK’larla, temsilcileriyle bir araya geleceğiz. Kadın temsilcileriyle bir araya geleceğiz. Gençlerle bir söyleşi programı yapacağız. Sayın Genel Başkanımız ikinci günde yakın ilçeler, sahil ilçeleri, Gemlik, İznik gibi ilçelerde esnaf ziyaretleri ve halkla buluşma gerçekleştirecek. Oldukça yoğun bir program olacak. Sabahın erken saatlerinden başlayan, gece yarılarına kadar devam eden iki günlük çok dolu bir program hazırladık. Biz de büyük bir heyecanla bekliyoruz sayın Genel Başkanımızı. Cuma günü saat 10 gibi sayın Genel Başkanımız Bursa’ya giriş yapacak, karşılayacağız kendisini. Aynı gün öğleden önce bir basın toplantısı planlıyoruz. Basın toplantısında sayın Genel Başkanımız gündemle ilgili değerlendirmelerde bulunacak.

Bursa’daki teşkilatlanma çalışmalarınız ne durumda?

-Bursa’daki teşkilatlanmamız il başkanlığımızın kuruluşuyla beraber Bursa’da şu an 13 ilçede resmi olarak teşkilatlanma işlemlerimiz tamamlandı. Şu an sadece dağ yöresinden Orhaneli ve Keles, bir de Karacabey ve Gürsu ilçeleri olmak üzere dört ilçemizdeki teşkilatlanma çalışmaları devam ediyor. Bunların dışındaki bütün ilçelerde ilçe başkanlıklarımızı, teşkilatlanmamızı yaptık. Kongrelerimizi de yaptık. Dolayısıyla resmi prosedürler tamamlanmış oldu.

Şu anki ekonominin durumu hakkında neler söylemek istersiniz?

-Vatandaşlarla görüştüğümüzde, esnaflarımızı ziyaret ettiğimizde en çok karşımıza çıkan sorun ekonomi. Çünkü artık vatandaş çok dertli. Hepimizin evinde hissettiğimiz sıkıntılar, vatandaşların sıkıntıları aslında. Maalesef vatandaşlarımızın şikayetlerinde tencerenin kaynamadığı söyleniyor. Asgari ücretle geçimini sürdürmeye çalışan veya emekli maaşıyla geçimini sürdürmeye çalışan vatandaşlarımızın oldukça zorlandıklarını biliyoruz. Bununla beraber işsizliğin de çok yüksek bir orana geldiğini özellikle de genç işsizliğin %25-30’lar düzeyine geldiğini, yani her dört gençten birinin işsiz olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bu oran daha da artarak devam ediyor. Ekonominin en önemli dinamiklerinden bir tanesi güvendir. Vatandaşımız geleceğe endişe taşıyor şu an iktidarın uyguladığı politikalardan dolayı. O nedenle moralsiz görüyoruz vatandaşlarımızı. Bu anlamda biz Gelecek Partisi olarak Sayın Genel Başkanımızın da ifade ettiği gibi Türkiye’nin geleceği için, vatandaşlarımızın, milletimizin, gençlerimizin, çocuklarımızın geleceği için politikalar üreten ve önümüzdeki süreçte kronikleşen sorunların çözümüne talip olan, iktidar hedefi olan, iktidara talip olan bir siyasi parti olarak bu konuda üzerimize düşeni yerine getirmeye hazırız. Şu an önerdiğimiz çözüm paketlerimizle eğitimden ekonomiye kadar, dış ilişkilere kadar her alanda çözüm önerilerimizi zaman zaman kamuoyu ile paylaşıyoruz, paylaşmaya da devam edeceğiz. Bu konuda çok dinamik bir kadromuz var. Genel merkezimizde Politika İzleme Kurulu diye tabir ettiğimiz 16 birim var. Burada bakanlıklara eşdeğer bir çalışma yapılıyor. Dolayısıyla burada çok önemli bir çalışma, önemli raporlamalar, önemli çözüm önerileri sağlanıyor. Bunu da zaman zaman kamuoyuna açıklıyoruz. Hükümet bu anlamda önerilerimizi bazen dikkate alıyor, bundan memnun oluyoruz fakat şu an geldiğimiz noktada çok ciddi ekonomik endişeler çok yüksek bir şekilde devam ediyor. Dolayısıyla burada artık çözüm üretemeyen bir hükümet görüyoruz. Toplumun her kesiminde bu feryadı duyuyoruz. Burada çözüm üretemeyen bir hükümet var. Dolayısıyla artık vatandaşımız da ‘Yeter artık’ diyor gittiğimiz her yerde. Bir değişim beklentisi var vatandaşlarımızdan. İnşallah Gelecek Partisi olarak bu boşluğu dolduracağız ve vatandaşlarımızın yarasına, bu endişelerine merhem olacağız.

