On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu On’da Gündem programına Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mustafa Ekici konuk oldu. Programda koronavirüs hakkında konuşuldu.

Büşra ÇAKIR/ÖZEL HABER

Mustafa Ekici ‘’Çin’de başlayan bu hastalık belirli dalgalar halinde dünyaya yayıldı. Ülkemizde ilk vaka 11 Mart’ta tespit edildi. Daha sonra biz hızla bakanlığımızın önderliğinde özel ve kamu hastaneleri birlikte olmak üzere herkes bir hazırlık dönemine girdi. O dönemin arkasından hazır olmaya çalıştık ama birden vakalar arttı. Yine de o dalgaları çok başarılı bir şekilde atlatmış bulunduk. Nisan ayına kadar üçüncü dalgayı yaşadık. Ondan sonra da bir sakinlik dönemi oldu. Hastalığın ortadan kalkması için en önemli sebeplerden birisi maskeyi kullanmak, mesafeye dikkat etmek, kalabalık ortamdan kaçınmak, ellerimizi yıkamak gibi birtakım önlemlerden sonra kapanma oldu. Ondan sonra 5 binlerin altına vaka sayımızı düşürmüşken son dönemde yine bir kıpırdanma oldu. İnsan hayatı sürekli kapanmakla olacak şey değil, sosyal hayat devam ediyor, ekonomik hayat devam ediyor. Hayat devam ettiği için de her şeyi kapatarak sonuçlara varamayız. Burada en önemli sonuca gideceğimiz şeylerin başında benim kanaatime göre maske mesafe kurallarına uymak, temizliğe uymak şartıyla mutlaka aşı olmak gerektiğine inanıyorum. Bizi bu hastalıktan koruyacak en önemli sebeplerin başında aşı gelmektedir. Mesela İsrail’de toplumun büyük bir kesimi aşılandı. Buna rağmen hastalık gelişiyor ama ağır vakaların gelişmediğini takip ediyoruz. Ülkemizde son 15-20 günlük periyotta vakalarda artış olmaya başladı. Hastaneye yatırılarak tedavi olanların birçoğunda aşı olmadığı gözlemleniyor. Aşılılar da hastalığa yakalanabiliyor. Hastalığa yakalansalar bile daha hafif geçiriyorlar. Çok nadir hastaneye yatma gereği duyulabiliyor. Onların da farklı hastalığı var. Örneğin: diyabet, akciğer hastalığı, kalp hastalıkları gibi hastalıklar nedeniyle koronaya yakalanma riski daha fazla olabiliyor. Sağlıkçılar olarak bize kalsa kapanmalıyız ama sosyal hayatın, ekonomik hayatın akışına karşı bir şey. Bunun başka önlemleri olması lazım. En önemli koruyucu sebepleri ihmal etmeden yapmamız lazım. Bunlar da aşı ve maske, mesafe, temizlik.’’ dedi.

‘’Tedbirlerle bu hastalığın üstesinden geleceğiz’’

Mustafa Ekici ‘’Sürü psikolojisi diye bir şey var. İnsanlar çevresinde gördüğü zaman birisi yapıyorsa kendisi de yapmaya çalışıyor. Bir süre sonra o sürü psikolojisi içerisinde herkes bir vehme kapılıyor. Önlemlerimizi aldığımız takdirde ailemizden bu kadar kaçmak doğru değil. Tabii ki kalabalık grupların içerisine girmemek lazım. Tedbirimizi almadan bu ortamlarda bulunmamak lazım. Kapalı ortamlarda uzun süre kalmamak lazım. Çalıştığımız yer kapalı ortam olabilir. O zaman da mutlaka tedbirlerimizi alarak çalışmamızı devam ettirmemiz lazım. Maskeniz olursa, karşınızdaki kişide de maske olursa, aranızda da iki metre mesafe olursa hastalığı bulaştırma riskiniz çok çok çok düşüyor. Ama bunların hiçbirine uymuyorsak, ortam kapalıysa, maskesiz birbirimizle temas ediyorsak bu hastalığın bir özelliği de gizli taşıyıcılığı. Herkesi aynı oranda, aynı şiddette hasta etmiyor. Aşılama oranlarımız birçok ülkeye göre iyi durumda. Sağ olsun bakanlığımız bize her türlü aşı imkanını sundu bize. Bazıları aşının yan etkileri var, koruyuculuğu zayıf diyor. Aşı karşıtları var maalesef. Salgının hızlı dönemlerinde maalesef aşımız yoktu. O zamanlarda hastalık oranlarımız çok yüksekti, hastaneye yatma oranları çok yüksekti, yoğun bakıma girme oranları çok yüksekti ve bu dönemde hiçbir aşımız yoktu. Şimdi yine bir kıpırdanma var. Hasta sayılarında artışlar var. Bu son kıpırdanmanın bir öncekiler gibi olmayacağını düşünüyorum. Öncekiler kadar kötü olmayacağını düşünüyorum. Ama tedbirleri elden bırakırsak maalesef hastalığın eski dönemlerindeki sayılarına gidebiliriz. Birinci doz olanlar %66, ikinci doz olanlar %45, bir, iki ve üç doz olanlar da 74 milyon civarında. İkinci dozun %45 değil de %75-80’lerde olması lazım. Gidilecek yolumuz daha çok. Aşı olup da enfekte olan hasta sayılarımız oldukça az ve bunlar hafif şekilde geçiriyor. Rehavete kapılmadan gerekli tedbirlerimizi alarak bu hastalığın üstesinden geleceğimizi düşünüyorum.’’ ifadelerini kullandı.

