Avusturya’da, Ruslara karşı hasmane bir tavır göstererek ordusunu seferber etti. Doğu hududunda toplanmaya başladı. Bu vaziyet karşısında Edirne de 31 Ocak’ta mütareke yapıldı.

Bu mütareke esnasında Osmanlı devleti zaman kazandı. Ateşkese, Çatalca hattının tahliyesini şart koşup, tahkimatı yapabilme şansını yakaladık kazanılan bu zaman dilimi sayesinde. Yapılan Edirne mütarekesinde imzalanan diğer maddeler daha sonra Ayastefanos antlaşmasının esasını teşkil eder. Rusların bu mütarekeyi yapmaları esasen İngiliz ve Avusturya-Macaristan hükümetlerinin tehdit edici tavırlarından olsa gerektir. Ruslar hiç savaşmadan Çatalca önlerine kadar geldiler. Yukarıdaki tehditler olmasaydı, müzakere ve mütareke kabul etmeyip, doğruca İstanbul'a girecekleri muhakkaktı!.

 13 Şubat’ta İngiliz donanması Çanakkale'den geçerek İstanbul'a geldi. Adalar önünde demir attı. Bu vaziyet Ruslar için müsait olmayan durumlar meydana getirebilirdi. Osmanlıları sıkıştırarak zorla bir sulhname imzalatmaya karar veren Ruslar, öte yandan İstanbul'a gelmiş bulunan İngiltere donanmasına karşı, 14 Şubat’ta bitaraf mıntıkayı geçerek İstanbul surları üzerine doğru ilerlediler. Bunun üzerine Osmanlılar, 23 Şubat’ta Bakırköy, Alibeyköy, Maslak hattına çekilmiş bulunuyordu. Grandük Nikola, karargahını Ayastefanos (Yeşilköy)’a nakletti. Yeşilköy hattı 2 bin kişilik Rus kuvvetiyle işgal edildi. Rusların önce Tekfur Dağı daha sonra, Çatalca hattını ve hemen daha ilerisini işgal etmelerinin sebebi, İngilizlerin karaya asker çıkarmasına karşı çıkmak ve menetmek için hazır bulunmak Osmanlı’ya çabuk ve zorla sulhu kabul ettirmekti. Bunlar olurken, İstanbul’daki ordu mevcudu 40 bin kişiye yükselmişti. Nihayet içinde bulunulan durum bu haldeyken Mart ayının 3. günü Yeşilköy de, Osmanlı devleti ile Rusya devleti arasında sulh imzalandı. Mart ayının sonlarına doğru esirlerin çok büyük kısmı ve yine esirler arasında bulunan Gazi Osman Paşa İstanbul'a geldiler. İstanbul da mevcut olan asker sayısı, 65 bin kişiye yükseldi. Ruslar henüz karşımızdaydı. Ruslar hiçbir zaman bize emniyet etmiyorlardı. Gerek İngiltere gerekse Avusturya devletleri de, bu anlaşmayı kabul etmiyorlardı. Romanya ise, bu anlaşmadan memnun değildi. Nihayet 1878 senesinin 13 Temmuz’unda Berlin’de, kat’i bir antlaşma imza edildi.

ATEŞKES VE SULHÜN ESAS MADDELERİ

 Romanya, Sırbistan, Karadağ'ın istiklal-i tammeleri, Bulgaristan’a ise Osmanlı devletine tabi olarak muhtariyet, Şarkî Rumeli’ye vali tayini Osmanlı devletince yapılmak üzere  imtiyaz verildi. Sırbistan, Karadağ, Yunanistan'a hudutları civarında arazi ilhakı, Rusya’ya Kars, Oltu ve Batum arazilerinin ilhakı, İngiltere'ye hizmetine mukabil Kıbrıs’ın ilhakı/ (kiralanması.m.h), Bosna ve Hersek vilayetlerinin Avusturya askerince işgaline girmesi(bu esasen ilhaktır,fakat bunu örtmek için işgal-i askeri tabiri kullanılmıştır.)

Tenkitlerim Osmanlılar Hakkında: Ruslar, Plevne’yi işgal ettikten sonra Kale-i Erbaa ordusunu ehemmiyetsiz addederek ordularının tamamının Balkanlar’ı dağınık bir şekilde geçmeleri, Kale-i Erbaa’da bulunan Süleyman Paşa ordusu için bir fırsat sayılır. Varsın Ruslar balkanlardan insinler. Süleyman Paşa karşısında bulunan Ruslara karşı şiddetli bir taarruza geçmiş olsaydı, haliyle Rus kolları gerilerinde meydana gelmekte bulunan mühim harekatın neticesini beklemeden aşağı inemezlerdi. Bir kere de Süleyman Paşa galip geldi mi, Ruslar hemen Süleyman Paşa’ya karşı geri dönmeye mecburdular. Çünkü Süleyman Paşa ordusu Rusların gerilerinde manevra yapacak ve kale-i Erbaa gibi emin bir harekat merkezine istinat etmesi gerekecekti.

Başşehir İstanbul’un müdafaası için Süleyman Paşa, ordusunu Rusların karşısına getirmeyi uygun bularak yukarıda anlattığımız gibi harekata cesaret edemedi. Rusların gerilerindeki dağınık gruplarına karşı başarı temin etmeye gözü kesmediğinden bu kuvvetlerle Rusların karşısına çıkıp nasıl iş görebilir?

 Süleyman Paşa madem ki Rusların karşısına geçmeye karar verdi, bu vaziyette kati bir plâna göre hareket etmeliydi. Bu Ruslara kat’i netice alacak bir darbe vurmayı kararlaştırmalıydı. Halbuki birbirlerinden ayrı olarak, Balkan geçitlerinden geçen Rus kuvvetlerine karşı başlangıçta kuvvetini dağıttı. Rusların balkan geçitlerinden gruplar halinde fakat birbirinden ayrı olarak geçecekleri mutlaktı. Bu vaziyet ise Osmanlı kuvvetlerinin, bu gurupların birinin üzerine atılması için bulunmaz bir fırsattı. Eğer Süleyman Paşa, Tırnova – Seymenli mıntıkasında ordusunu toplayıp, Rusların sağ ve sol cenah kollarının harekatını durdurmak üzere Yanbolu ve Filibe’ye birer tümen göndermiş olsaydı, herhalde Rusların merkez kolu serbestçe, Eski Zağra’dan inerken bunların üzerine üstün kuvvetlerle taarruz etseydi, çok büyük bir ihtimalle mağlup edebilir ve bu galibiyetimiz Rusları birbirinden ayrılmış iki parçaya bölerdi. Daha sonra, Yanbolu’dan inen sol cenah kolunun yanına doğru taarruza geçmekte mümkün hale gelirdi. Süleyman Paşanın bu tarz da harekatı halinde en tehlikeli mesele Rusların sol cenah kolunun Yanbolu’dan aşağıya inerek Süleyman Paşanın hudut-u muvasalası (birleşme noktası) üzerinde merkez koluyla birlikte hareket etmesidir ki, bu hale göre herhalde Yanbolu’dan inecek kuvvetin tevkif edilmesi ve o kuvvet inmezden evvel Rusların merkez kolu, Eski Zağra’dan aşağı sarktığı takdirde bu kuvvetin üzerine atılmak icap ederdi. Filibe üzerinden gelen Rus kuvvetlerinin ise, meydan muharebesine iştirak edemeyecek olması dolayısıyla harekatını tehire çalışmak maksadı temin edebilirdi. Fiemanillah. (Haftaya bitecek nasipse!)