Ülkemizde yakın zamanda yaşanan orman yangınları hakkında neler söylemek istersiniz?

-Bu da çok trajik bir durum. Ciğerlerimiz yanarken adeta güney sahillerimiz, Akdeniz, en güzel ormanlarımız cayır cayır yandı. Günlerce yandı. 10 gün, 15 güne varan bir yangın süreci yaşadık. Yeni kontrol altına alındı şükürler olsun. Fakat burada bir kez daha gördük ki beceriksiz bir yönetim var. Maalesef ilgili bakanlıklar gerekli tedbirleri zamanında almadıkları için çok çaresiz bir şekilde sadece yangını izlemek gibi bir durumla karşı karşıya kaldı ülkemiz. Yani aslında yangın izlemiş olduk biz. Düşünün artık kontrol altına alınamaz, çok hızla yayılan bir yangına siz elinizdeki bardakla su atarak yangını söndürmeye çalışıyormuşsunuz gibi bir durumdu. Tüm dünyada ülkelerin yangın uçakları ve bu konuyla ilgili ekipmanları olması gerekir. Bizde de olması gerekir. Bu asırlardır yaşanan bir olaydır. Dolayısıyla orman yangınlarını ilk kez test etmiyoruz. Maalesef bu yangında uçaklarımızın yetersiz olduğunu, hatta olmadığını ve dışarıdan uçak kiralamak durumunda kaldığımızı gördük. Taşıma suyuyla da değirmen dönmüyor. Bu kiralama işlemleri ve uçak sayısı hem yetersiz hem zamanlama da uygun olmadığı için de zaten yangın belli bir ivme kazandıktan sonra daha da zorlaşmış oldu. En başında müdahale edilecek ekipmanınız, uçağınız olsaydı bu yangınlar bu kadar büyümeden daha çabuk kontrol altına alınabilir ve milli servetlerimiz kül olmazdı. Orada milyonlarca canlı hayvan telef olmazdı, ekonomimiz bu kadar zarar görmezdi, o bölgede yaşayan vatandaşlarımız hem madden hem manen çok etkilendiler. Bizim partimizin Genel Başkanımızın başkanlığında bir heyet o bölgeleri ziyaret etti. Biz de bu süreçte elimizden geldiğince bir ihtiyaç paketi hazırlayarak o bölgede ihtiyaç duyan vatandaşlarımıza buradan bir kamyon malzeme gönderdik. Çok üzgünüz, korkunç bir olay ama burada söylenecek tek şey: çok kötü bir yönetim. Allah tekrarını göstermesin. Bu yangında gördük ki maalesef biz bir yangına bile hazırlıksızız. İlgili bakanlıkların bu anlamdaki lojistik altyapısının çok yetersiz olduğunu görmek bizi üzmüştür. Umarım bundan ders çıkartılır ve kısa zamanda lojistik ve diğer ekipmanlarla ilgili çok hızlı tedarik yapılır ve en azından bundan sonra böyle korkunç manzaralarla karşı karşıya kalmayız.

Daha önceden Suriyeli mültecileri ülkemize almıştık. Şimdi de Afgan sığınmacılar ülkemize geliyor. Bu kadar fazla göçmenin ülkemize alınması sizce doğru bir politika mı?

