Kutuplaşma kavramını son yıllarda sıkça duyuyoruz.

Duymakla kalmıyor, bizzat tanık oluyoruz.

Toplum adeta ikiye bölündü.

'Bizden olanlar ve bizden olmayanlar' diye.

Siyasilerin üslup ve yaklaşımları bu noktaya ulaştırdı.

Bu derin ayrışma birçok sorunu da beraberinde getiriyor.

Farklı düşünenler, ayrı görüş belirtenler, eleştirenler, tepki gösterenlere düşman gözüyle bakılıyor.

Tekdüze bir yaşam oluşturulmaya çalışılıyor.

'Ya bu düzene uyacaksın ya da sen bilirsin' babında subliminal mesajlar veren algı çalışmaları yapılıyor.

Genel siyasetin nasıl işlediğine bakarsak...

Toplumu, büyük kitleleri eğitimsiz ve düşük gelir grubunda bırakmak, yönetmek isteyenlerin ana gayesi.

Yani cehalet ve yoksulluk ile insanların daha kolay yönetilebilirliği üzerinden siyaset yapılmakta.

Ne yazık ki bu çok acı bir gerçek.

Eğitimsiz bırak, işsiz bırak, muhtaç bırak, yardımlarla da hizmet ediyor algısı yarat.

İşte yapılan bu malesef.

Yeni yeni okullar, üniversiteler, bölümler açılmasına açılıyor ama, çoğunun içi boş, kof bir düzeyde kaldığından, verilen eğitim de yeterli olmuyor. Nitelik yerine niceliğin öncelenmesinin sonucu.

Yeterince fabrika da açılmadı. Üretim yok.

Üretimin eksikliği Korona günlerinde anlaşıldı da, bunu gidermek için adımlar atılmaya başlandı.

Cumhuriyet yıllarında açılan ve binlerce insanın çalışıp, üretip, ülke ekonomisine katkıda bulunduğu, ekmeğini kazandığı fabrikalar bir bir kapatıldı. Mevcut tıkır tıkır işleyen sistemler durduruldu. Kapılara kilit vuruldu, işsizlik körüklendi.

İthal ürenlerle bilinçli olarak hazırcı hale getirildik. Tüketim toplumuna dönüştürüldük.

Tarım ve hayvancılık ülkesi, bunları neredeyse yapamaz hale geldi. Kıt kanaat geçinir oldu çiftçimiz.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında öylesine güzel bir sistem oluşturulmuştu ki; eğitimli, kültürlü, çalışan, üreten bir Türkiye toplumu modeli vardı.

Halkın eğitimi, aydınlanması için köylerde köy enstitüleri, şehirlerde de halk evleri kuruldu. Kimsenin diğerinden geride kalması istenmiyordu.

Çiftçi, köylü desteklendi.

Küllerinden doğan bir milletin özgürlüğüne giden yolda, kutlu mücadelenin üzerinden tam bir asır geçti.

O zamanlarda atılan adımların ne denli değerli olduğu daha net anlaşılıyor.

Gelişmiş ülkelerdeki gibi, yurdun dört bir yanında bütün çocuklar aynı düzeyde eğitim alsın, birileri şatafat içinde yaşarken diğerleri yokluk çekmesin, herkes iyi şartlarda yaşasın diye uğraş verildi.

Şimdiki duruma baktığımızda; yollar, otobanlar, hastaneler, binalar yapıldı.

Binaları saymazsak, bunlar da önemli hizmetler elbette.

Yeterli mi derseniz, kesinlikle değil. Bir şeyler eksik. Hem de önemli şeyler.

Zira, insanların daha öncelikli ihtiyaçları var.

Ekmek gibi, iş gibi, aş gibi.

Eşit koşullarda eğitim hakkı gibi.

Adalet gibi.

Daha iyi şartlarda yaşamak gibi.

Köylüsünden işçisine, esnafından memuruna, serbest meslek sahibinden işverenine kadar kimi dinlesek, milletin beli bükülmüş durumda.

Asgari ücretle geçinenler, emekliler, toplumun birçok kesimi geçim sıkıntısı çekiyor.

Asgari ücret normal yaşam standardını karşılayacak düzeye getirilse, emekliler yük olarak görülmeyip hakkı olan verilse, çalışanların durumları iyileştirilse, vergiler normal seviyeye çekilse, hak, hukuk tanımayanlar, milletin sırtından geçinenler bir bir ayıklansa, adalet sağlansa daha güzel olmaz mı.

Sizden, bizden ayrımları kalkmalı.

Liyakat sahibi, çalışan, üreten, hakkını alan, okuyan, soran, sorgulayan bir toplum modeli hedefine odaklanmalı.

Kutuplaşma ve bu siyaset anlayışı ile bir yere varılmaz.

Bir avuç insanın refahı değil, toplumun bütün kesimleri düşünülmeli.

 

 

**********

 

Günün Sözü

 

Düşündüğünüz, söylemek istediğiniz,

söylediğinizi sandığınız, söylediğiniz,

karşınızdakinin duymak istediği,

duyduğu, anlamak istediği,

anladığını sandığı ve anladığı

arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların

birbirini yanlış anlaması için

en az 9 ihtimal var!