Geçen hafta PKK’nın Başbağlar katliamının ve Sırpların Srebzenika katliamının yıl dönümleriydi. İnsanın insanlıktan çıkışını anımsadım; ürperdim.

Tarih dediğimiz şey acılarla, kanla dolu maalesef.

**************************

Gün geçmiyor ki insanın hayvanlara uyguladığı şiddete,işkencelere ilişkin bir haber okumayayım.

Kanımı donduran son haber şuydu, muhtemelen sizde duydunuz:

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) sosyal medya hesabından diyordu ki:"HAYTAP'a gelen ayı katliam ihbarları bitmiyor. Şimdi de 2 ay kadar önce avcıların karıştığı başka bir kıyımın görüntüleri bizlere ulaştırıldı. Bizim ilk tespitlerimize göre yer Trabzon’nun Of ilçesine bağlı Ağaçseven köyü. Her iki şüphelinin de 4915 sayılı yasaya muhalefetten ayrı ayrı 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası almaları, silahlarına el koyulması gerekiyor. Pazartesi günü HAYTAP avukatları bu defa Of Savcılığı'na başvuru yapacak"

 

AYI OYNATICISI

 

Ayıları,bu asil hayvanları severim; onlara ilişkin bilgim arttıkça sevgim de yoğunlaştı.

Haberi okuyunca, çocukluğuma gittim; ayı oynatıcıları geldi aklıma.

Hisar sokaklarında arada bir ayı oynatıcılar belirirdi. Burnundan zincirle bağlı olan hayvan onca bitkinliği içinde sokak sokak gezdirilir; elinde defi ve sopası olan ayıcı onunla gösteri yapardı.

Ayıcı bazen zavallı ayının eline defi, sopayı tutuştururdu. Ayı dans eder, sopayı tutup ayağa kalkar, sopanın etrafında döner, selam verir, bayılmış numarası yapar, elini gözlerine kapayıp utanma pozu takınırdı.

Sonrada ayıcı,defi,izleyenlere uzatır para toplardı.

O çocuk aklımla bu hüzünlü gösteriyi izlemeden duramaz ama ayıya da acırdım.

**************************************************

Neyse ki 'Ayılara özgürlük Projesi' kapsamında 1994 yılında sokaklarda insanlar tarafından dans ettirilirken toplanan 64 ayı, doğal ortamlarında yaşamlarını sürmesi için Türkiye'de tek olan Karacabey Ovakorusu Ayı Barınağı ve Rehabilitasyon Merkezi'ne getirildi.

Bu bölümü kapatırken Jean-JacquesAnnaud’un yönettiği Ayı (L'ours) filmini önereyim; sinema tarihinin en güzel, en duygusal hayvan filmlerindendir

 

ÇOCUKLUK ARKADAŞIM HAYVANLAR

 

Hisar’daki erik ağacı bahçeli evimizde hayvanlarla büyüdüm. Ne büyük şans.

Annemin muhabbet kuşu Mavi; köpeğimiz Ateş; sokak kedileri; kümesimizdeki tavuklar, horoz; karıncalar, arılar..

Erik ağaçlarının üstünden İvazpaşa’ya uçan karga sürülerinin kanat sesleri kulağıma geldi bu satırları yazarken.

Kargalar bazen bahçede dolaşıp yiyecek ararlardı. Kışları kara gazete serip üstüne ekmek peynir ufalayıp annemle beslerdik onları.

Ve ilk söylediğim kelime kargaymış. Bu simsiyah kuş bana çok renkli görünür.

Mahallemizden geçen satıcıların at ve eşeklerini; faytonlardaki atları;at arabalarına koşulmuş atları; kimi komşularımızdaki akvaryum balıklarını da eklemeliyim çocukluk arkadaşlarıma.

Sapanım olmasını hiç istemedim. Bir gün mahallede çocuklar sapanla serçe vurmuştu; onun narin bedeniyle çırpına çırpına öldüğünü görmüş; eve koşup kusmuştum. Nasıl tir tir titredim ağladım.

O benim bir canlının ölümüne ilk tanıklığımdı.

******************

Kargalarla, serçelerle; uzaktan ötüşünü duyduğum hep merak ettiğim guguk kuşuyla; İbrahim abinin terasında beslediği güvercinlerle geçti çocukluğum Hisar’da… O güvercinler içinde  ‘’Oynar’’ veya ‘’Akkanat’’ adıyla anılan ünlü Bursa güvercini de vardı.

Kuşları bir başka severim bu yüzden.

Bu günlerde muhabbet kuşu alacağım. Artık Lutrino mu olur; Albino mu olur, yoksa Açık Yeşil Muhabbet Kuşu mu?

İklim krizi derinleşiyor, küresel ısınma artıyor. Denizlerde, karada, ormanlarda hayvan türleri hızla yok oluyor.

İnsan; rantçılıkla, aç gözlülükle; doğayı, dünyayı, hayvanları ve kendini yok oluşa sürüklüyor.

O kitabı bir daha anımsatayım; ne olur alın okuyun:

’Altıncı Yok Oluş’’,  Elizabeth Kolbert. Okuyan Us Yayınları.