-Türkiye tarihi yapısı, tarihi misyonu itibariyle hakikaten mazlumlara hep kucak açmış bir ülke. Bizim inançlarımız, geleneklerimiz, zaten böyle bir toplumuz. Bu anlamda da Suriye’den gelen kardeşlerimiz uzun yıllardır zaten misafirimiz. On yıla yakın bir süre oldu. Uzun bir süre bu. Burada 50 bin, 100 bin gibi rakamlardan da bahsetmiyoruz. 3-4 milyon, hatta son verilen rakamlara göre 7 milyonu bulduğu söyleniyor göç dalgasının totalinin. Bu, Türkiye nüfusunun neredeyse %8-10’larına ulaşan bir oran. Bunu dünyada birçok ülke başaramamıştır ve bu yükü de kaldıramaz. Dolayısıyla çok önemli bir fatura Türkiye için. Şu ana kadar belki 40 milyar, 50 milyar dolar gibi bir para harcandı. Kaynaklarımız varsa, vatandaşımıza sağladığımız imkanların dışında böyle ekstra bir kaynağımız varsa bunun harcanmasında bir sakınca yok ama vatandaşlarımıza ayrılması gereken kaynaklarda kısıtlamaya gidiyorsak, vatandaşlarımızın birtakım haklarıyla ilgili ekonomik kaygılarını eğer gideremiyorsak o zaman şapkayı önümüze koyup tekrar düşünmemiz lazım. Uzun bir süreç, Türkiye burada elinden geleni yapmıştır. Bu mağdur insanların o zor şartlarda, savaş koşullarından, ülkelerinden kaçıp ülkemize sığınan insanlara karşı bir baskı yapılsın diye bir düşüncemiz yok tabii ki. Ama bizim düşüncemiz şu an hükümetin bu anlamda Suriye’yle, o bölgeyle gerekli görüşmeleri yapıp orada hükümetler arası birtakım anlaşmalarla güvenli bölgeler oluşturarak uluslararası sözleşmelerle buradaki mültecilerin kendi ülkelerine güvenli bir şekilde dönmelerini biz bekleriz. Hükümetin aslında yapması gereken bu. Tabii ki onların da kendi gönül rızasıyla kendi ülkelerine güvenli bir şekilde gitmelerini ve orada hayatlarına devam etmelerini arzu ederiz. Ama dediğim gibi bu bir hükümet politikasıdır. Bunu yapacak olan da şu anki iktidardır. Bu konuda yeterli adımlar atılmadığını görüyoruz. Ayrıca son dönemde Afgan göçmenlerin de sınırlarımız, adeta kevgire dönmüş bir şekilde. Elini kolunu sallayanın girdiği bir sınır güvenliğimiz var. O da ayrı bir trajedi. Bu nasıl olur diye hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu konuda hükümeti uyarıyoruz. Gerekli önlemlerin alınması lazım. Afganistan’da uzun süren bir iç savaş vardı. O iç savaştan kaçan o ülkenin vatandaşlarının ülkemize geldiği söyleniyor ama bunların kontrolsüz bir şekilde ülkemize girdikleri için, kimlik tespitleri olmadığı, kimler olduğunu bilmediğimiz için vatandaşlar da bize soruyorlar. Çok endişe taşıdıklarını söylüyorlar. Biz de vatandaşlarımızın endişesine katılıyoruz. O yüzden burada hükümetin bu konuda daha ciddiyetle durması lazım. Şu an Türkiye’de yaşayan mülteciler, göçmenler konusuna biz insani bakıyoruz. Evet, zor şartlarda, savaş şartlarında kaçıp ülkemize sığınmışladır. Ancak şu an çok uzun bir süreç geçmiştir. Artık oradaki şartların iyileştiğini görüyoruz ve iki ülkenin görüşmeleriyle bu sürecin artık tersine çevrilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Sizce erken seçim olmalı mı ve Gelecek Partisi seçime hazır mı?

-Gelecek Partisi seçime hazır. Çünkü Türkiye’de 74 ilde teşkilatlandık. 7 ilde de teşkilatlanma çalışmalarımızda sona geliyoruz. Seçimlere girme yeterliliği kazanmış bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla biz seçimlere hazırız. Biz bir erken seçim zorunluluğunun ortaya çıktığı görüşündeyiz. Çünkü Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu konjonktür, uluslararası ilişkiler konusu, içeriye döndüğümüz zaman en önemli göstergeler şu an ekonomi. Yani işsizlik verilerinin çok yüksek olduğunu, geçim şartlarının zorlaştığını, vatandaşlarımızın huzursuz olduğunu, hükümete güvenmediklerini, özellikle de son dönemlerdeki kamuoyuna yansıyan birtakım bilgi, belge ve söylemlerin, yolsuzlukla ilgili özellikle çok sayıda kirlilik olduğunu görmek vatandaşlarımızın dolayısıyla bu konuda açıkçası Türkiye’de temiz siyaset ve temiz toplum beklentisi hızla artmasından dolayı bir erken seçim beklentisi var vatandaşlarımızda. Bir değişim arıyor vatandaşlarımız. Bu konuda kararı verecek olan biz değiliz. İktidar partisi ve onun ittifak ortağı karar vereceklerdir ama vatandaşın beklentisi bu yönde. Bizim de kanaatimiz bu yönde. Böyle bir erken seçim olursa biz hazırız. Türkiye’nin geleceğini inşa etme konusunda da talibiz. Gelecek Partisi olarak bu konuda kadrolarımızla hazırız.

Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Gelecek Partisi iktidarında başkanlık sistemi devam edecek mi yoksa parlamenter sisteme geri dönülmeli mi?

