Köşe yazarlığının güzel yanlarından biri; nitelikli, iyi insanlar tanımama olanak sağlamasıdır. Mesela Doktor Betül Kuyucu gibi.

Dostluğuyla onurlandığım, şehrimizin en önemli aydınlarından olan Jinekolog Doktor Betül Kuyucu Bursa 68’liler Platformu sözcülüğünü de yürütüyor.

Bir dönem Bursa Tabip Odası’nda yöneticilik yapan Kuyucu, muayenehanesini 7 yıl önce kapatmış ama özgürlük ve demokrasi mücadelesinin emekliliği olmaz tabii.

***********************

Betül Kuyucu’nun,1939 İstanbul Tıp Fakültesi Mezunu olan babası Pratisyen Doktor Ali Rıza Kuyucu ile çekilmiş fotoğrafı; gördüğün en güzel baba kız fotoğraflarından.

Ricam üzerine bana yolladığı ve yazımda yer alan fotoğrafta Betül Kuyucu, 9 yaşındayken yitirdiği babasının, kucağına oturmuş; ellerini boynuna dolamış. Baba kızsevgi dolu bir neşe içindeler; yanak yanağalar; ışıltılı gözlerle bakmışlar objektife.

Evlat veya baba sevgisi yaşamak; böyle sarmaş dolaş bir görüntü oluşturmak; hayatın onca kederi, zorluğu içindeinsanın içini ısıtan bir huzur kaçamağı.

***********************

Kuyucu sohbetimizde, babasının hayatını yazmak istediğini söyledi. Ne iyi olur. Hatıraların yazılmasına değer veririm. Bunu aslında hepimiz yapmalıyız.

CUMHURİYETİN SAĞLIK ATILIMLARI

 

Betül Kuyucu cumartesi günü Facebook’ta çok güzel bir yazı paylaştı.

Kuyucu’nun yazısıyla sizi başbaşa bırakıyorum.

***********************

Covid-19 salgını tedavisinde hastanelerimizin ve sağlık çalışanlarının başarısı üzerine birkaç söz..

Bu başarıyı İLK OLARAK cumhuriyetin sağlık alanında yaptığı atılımlara ve o dönemde kısıtlı imkânlara rağmen sahada özveriyle çalışan hekimlere borçluyuz. Daha 1920’lerde, 30’larda Sağlık Bakanlığında trahom, frengi, sıtma, verem, çiçek gibi yaygın hastalıklar için ayrı daireler, kurumlar oluşturulmuştu. Devlet bu gibi hastalıklar için ücretsiz ilaç temin etti. Uzun yıllar bu tarama ve tedaviler devam etti. Verem Savaş Dispanserleri en uzun yaşayan kurum oldu. Bu kurumlara bağlı hekimler ve kurumların olmadığı yerlerde hükümet tabipleri köy köy gezerek hem muayene edip tanı koydular, hem de defalarca hastaların ayağına giderek ilaç dağıtıp, iyileşinceye kadar takip ettiler. Çoğu zaman kendilerine de sıtma bulaştı, aileleriyle birlikte günlerce nöbetler geçirdiler. Ama bu hastalıkların neredeyse kökü kazındı.

***********************

Bunlardan biri de benim babamdı. Sabah yola çıkar, akşama kadar köyden köye gezerek mesaisini bitirirdi. Bazen personelin, yoruluyoruz, 1 günde 1 köye gidelim dediğini ama benzinden ve zamandan tasarruf etmek için ve haketmediği harcırahı almamak için bu teklife hayır dediğini bilirdik…

O yoksul yıllarda, az sayıdaki hekim ve sağlık personeli tarafından halk çiçek, verem gibi birçok hastalığa karşı aşılandı.

2011 de kapatılan Hıfzıssıhha Enstitüsü sayesinde kendi aşımızı yaptık, hatta başka ülkelere bile yetiştik.

***********************

SAĞLIKTA İKİNCİ ATILIM, halk sağlığı bilincinin öne çıkarılması ve 'kamusal sağlık' hedefi gözetilerek 1961’de başlatılan, kısaca sağlıkta sosyalizasyon diye adlandırılan uygulama ve bu kapsamda tüm yurtta, köylere kadar açılan Sağlık Ocaklarıdır. Bu kurumlar o yıllarda birçok ülkede olmayan aile hekimliğidir aslında. Bence Köy Enstitülerinin sağlık alanındaki karşılığıdır. Koruyucu hekimliği önceleyen bir felsefesi vardır. Bir dönem ufak bir kasaba sağlık ocağında çalışmış olmaktan gurur duyuyorum.

Anadolu’da lojmanlarıyla birlikte inşa edilerek, sağlık personelinin barınma sorunu da çözülmüştü. 60’lardan 2000lere, kapatılıncaya kadar, herbiri kendi bölgesinde aşılama, gebe ve çocuk takipleri vsvs işleri ev ev gezerek yapmış, çıkan salgınların, hatta salgına neden olan sorunlarının çözümünü sağlamıştır. (örnek: Bir köydeki sağlıksız kanalizasyonun yetkililerle beraber düzeltilmesini sağlayarak, oradaki hepatit salgınını bitirmiştik). Tedaviler, okul taramaları, gerektiğinde okullarda seminerler, adli hekimlik... Hepsinin bu kurumlarda başarıyla yapıldığının canlı tanığıyım. Reform diye sunulan bugünkü aile hekimliklerinden çok fazlasıdır.

Ayrıca, 60’lardan itibaren, tıp fakültelerinin, ebe, hemşire, sağlık memuru yetiştiren okul ve fakültelerin artışı, son yıllarda azalsa da eğitim kalitesinin yüksekliği, yeni devlet hastanelerinin yapılması uygulamadaki bazı aksaklıklara rağmen sağlık sistemimizi güçlendirdi.

Özetle 80’lerde başlayan sağlıkta ticarileşme, son 15-20 yıldaki bilinen gerilemelere rağmen, bugünkü pandemide sağlık kurumlarımızın, çalışanların başarısı bugünkü sistemin DEĞİL, geçmişimizdeki "kamucu, halkçı" anlayıştan bugünlere kalan miras sayesindedir...

***********************

Ruhu şad olsun Cumhuriyet’in halkçı aydını Doktor Ali Rıza Kuyucu’nun.

Doktorlarımıza, sağlık çalışanlarımıza, eczacılarımıza minnettarlıkla.