Yaklaşık on beş gündür gündemimizde en üst sırada yer alan, korku imparatorluğunun yeni lideri, sözde yüzlerce, gerçek sayılara göre binlerce kişinin canını alan Corona virüsü, insanlık için büyük bir tehdit durumunda. Çin’in Wuhan kentinden yayılan ve tüm dünyayı korkutan inleten bu virüs, Dünya Sağlık Örgütü tarafından uluslararası kamu sağlığı acil durumu kararı alınmasını sağladı.

Virüsten korunmak için maskeler, koruyucu kıyafetler giyen Çin halkı, Wuhan kentinde sokakları boşaltmış bulunmakta.

Çin’den binlerce kilometre uzakta; evindeki televizyondan haberleri izleyen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ise koltuğunda uzanarak Çin halkına ahkam kesiyor; ‘’Eeee her bulduğunuzu yerseniz sonunuz böyle olur. Yarasa, yılan, böcek yerseniz işte böyle virüsle cezalandırılırsınız.”

Milyarlık ülke olan Çin’i genelleme yaparak nakavt etmeye, saf dışı bırakmaya çalışıyor Mehmet ağamız. Dünyanın neredeyse yarısını oluşturan Çin nüfusunu, belli bir kesim yarasa, böcek yiyor diye eleştirmek bir tür ırkçılık değil de nedir?

Peki soralım malum sorumuzu; ‘’Corona virüsü mü daha tehlikeli, yoksa ırkçı insanoğlu mu?’’

Hepimiz insanız.

İnsanlık tarih boyunca birçok ölümcül hastalıkla uğraştı. Çoğunlukla bu hastalıklar yine insan eliyle meydana geldi. Orta Çağ’da veba hastalığı yine insanoğlunun yapmış olduğu büyük bir hatadan kaynaklı yayıldı ve Avrupa nüfusunun yarısından fazlası canından oldu.

Zamanla akıllanan ve teknolojik açıdan gelişen insanlar bu sefer laboratuvar üzerinden hastalıklar üretmeye başladı ve binlerce kişinin canına mal oldu. Domuz gribi, Kırım Kongo kanamalı hastalığı ve niceleri birçok kişinin son nefesini verme sebebiydi...

Gün gelecek, domuz gribi, Kırım Kongo kanamalı hastalığı gibi Corona virüsünü de yenecek insanlık. Belki birkaç ay, belki birkaç sene içinde bu virüs yok olacak ve nice başka virüsler insanlığın başına bela olacak. Kendi elleriyle yarattıkları hastalıklar binlerce kişinin canını alacak ve sonrasında bir tedavisi bulunacak. İnsanoğlu kendi kendini, kendi kardeşini yaratmış olduğu virüslerle boğazlayacak, modern bir Habil – Kabil olayını naklen ve yüksek kaliteli görüntülerle takip edeceğiz.

Başlıktaki sorunun cevabına gelirsek... Kibir ve ırkçılık yüzyıllardır çözemediğimiz, gitgide büyüyen ve daha da tehlikeli hale gelen birer insanlık ayıplarıdır.

Tolstoy yüzyıllar öncesinde kibir üzerine bu sözü söylemişti; “Kibir ve inat bir kişinin kendini önce mükemmel görmesini sonra da sonunu oluşturur.”

Corona veya bir başka ölümcül hastalık bile eninde sonunda tedavi edilebilir. İnsanlık, her zaman büyük felaketlerden ya az ya da büyük yıkımlarla kurtulmuştur ve bundan da kurtulacaktır. Ancak, kibir ve ırkçılık her zaman daha büyük yıkımlar ve felaketleri doğurur.

Sayın Zülfü Livaneli 30 Ocak 2020’de şu sözleri sarf etmişti; “Faşizm Corona’dan daha tehlikeli bir virüs.”

Ülkemizin aydınlarından birisi olan Zülfü Bey’in bu tespiti şapka çıkartılacak cinsten. Yenilmeyecek ve tedavisi bulunmayacak bir tıbbi virüs yok. Yenemeyeceğimiz, kökünü kurutamayacağımız en tehlikeli virüsler ise; kibir, ırkçılık ve faşizm.

Günümüzde bile Hitler, Mussolini gibi faşizan diktatörlerin binlerce hayranı olması, kanla beslenenlerin sayısının artması, canilerin sayısının artması bize faşizmin daha da güçlendiğini gösteriyor.

 

Varsın sonumuz Corona’dan gelsin...

İçimizde kibir ve ırkçılık, gittiğimiz yol faşizm olmadıktan sonra ölüm nereden vuracaksa vursun bizleri...