-Biz şu an Türkiye’de uygulanan başkanlık sisteminin Türkiye şartlarına uygun olmadığını düşünüyoruz. Maalesef Türkiye’nin birçok sorununa değil çözüm üretmek, daha da çözümsüz hale getirdiğini düşünüyoruz. Çünkü yetkilerin tek elde toplandığı bir sistem şu anda Başkanlık sistemi. Biz önümüzdeki süreç için Türkiye’de güçlendirilmiş bir parlamenter sistem modeline geçilmesi gerektiğini düşünen ve savunan partiyiz. Bu konuyla ilgili somut bir model de önerdik, siyasi partilere sunduk güçlendirilmiş parlamenter sistemle ilgili. Muhtemel bir seçim, şu an anayasa değişikliği gerektirdiği için başkanlık sisteminin değiştirilmesi çok mümkün görünmüyor.Ama muhtemel ilk seçimden sonra anayasa değişikliği ve ilgili kanun değişiklikleriyle beraber güçlendirilmiş parlamenter sistemi getirmeyi taahhüt ediyoruz vatandaşlarımıza. Türkiye’nin demokratik anlamda, hukukun üstünlüğü anlamında, kuvvetler ayrılığının tam anlamında oturması anlamıyla güçlendirilmiş parlamenter sisteme ihtiyacı olduğunu biliyoruz.

Vatandaşların iktidarın politikalarını eleştirmekte çekindiği, fikirlerini söylerken acaba içeri alınır mıyım endişesi yaşadıkları düşüncesine katılıyor musunuz? Bu korku siyaseti hakkında neler söylemek istersiniz?

-Maalesef bu tespitine katılıyorum. Vatandaşımızda bir mahalle baskısı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu da iktidara yakın lobilerin etkisiyle veya iktidardan nemalanan belli kesimlerin menfaatlerini sürdürebilmeleri adına bu oluşturulmaya çalışılıyor. Tabii ki bu kolay bir şey değil. O yüzden yeni partiler zaten ihtiyaçtan doğduğu için ortaya çıkıyorlar. Mevcut partiler ve teşkilat yapısı, her şey yolunda gitmiş olsaydı yeni partilere ihtiyaç olmazdı zaten. Çünkü yeni parti kurmanızın bir anlamı yok vatandaşta eğer bir teveccühünüz yoksa zaten varlığınızı sürdüremezsiniz. O nedenle şu an Gelecek Partisi bu anlamda önemli bir adım atmıştır ve bizim partimizi kurduğumuz tarihten sonra Türkiye’de 22 yeni siyasi parti kurulmuştur. Yani bizden sonra 22 yeni siyasi partinin kurulması yeni kurulacak partileri ve tabanlarını da cesaretlendiren bir adımdır. Gelecek Partisi’nin öncülüğünde yapılmış bir adımdır. Bu bakımdan biz son derece mutluyuz. Demokrasinin unsurlarıdır siyasi partiler. Siyasi partiler kurulur, kendisini ve programını vatandaşa anlatır. Vatandaş teveccüh gösterirse iktidara taşır veya muhalefet, ana muhalefet görevi verir. Dolayısıyla kararı millet verir. Milletin verdiği karara saygı duyarız. O yüzden ben vatandaşlarımızdan hiç endişe duymamalarını bekliyorum. Gelecek Partisi vatandaşlarımızın haklarını sonuna kadar savunacaktır. Bu konuda hiç endişe etmesinler.

Bursa, Ak Partinin yönetiminde olan en büyük şehir. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa’nın sorunlarına yeterince çözüm üretebildiğini düşünüyor musunuz?

