Kitap okuma alışkanlığı edindiğim çocukluk yıllarımdan bu yana; doğada, bahçelerde, parklarda, kumsallarda, göl kıyılarında, ormanlarda, kırlarda;çimlerin, çiçeklerin, ağaçların, börtü böceğin içinde; ister güneşli olsun havalar ister yağmurlu, karlı; kitap okumaya bayılırdım.

Arabama atlar; doğaya kitap okumaya kaçardım. Uygun bir yer buldum mu açılır kapanır sandalyeme oturur; yanımda getirdiğim meyvelerden tada tada, termostaki çayımı limonatamı yudumlaya yudumlaya;doğanın ışığıyla, kokularıyla, sesleriyle, renkleriyle çevrelenmiş olarak kitap okumak nasıl da açardı zihnimi; okuduğum her şeyi kolayca kavrardım.

En çok da çime oturup sırtımı bir ağaca verip; toprak kokusunu içime çeke çeke satırların arasında gözlerimi gezdirmeye tutkundum.

Bahçeli bir evde büyümenin mutlaka büyük rolü var bunda.

Şimdilerde; şu soğuk gri, şu çok katlı,şu iç içe geçmiş; insanların yalnızlığını koyultan apartmanlarda ve sitelerde insanın okuma hevesi de sönüyor.

Evet filmlerle ve müziklerle dolu günlerim; ama, acıyla fark ettim ki az kitap okuyorum son zamanlarda. Oysa neredeyse üç günde bir kitap bitirirdim ben.

Şiirlerle başladım tekrar okumaya; umarım kavuşurum eski tempoma.

 

SEVGİLERDE

Çok sevdiğim Nilüfer Gençlik Parkı’ndayım…

Sabahın ilk ışıkları yüzümde, saçlarımda inceden esen yel; elimde Behçet Necatigil’in ‘Sevgilerde’ şiir kitabı var. Arada termostaki çay eşliğinde simidimi yiyorum.

İçime işliyor dünya edebiyatının en güzel dizelerinden bir bölümünü içeren ‘Sevgilerde’ adlı olağanüstü şiir:

‘’Sevgileri yarınlara bıraktınız/ Çekingen, tutuk, saygılı./ Bütün yakınlarınız/ Sizi yanlış tanıdı. / Bitmeyen işler yüzünden/ (Siz böyle olsun istemezdiniz)/ Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi/ Kalbinizi dolduran duygular/ Kalbinizde kaldı. / Siz geniş zamanlar umuyordunuz/ Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek./Yılların telâşlarda bu kadar çabuk/ Geçeceği aklınıza gelmezdi. / Gizli bahçenizde/ Açan çiçekler vardı,/ Gecelerde ve yalnız./ Vermeye az buldunuz/ Yahut vaktiniz olmadı.’’

Söylenememiş aşklar; yarım kalmış sevdalar; yitirilen duygular; sevdiğiyle evlenememe; aradığı aşkı bulamama; anlaşılamama, yalnızlaşma, kalbi yoran özlemler, ayrılıklar, engeller.

‘’Sevgileri yarınlara bıraktınız’’ diyor şair.

‘’Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek’’ diyor şair.

‘’Gizli bahçenizde açan çiçekler’’den söz ediyor şair.

Ve şu sarsıcı dize: ‘’Yılların telâşlarda bu kadar çabuk/ Geçeceği aklınıza gelmezdi.’’

*********************************

Aşkın zamanı şimdidir, şu andır. Sonsuz şimdi. Aşk daimadır; sevilen birtanem değil tek tanemdir; birini sevmeye başlamışsanız hayatınız kurtulmuştur; aşk sonsuzluğu başlatır;sevgi emektir;  geçen zamanla artar yoğunlaşır, değerlenir; biriken anılarla, birbirinin tanığı olmayla ömre kök salar.

Kalabalık şehirlerde kapana kısılmışız.

Çok hızlı hayatlar yaşıyoruz; telaşlar, koşturmalar. Bir acelecilik, bir zamana sığamama;daima biryerlere, bir şeylere yetişme hali. Görevler, sorumluluklar.

İnsan kendine kalamıyor, ömrünü kaçırıyor; onca koşturma içinde kendine yine de yetişemiyor.

Tüketim toplumu döngüsünde; kar, rant, güç elde etme çabası; sahip olma, mal mülk edinme hırsı; kariyer tutkusu; mevki makam budalalığı; roller, statüler, hiyerarşiler.

Kapitalizmin en büyük hilelerinden biri; düşünmeye, kendimiz olmaya vakit bırakmaması; hep bir belirsiz yarın için şimdiyi ertelemeye zorluyor bizi düzen.

*********************

Yavaşlamalı; şimdi sevmeli, şimdi söylemeli sevdiğini, şimdi yaşamalı aşkı, dostluğu.

Kendine geç kalmamalı; ömrünü çaldırmamalı insan.