Hepimiz çok iyi biliyoruz ki… İyi ve kötünün, güzel ile çirkinin, doğru ile yanlışın hiçbir zaman bir arada olamayacağı gibi… İkiyüzlülük ve çevrecilik  de bir arada olmaz maalesef…

Bu konuda kesinlikle yıllardır bir çelişkiler kaosu yaşıyoruz. Bir yandan Çevre Günleri/Haftaları kutluyoruz, öte yanda evimizden çıkardığımız çöpleri bile geri dönüşüm için ayırma zahmetine katlanmıyoruz.

Çevre için dernekler kuruyoruz ama öte yandan görkemli ağaçların kesilip gösterişli salon mobilyalarına veya lüks teknelere dönüşmesine hiç sesimizi çıkarmıyoruz.

Bir yanda havamız ve suyumuz nasıl da kirleniyor diye nutuklar atıp tepkiler koyarken, öte yandan bu kentte kapkara akan ve iğrenç bir şekilde evsel-sanayi atığı kokan Nilüfer Çayı için gıkımızı bile çıkarmıyoruz.

Denizlerimiz, göllerimiz ve akarsularımız elden giderken; “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığında kalıyor ve de hiçbir tepki vermiyoruz. Mutfak ve banyomuzda gürül-gürül akan musluğa bile müdahale etmiyoruz, sanki bu sular hiç bitmeyecekmiş gibi…

Nasıl bir aymazlıktır bu…Bu ne çelişkidir..?

Demek ki: erdem ve ikiyüzlülük bir arada olmuyor. Çevrecilik de öyle…!

Şu Covid-19’lu günlerde; sanayideki üretim azlığı nedeniyle belki kentler biraz nefes aldı ve hava kirliliği azaldı. Derelere akan kimyasallar geçici olarak yok oldu ama, bu günlerde geçecek ve çevre kirliliği hiç durmadan geleceğimizi yok etmeye devam edecek tabii ki…

 

                          PARANIN MI  YOKSA DOĞANIN YEŞİLİ Mİ..?

Özellikle sanayi bölgeleri çevresinde dumanlar ile kaplanmış kapkara bir gökyüzü, yağla-kirle-mazotla bir çöp merkezine dönmüş Marmara Denizi, içinden kanalizasyon akan dereler, kesilmiş ağaçlar, koparılmış çiçekler, basılmış çimenler ve toplamda yok edilmiş koskocaman bir çevre…

Ama çevrenin bu “İMDAT” sesini duyan kimse olmadı yıllarca ne yazık ki…

Azgınlaşan tüketim hırslarını tatmin etmek için her türlü hakkı ve adalet kurallarını çiğneyen ve de doğayı yok etmeye yönelen farklı bir yaşam anlayışı, ne yazık ki giderek prim yaptı bu ülkede ve dünyanın birçok merkezinde…

Paranın en büyük güç olduğu günümüzde; parası olanın her şeyi yapabileceği konusundaki görüşler de, her geçen gün daha fazla taraftar topladı. Doğanın yeşili yerine paranın yeşilini öne çıkaranlar, para kazanmak için her şeyi geçerli saydılar. Böyle bir anlayışın hakim olduğu bir dünyada/ bir ülkede ve bir kentte: Dünya Çevre Günleri kutlansa ne olur, kutlanmasa ne olurdu zaten…

Ama şimdi devir değişti. Koronavirüs salgını; dünyada birçok dengeyi değiştirebilecek bir merkeze oturdu son 3-4 aydır…Paranın, malın ve mülkün çok işe yaramadığını, önemli olanın SAĞLIK olduğunu anladı herkes bu kısa süreçte…

Dünya: içine yuvarlanmakta olduğu bu ahlaksız yozlaşmadan mutlaka kurtulmak zorundaydı. İşte bu yüzden içinde bulunduğumuz dünyanın bize yüklediği bireysel ve toplumsal sorumluluklarımıza sahip çıkacağımız günlere geldik aniden…

Dünyanın çevresel anlamda bugününü ve çocuklarımızın sağlıklı yarınlarını kurtarmak için…

Kısa sürmesini umut ettiğimiz şu koronavirüs salgını sonrası, yapılacak çok şey vardır artık…

Toplumsal dayanışma ve çevreyi koruma adına da…     

GÜNÜN SÖZÜ: Mars’a ulaşma çabası içindeki insanlar,  ne yazık ki ayaklarının dibinde açan güzel çiçekleri göremez oldular.  (Albert SCHEWEİTZER)

              Kirazlıyayla’da yaşananlara dikkat..!

Yaşadığımız kent Bursa’nın tarıma özel en güzel ilçelerinden biridir Yenişehir…Bereketli topraklara sahip olan bu ilçemizde; başta yeşil sivri biber ve taze fasulye olmak üzere çok önemli sebze ve meyveler yetiştirilmektedir.

Hatta yeşil biber üretimi, yıllardır bu ilçenin büyük ihracat gelirlerinden biri olarak kente hayat vermiştir. Almanya, Hollanda ve Avusturya’da aranan bir marka olmuştur Yenişehir Biberi…

Ama son günlerde  tarım kenti Yenişehir’in adı; bir çevre felaketi ile birlikte de anılır oldu. İlçenin Kirazlıyayla Köyü sınırları içinde kurulmak istenen bir maden tesisi, hem köylülerin, hem ilçedeki çevrecilerin hem de ülkemizin değişik kentlerinde ki doğaseverlerin büyük tepkisine neden oluyor.

Bursa’ya 49 km, Yenişehir ilçe merkezine 11 km. ve İznik Gölü’ne 7 km, mesafedeki Kirazlıyayla Köyü, bir doğa talanı tehlikesini yaşıyor artık…Bir tarafı İznik Gölü’ne bakan, diğer yüzü Uludağ’a çevrili bulunan bu güzel yerleşim biriminde; Lübnan kökenli bir maden şirketi Çinko-Kurşun ve Bakır Zenginleştirme Tesisi kurmak istiyor.

Özellikle köylerine böyle bir tesisin kurulmasını istemeyen köy kadınları, oldukça dirençli bir şekilde tesisin yapılmasına engel olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Kesilen yüzlerce ağaca karşı duran Kirazlıyaylalılar, bu doğa katliamının durması için yoğun bir şekilde mücadele veriyorlar.

Bakalım…Yenişehir Kirazlıyayla’da kazanan kim olacak..?