-En son yerel seçimlerde Bursa hariç büyün büyükşehirleri kaybetti iktidar partisi. Bu aslında önemli bir sinyal. Yani vatandaş uyardı, kırmızı kart gösterdi. ‘Ben sizin uyguladığınız yerel politikaları ve yönetim anlayışınızı tasvip etmiyorum, uyarıyorum’ dedi, kırmızı kart gösterdi ve değişiklikler oldu. Muhalefet Partisi’ne geçti. Bursa’da da aslında kıl payı seçim kazanıldı. Bursa da aslında neredeyse kaybedilmişti. Dolayısıyla Bursa da kritik bir seçim sonucu aldı. Fakat sonuçta Bursalılar karar vermiştir. Mevcut belediye başkanını seçmişlerdir. Biz buna saygı duyarız. Bizim beklentimiz belediye başkanının, sayın Alinur Aktaş’ın Bursalılara verdiği sözleri yerine getirmesi. En başta trafik çözümü sözü vermişti. İki yılda Bursa trafiğini çözeriz denmişti. Bakın iki yıl geçti. Bursa trafiği çözüldü diyebilmek için gözlerinizi kapatmanız lazım. Dolayısıyla Bursa trafiği hala çözülmüş değil. Tam tersi daha da işin içinden çıkılmaz hale geliyor. Birtakım tedbirlerle, kavşak düzenlemesi, sinyalizasyon gibi şeyler yapılıyor. Tabii ki teşekkür ederiz bu çalışmalar için ama bunlar yeterli değil. Daha radikal çözümler gerekiyor. Yani bir neşter vurulması lazım Bursa trafiğine. Alternatif yolların oluşturulması lazım. Yatay ve dikey yolların oluşturulması lazım. Bu çözümler yapılmadığı sürece mevcut ana yolların kullanılarak trafiğin hafifletilmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla bu konuda maalesef başarısız buluyorum Büyükşehir’in çalışmalarını. Bu konuda parti olarak kendilerine destek vermeye hazırız talep ederlerse. Onun dışında kentsel dönüşüm konusunda da çok iyi sonuç alınamadı. Bursa imar konusunda çok kötü bir sınav veriyor. Güzelim ovamız ne hale geldi? Hala betonlaşma devam ediyor. Buna acil bir eylem planıyla dur denmesi lazım yoksa ovayı kaybediyoruz. Onun dışında zaman zaman hava kirliliği görüyoruz sanayi atıklarıyla alakalı. Bu konuda denetimlerin yeterince olmadığını ve caydırıcı olmadığını görüyoruz. Bir de çok katlı binalar konusunda endişelerimiz var. Rüzgar akımlarını ve şehrin görüntüsünü bozan bu çalışmalar konusunda da endişelerimiz var. İmar planlarında parsel bazlı değil ada bazlı veya bölge bazlı çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla çok sorun var ama dediğim gibi ilk etapta en çok öne çıkan sorunlar bunlar Bursa’da.

Ülkemize kadın cinayetleri maalesef her geçen gün devam ediyor. Bu konuda İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmak sizce doğru bir karar mıydı?

-Aslında işin öznesi şu: maalesef bir eğitim sorunumuz var. Önce eğitim şart. Bir de aile yapımız, geleneklerimiz, göreneklerimizden, örf ve adetlerimizden, saygı ve sevgi gibi, anlayış ve hoşgörü gibi çok değerli kavramlardan maalesef toplum olarak hızla uzaklaşıyoruz. Asıl sorunun kaynağı burası. Yoksa sadece sözleşme, yani sözleşme insanı korumaz. Sözleşme, daha sonra hakkınızı arayabileceğiniz bir metindir ama asıl koruyan insan faktörüdür. Asıl sorunumuz burada. İnsan odaklı düşünmüyoruz. Ne oldu bizim toplumumuzun hoşgörüsüne, kadınlara bakış açımıza? Geleneklerimizden, geçmişten baktığınız zaman bizde kadınlara verilen önem, değer, çok farklı olması lazım. Biz nasıl böyle bir toplum olabiliyoruz? Bu kadar sadistçe duygularla bir cana nasıl kıyılabilir? Nasıl zarar verilebilir? Bunun üzerine toplum sosyolojisine bakılması lazım. Bu konuyla ilgili bilimsel çalışmalar yapılması lazım ve hatta ben televizyonlardaki dizilerden filmlere kadar birçok şeyin gözden geçirilmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Toplum sosyal medyadan başlamak üzere televizyon dizileri, sinema filmlerinde şiddete özendiren sahnelerin çok fazla olması ve bunun adeta bir yaşam biçimine dönüşmesi, bilinçaltında bunların oturması bile böyle bir anlayışa zemin hazırladığını düşünüyorum. Eğitimin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu arada cezaların caydırıcı olması gerektiğine inanıyoruz. Özellikle kadına şiddet cezalarının çok caydırıcı olması gerekir diye düşünüyoruz.

Son olarak neler eklemek istersiniz?

-Bütün bu olumsuzluklara rağmen enseyi karartmayacağız. İnşallah daha güzel günler gelecek ülkemiz için. Milletimiz için, gençlerimiz için güzel günlerin çalışmalarını yapıyoruz. Gelecek güzel günleri birlikte hazırlamak için çalışıyoruz. Sayın Genel Başkanımızı inşallah Cuma günü Bursa’da ağırlayacağız. Ben buradan Bursalı hemşerilerimize çok teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. İnşallah her fırsatta ilçelerimizi, mahallelerimizi, sokaklarımızı dolaştığımızda onlarla yine temas kuracağız. Onları dinleyeceğiz. Onların dertleriyle dertleneceğiz. Dolayısıyla onların her zaman yanlarında olmaya devam edeceğiz.