Delta Varyantı

Mustafa Ekici ‘’Covid-19 hastalığına yol açan koronavirüs bir RNA virüsü. RNA virüslerinin mutasyona uğrama özelliği çok fazladır. O nedenle aşıların etkisiz olacağını iddia eden kişiler RNA virüsünün aşısı olmaz, olsa bile çok cüzi bir koruyuculuğu vardır denir. 3-5 ay sonra da bu aşı etkisiz hale gelir denir. Bu kısmen teorik olarak doğru bir şey. RNA virüslerinde mutasyonlar çok hızlı olmakta ama hücrenin yapısı çok değişmeden tutunma organlarında her üredikçe virüs kendini kopyalayarak ürer. Kopyalarda protein dizelerinde atlamalar meydana geliyor. O atlamalardan dolayı hatalı üretim oluşuyor. Bu hatalı üretime de biz mutasyon veya varyant diyoruz. Bu değişimler ne kadar hızlıysa virüsün ilk halinden daha sonraki farklılıklar ilk haline karşı aşı geliştirseniz bile veya tedavisini yapsanız bile o yeni gelen, yanlış kopyalanmış ama aynı virüsün devamı olan varyant virüsler daha dirençli olabiliyor. Genel bir mantık mutasyona uğradıkça etkisinin hafiflemesi beklenir ama maalesef bu koronavirüste ters paradoks işliyor. Ne kadar mutasyona uğrarsa o kadar bulaştırıcı olmaya başladı. İlk İngiltere dediğimiz Alfa varyantında sonra ülkemizde ve bütün dünyada bu varyant ön plandaydı. Daha sonra Güney Afrika’da Beta varyantı gelişti, daha sonra Brezilya varyantı, Hindistan’da gelişene de biz Delta varyantı diyoruz. Virüs ne kadar çoğalırsa her kopyalamada hataları artıyor. O da varyantlara dönüşüyor. Biz bu virüsün üremesini ortadan kaldırmalıyız. Bunu yapabileceğimiz şey ya biz virüsün antiviralle bunları yok etmek. Maalesef bugünkü şartlarda bunların etkisini tamamen ortadan kaldıran bir antiviralimiz yok. Etkisini azaltan, yavaşlatan birtakım antivirallerimiz var ama bunlar virüsü tamamen ortan kaldırmıyor. O zaman ikinci bir şey kalıyor: aşı. Aşıyla biz bunun vücuda girmesini, çoğalmasını engelleyebiliriz. Aşıyı yaparsak bu kopyalama, üreme olmayacaktır. Yani özetle ya aşı bulacağız ya da antiviral bulacağız. Şu anda 2 buçuk milyarın üzerinde aşı yapıldı. Buna rağmen dünya nüfusu 8 milyar olduğu için daha yolun başındaymışız gibi gözüküyor. Maalesef bu aşamada biraz daha mücadelemiz devam edecek gibi gözüküyor. Bu hastalık damlacık yoluyla bulaşıyor. Öksürmeyle vs. havada kalıyor veya çevreye yayılıyor. Belli bir süreç içerisinde insanlar temas ettiği zaman onlara geçebiliyor. Bu yönüyle baktığımız zaman tabii ki kapanma hastalığı kısmen çözüyor. Tıbbi yönden belirli bir kısıtlamalar olsun isteriz ama devletin vereceği bir karar. Önlemler alınarak da belirli bir aşamaya gelinebilir diye düşünüyorum. İşin tek boyutuna bakarsak, sağlık boyutunda ben kapanalım derim ama diğer boyutları da görünce o zaman tedbir alalım, önlemlerimizi alarak belirli bir dengeyi tutturmaya çalışalım derim. ‘’ şeklinde konuştu.

