Hasetler, fesatlar; vasatlar; kibirler, egolar; benim gibi, sizi de yordu mu?

Güce, paraya pula, makama, kariyere, üne tapınmalardan sıdkınız benim gibi, sıyrıldı mı?

Bilimden, felsefeden, akıldan kopuşun hızlandığını mı düşünüyorsunuz; benim gibi?

Gelin öyleyse bu gün iki dahi fizikçiyle birlikte olalım.

*************************

Stephan Hawking’in şu sözü küpedir kulağıma:

“Ayaklarınız altına değil, yıldızlara bakmayı unutmayın.’’

Günlük rutinin içinde boğulmayın diyor üstat; merak edin, hayal kurun, felsefe yapın, sorgulayın; çıkın dar kalıplardan, ya doğrularınız yanlışsa; eleştirel aklın süzgecinden geçirin her şeyi; gerçeğe sadakat gösterin ve insanı, doğayı, evreni, hayatı elimizdeki en güvenilir yöntem olan bilimsel metotla kavramaya çalışın.

Öğretmen olsaydım ilk derste tahtaya şunları yazardım:

Nereden geliyoruz?Hayatın anlamı ne? Beyin nasıl oluştu,bilinç nedir?

Paralel evrenler gerçek mi? Büyük patlamadan önce ne vardı? İnorganik madde organik maddeye nasıl dönüştü?

Başka dünyalarda hayat var mı? Güneşin yakıtı bitip bir kara deliğe dönüşerek dünyayı yutmadan önce uygarlığımızı bir başka gezegene taşıyabilecek miyiz?

Evrim bizi neye dönüştürecek?

Bu sorular günlük politik, ekonomik sorular kadar ilgi görmese de yaşamsal olanlar asıl bu sorulardır.

 

SOLUK MAVİ NOKTA

Evren bilimci Carl Sagan’ın popüler bilim kitapları başucumda dururlar:‘’Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı’’; ‘’Kozmos’’, ‘’Cennetin Ejderleri’’.Ve filme de çekilen ‘’Mesaj’’ romanı.

Ara ara okurum bunları; hayal gücümü besleyen pusula işlevi görürler.

Soluk Mavi Nokta, Dünya’nın VOYAGER 1 uydusu tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafıdır. Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösterir.

Sagan bu fotoğrafı yorumluyor:

‘’Şu noktaya bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza.’’

********************

Eğer evrenin sonsuz bilgisi içinde, edindiğimiz sınırlı bilgi bizi mütevazı yapmamış ise yüktür.

Bütün okullara Carl Sagan’ın bu metnini asardım yetkim olsaydı ve bütün okul kütüphanelerinde üstadın kitaplarını bulundururdum.