‘’D vitamini bağışıklık için önemli’’

Mustafa Ekici ‘’Covid aşısının değişik metotlarla yapılmış farklı aşıları var. Bizim ilk Çin’den aldığımız aşı Sinovac. Bu aşı virüsün canlılığı kaybettirilerek etkisi yok edilen aşı grubuna giriyor. Bu virüsün belirli protein parçalarını alarak o parçaları hastalık yapmayan virüslerin içine yerleştirerek yapılan vektör aşıları var. İngiltere’nin yaptığı aşılar bu grupta. Bir de genetik aşılarımız var. MRNA, DNA aşıları şeklinde. Virüsün insan hücrelerine tutunma organları var. MRNA’nın bu proteinleri ürettirecek kısmı o paketlerin içinde aşı solüsyonuyla insan vücuduna veriliyor. İnsan vücudunda da MRNA’nın kodladığı protein hızla üretilmeye başlıyor. Bu da virüsü taklit ediyor. Virüsün vücuda girmesini engelliyor. 4-5 çeşit aşı grupları var ama şu anda iki tane en çok kullandığımız aşı var. Birisi inaktif Çin’den aldığımız Sinovac aşısı, diğeri de MRNA Biontech aşısı. İkisinin de belirli avantajları var. İnaktif aşı neredeyse 100 yıldır kullanılan bir aşı yöntemiyle oluşturulmuş bir aşı. Normal şartlarda bunun bir yan etkisi olmaması lazım. Bu aşının antikor oluşturma şeyi diğer aşıya göre biraz daha aşağıda kalıyor. Bu aşıda da koruyuculuk gerçekten iyi. Hastaneye yatışları hemen hemen önlüyor ama yine de yatışlar var. İnaktif aşı olduğu için biraz daha riskli gruplarda kullanılması uygun olabilir. MRNA aşısı genetik teknoloji ile elde edilen aşı. Onun avantajı şu: çok hızlı antikor üretiyor, çabuk koruyuculuk antikorlarını yükseltiyor. Yan etkileri öbürüne göre biraz daha fazla ama koruyuculuğu çok daha iyi. İkisinin de etkinliğini özetlersek koruyuculuk anlamında iyi. Birinin birine tercih edilme durumu olursa biz bazı özel gruplarda Biontech MRNA aşısını ön plana çıkartabiliriz. Siz yakınlarınızı, ailenizi kaybetmenin acısını yaşamak istemezsiniz. Ben aşı olmuyorum, çevremi de aşılatmıyorum dediğiniz zaman ölüm gibi bir gerçeği var. Bir de toplumun en az %70-80’inin aşılı olması lazım ki bu hastalığın ortadan kalkması için. Bulaşma zincirinin kırılması lazım. Bulaşma zincirini kırmamız için de aşılanmamız lazım. O nedenle hayata kısıtlayıcı olarak değil de ikna ederek, anlatarak bu insanların aşılanmasını sağlayabiliriz. Sürü bağışıklığı toplumun kendilerine virüsü bulaştırması, doğal yoldan insanların antikor geliştirmesi şekline sürü bağışıklığı diyoruz. Bunu ilk başta İngiltere böyle başlatmak istedi, daha sonra başbakanları koronavirüs hastalığına yakalanınca böyle olmayacak dedi. Onlar da uzun süre kapanmalara giderek bu işi önlemeye çalıştılar. Daha sonra aşı imdatlarına yetişti. Daha sonra açılımlar başladı. İnsanlar biz nasılsa aşılandık, maske, mesafe, temizlik yeterli diyor. Asemptomatik taşıyıcılar oluyor, aşıya rağmen virüs vücutta bir şekilde üremesine devam ediyor. Hastalık yapmıyor ama siz bu durumda bağışıklık durumu zayıf olan insanlarla kalabalık ortamlardaki temasınızla virüsü o kişiye bulaştırabiliyorsunuz. Hastalığı geçiren veya gizli geçiren, asemptomatik geçirenlerin de aşı yaptırmasını öneriyoruz. Bağışıklık için düzenli bir uyku, düzenli beslenmemiz lazım, sigara, içki gibi şeylerden mümkün olduğu kadar uzak kalmamız lazım. Protein, karbonhidrat, şeker, yağ oranlarına dikkat ederek beslenmemiz lazım. Doğal ortamda D vitamini almak bu işin en güzeli. Hem mikropların vücuda girmesini engelliyor hem de D vitamininin bağışıklık üzerinde de etkisi var. Virüsün üremesine de dolaylı olarak engel olabiliyor. Düzenli bir hayat, düzenli bir beslenme, düzenli bir günlük işleri takip etme, maske, mesafe, hijyene dikkat etme, kalabalık ortama dikkat etme ve aşılanma gibi faktörlere de uyarsak bu hastalıktan kişisel olarak daha kolay kurtulacağız.’’ şeklinde konuştu.